Thriller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Thriller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lucy

Genre : Action, Sci-Fi, Thriller
Director : Luc Besson
Year : 2014

Bu son filminde Luc Besson tamamen kendi tarzının dışında bir Nolan, bir Aronofsky gibi beyin yapımızdaki sırları ve onun gerçek potansiyelini anlatmaya çalışıyor demek isterdim. Ancak bu Nolan-ofsky anlatıya pek de uygun düşmeyen Nikita ruhu 25 yıl aradan sonra bu filmde de kendini göstermiş.

Adını lekeleyen komedilerden kurtulması ve Under the Skin’den sonra Scarlett’i tekrar bir bilim kurguda görmek mutluluk verici. Keşke yalnızca drama ve bilim kurgularda yer alsa çünkü vücudu aksiyon filmleri, suratı komediler için uygun değil. Artık filmleri tek başına sürüklemesine alıştığımız yetenekli oyuncuya bir başka usta isim Morgan Freeman ve Oldboy’un başrolü Min-sik Choi eşlik ediyor.


Aksiyon filmlerinin hiçbir değer taşımadığını sayısız kez tekrar etmişimdir. Maddi değeri belki de en yüksek olan aksiyon filmleri aslında tüm genre’lar arasında en ucuz olanıdır. Filmin Sci-fi tarafı olan beynin kullanımı ve Luc Besson’un ‘’Ya böyle olsaydı…’’larını merakla takip etmeme rağmen filmin Jason Stathamvari yapısı Lucy’yi, artsy’likten sığlığa doğru kaydırmış. Bu nedenle ilgi çekici bir fikirle yola çıkılmasına rağmen film için övgü dolu sözler kullanmak pek de mümkün olmuyor. Güçlü bir cast’ı ve başarılı bir kurgusu olan bu ilginç idealı film bana sürekli reklamlarla bölünüyormuş hissi verdi. Ne gerek vardı Japonya’ya Çin’e mafyaya, ne gerek vardı bu kadar chasing sahnesine veya uyuşturucuya Bessoncuğum?
Filmin giriş kısmı itibariyle sci-fi ve crime’dan bir süper kahraman filmi bile yaratılabilirdi ama yine de son dönemde yaptığı filmlere bakılırsa Besson için iyi bir deneme.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6.5

                          6.6


The Loved Ones

Genre : Thriller, Horror
Director : Sean Byrne
Year : 2009

2000’li yılların The People Under the Stairs’ı ile karşı karşıyayız. Kendisine benzer sayısız torture filmine göre pek artısı olmasa da Avustralya Sineması’nın o alışılageldik sinematografisi bu filmde de izleyiciye güzel sahneler bahşediyor. Yönetmen Sean Byrne’dan dikkat çekici bir debut.

Bir ergen filmi olarak başlayan The Loved Ones okul balosunun eve taşınmasıyla çehresini değiştirip bir korku filmine dönüşüyor. İçinde hiçbir bağlantı barındırmayan havada kalmış filmleri sık sık eleştiren biri olarak The Loved Ones’taki her şeyin bağlantılı olması durumunu şikayet edemeyeceğim. Bu aşırı ‘’bağlantılılık’’ biraz gerçek dışılığa yol açsa da tüm sevilen parçaları bir arada kullanan Sean Byrne’ın senaristliği de benden geçer not almayı başardı. Her şeye rağmen The Loved Ones, gore ve torture sub-genre’larından hoşlananlar için vurucu bir film olsa da bu genre’ları yalayıp yutan fanatikler için son derece soft bir film olarak görülebilir.

Özetle Kasey Chambers dinlemekten kafayı yemiş bir gencin süslenmiş püslenmiş hikayesi.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6

                                         6.5

X - The Ward

Genre : Horror, Thriller
Director : John Carpenter
Year : 2010

DVD'sindeki extra'lara bakmak ve röpörtajlar yerine filmin nasıl doğduğunu en gerçekçi haliyle benim ağzımdan dinlemelisiniz. Bu senaryoyu yazan (tahminen kardeş olan) Michael ve Shawn Rasmussen'ler aslında John Carpenter'ın ellerini bağlayıp mahsende işkence yaptılar. Arkalarından sallamak istemiyorum ama belki meşrebine göre sayısız kere büyük ustaya tecavüz ettiler. Bunun üzerine Carpenter ''Sizinle hesaplaşmamız beyaz perdede olacak. Gününüzü göreceksiniz!'' demiş olacak ki Rasmussen'lerin yazdığı bu ***** senaryoyu tüm çıplaklığıyla izleyiciyle buluşturmuş. Bu size inandırıcı gelmedi mi? Tamam, tekrar deniyorum. Halloween gibi bir filmden sonra The Thing'i de yaratan üst insan uzaylıların bile dikkatini çekmeye başardı. Gezegenlerden birinde hadi adı da Türkiye olsun İmparator Öz Hakiki Yeşil Sıvı gezegeninde hiç iyi sinemacılar yetişmediğinin farkındaydı. Her cuma bakanlarıyla yaptıkları sinema gecesinde dostlarına 4. kez Halloween'i seyrettikleri sırada ''Tez getirin şu adamı buraya! Bizim gezegenimiz de sanatla tanışsın!'' demiş ve Carpenter için yakalama emri çıkarmış. Bunun üzerine polis güçleri uzay mekiklerine binip 90'lı yıllarda Carpenter'ı kaçırma planları yapmaya başladı. Yerine koyacakları robotun tamamlanmasıyla beraber asıl Carpenter'ı mekiğin bagajına atıp ışık hızıyla uzaklaşmışlar. Yani artık elimizde olan ya işkence görmüş ve silah zoruyla böyle filmler çeken bir Carpenter ya da Carpenter'ın birebir kopyası olan bir robot. Bu ikisi dışında herhangi bir teoriyi kabul etmiyorum.

Film, 743. kez işlenen ve artık kabak tadı veren bir temele dayanmaya çalıştığı için oyunculuk kabiliyeti sınırlı olsa da güzelliğiyle oynadığı kötü filmleri bir nebze yukarı çekmeye başaran Amber Heard'ü bile yutup içine çekmiş. Zaten çevresindeki figürandan bozma oyuncular filmin nasıl bir tadı olduğunu açılış sahnesinde bile hissettirmişti. Film 30. dakikadan sonra öyle bir yola girdi ki devamı ne şekilde gelişirse gelişssin türe hiçbir yenilik katmayan, kendinden önceki filmlerden otlanan saçma bir film olacaktı ve öyle de oldu.

John Carpenter'ın en kötü filmi olan The Ward'un tüm yapabildiği ani ses ve görseller ile izleyiciyi korkutmaya çalışmak.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 1.5
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3


                          3.0

Snowpiercer

Genre : Action, Thriller, Sci-Fi
Director : Bong Joon-ho
Year : 2014

Yeni bir distopik filmle karşı karşıyayız. Dünyanın donması üzerine hayatta kalan son insanların sürekli hareket eden bir tren içerisinde yaşamlarını sürdürmesi gibi güzel bir ideayla yola çıkan ekip, geçen yılın en çok ses getiren filmlerinden birine imza attı.

Senaryodaki açıklara gözlerimizi kapatıp, senaryo kurgusundaki bazı zamanlama hatalarını görmezden gelirsek yaratılmak istenen dünyayı daha çok sevebiliriz. Filmde canibalism ile ilgili anılar bile o kadar geç ortaya çıkıyor ki kendi adıma ben, çoğu zaman filmde kötü olarak lanse edilenlerin tarafını tuttum. Senaryodaki twist'ler yüzünden iyinin ve kötünün yer değiştirmesine alışık olsak da senaryo kurgusunun bu kadar hatalı olduğuna ilk defa tanık oluyorum. Bir sonucu elde etmek için olmayacak şeyleri akla yatkın olmadan ''zorlama'' yoluna değinmeyeceğim bile. Çünkü onlar da bu senaryoda bolca mevcut. Tüm bu sorunlara berbat geçen son 10 dakikayı da eklersek harika bir fikir olarak doğan Snowpiercer; Chris Evans hariç iyi kadrosuna ve başarılı yönetmeni Bong Joon-ho'ya rağmen yalnızca ''evet, izlenebilecek bir film.'' olarak kalmış.

Vizyon filmi imajı veren film adına, Chris Evans'a, fikir olarak güzel olsa da senaryolaşmış hali berbat olan script'ine rağmen Snowpiercer eğlenceli vakit geçirmenizi sağlıyor. Ancak yönetmen Bong Joon-ho'nun başarısı hariç her olumlu yorum bu filmi biraz over-rate etmek demektir.

ps: Zaten gün gibi ortada olmasına rağmen yaklaşık 287 kere trendeki yapının gerçek hayata ve trenin dünyaya benzetilmesi Snowpiercer'ın gerizekalıya anlatır gibi anlatım içeren filmlere örnek olmasını sağlamış.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7

                            6.7

The Babadook

Genre : Horror, Thriller, Drama
Director : Jennifer Kent
Year : 2014

The Babadook'u horror genre'sına sığdırmaya çalışmak hem filme hem türe karşı haksızlık olur. Bu film alıştığınız korku filmlerinden biraz daha farklı. Korku filmlerinin olmazsa olmaz detaylarının birçoğu yok ya da yeterli seviyede değil. Ama istediğiniz The Shining gibi dozu yükselen bir gerilime sahip sinematografisi ile dikkat çeken bir film ise The Babadook tam size göre.

Başroldeki Essie Davis filmi belirli bir seviyenin üstüne taşımayı başarmış. Fiziksel görünüşü, mimikleri ve tavırlarıyla bana Requiem for a Dream'deki Ellen Burstyn'i anımsattı. Elbette bir Ellen Burstyn olmak her baba yiğidin harcı değil ama bir korku filminde bu kadar dikkat çekici bir performans sergilediği için Essie Davis'i de kutlamak gerekiyor. Filmin başlarında ölse de kurtulsak dediğimiz oğlu Samuel de iyiydi. İzleyeni bu kadar rahatsız edebiliyorsa çocuk da görevini layıkıyla yapmış demektir. Onun bu filmdeki şansızlığı annesinin zirve yapması oldu.

Jennifer Kent yazdığı senaryoyla fikri izleyiciye bırakmış. Aslında tam olarak her şey ortada ama %1'lik de olsa bırakılan pay bazı izleyicilerin kafasında soru işaretleri bırakabilir. Hoşuma giden kısmı elbette metafor kullanımı oldu. Hoşuma gitmeyen ise bazı senaryolardaki zorlama yazarlık bu senaryoda da var. Susamışsan su içersin ama hikayenin devamını bağlamak için o karaktere su içtirilmiyorsa bu biraz akış için zorunluluk metodu oluyor ve bana rahatsızlık veriyor. Gerekirse filmin yarısından çoğu değiştirilmeli ve karakterlerin gerçekleştirdiği ''akla yatkın olmayan tercihler'' filmden kaldırılmalı. Yönetmenliğini senaristliğinden daha çok beğendim. Yarattığı atmosfer fazlasıyla iyiydi. Farklı açıları ve ışık kullanımıyla her geçen dakika bizleri daha da çok gerdi.

İlk uzun metrajıyla karşımıza çıkan Avustralyalı Jennifer Kent için iyi bir debut.

ps: Böyle bir senaryonun title'ında anagram kullanmak kimsenin aklına gelmezdi. Filmin title'ında anagram kullanmasından dolayı Jennifer Kent'i tebrik ediyor, aslında 7 olan naked eye puanını 1/2 puan yükseltiyorum.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 7.5

                              7.1

Gone Girl

Genre : Drama, Mystery, Thriller
Director : David Fincher
Year : 2014

Hikaye biraz klişe olsa da bilindik şeyleri bilinmedik yollarla anlatmak farklılıktır. Eski filmlerine bakarsak bu filmde de bazı fincherlıklar görebilmemiz mümkün ama Gone Girl için en kısa tanım sanırım: Yumuşatılmış Fincher.

Belirli bir açıdan bakarsak yönetim ve teknik kararları nedeniyle David Fincher'ın muhtemelen en zayıf filmi olabilir. TV programları, hayranlar ve hatta selfie'lerin böyle bir filmde bu şekilde yer alması filmin harika bir film olamamasını daha pre-production aşamasındayken garanti etmiş. Ancak bir diğer açı da, kendi kendimize günümüzde best-seller olan bir kitabın ne kadar sanatsal olabileceği sorusunu sorabilmek üzerine kurulu olabilir. Fincher'dan beklediğim kadar karanlık olsaydı zaten best-seller olamazdı. Ya kitaba daha çok müdahale etmeliydi ya da kitapta olduğu gibi toplumla kalmalıydı. İki görüşü birleştirirsek Fincher yaratmayı sevdiği atmosferik dünyaya ve bunu yaparken kullandığı iyi kurgusuna Gillian Flynn'in dünya insanları tarafından kolay anlaşılan ve çokça sevilen kitabını yerleştirdi. Ya da vice-versa. Sonucunda çıkan şey ise 80'lerde ve 90'larda sıkça karşılaştığımız Drama-Thriller türü filmlere benzemiş. Film isimleri vermem biraz spoiler'a girebileceğinden siz Glenn Close veya Nicole Kidman'ın karakterlerine Sharon Stone tavırları ekleyerek bazı anımsamalar gerçekleştirebilirsiniz. Özellikle son dönemde oyunculuğunu beğendiğim filmin Michael Douglas'ı olan Ben Affleck'i ise Gone Girl'de pek beğenemedim. Daha önce hiçbir iyi performansına tanık olmadığım Rosamund Pike'ı ise çok beğendim ki muhtemelen bu filmdeki performansıyla birçok ödül kazanır.

Özetle tıpkı filmde olduğu gibi senaryo da yönetim de oyunculuk da çift taraflıydı. Bir tarafı yazı bir tarafı tura olan filmde turayı seçtim ve tura biraz daha fazla geldi.

* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 7.5


                            8.0


Under the Skin

Genre : Drama, Thriller, Sci-Fi
Director : Jonathan Glazer
Year : 2013

Birinin sinema filmi birinin fotoğrafçılık olduğunu düşünürsek benzer tempolarından dolayı Tree of Life gibi bir filmle bu filmi kıyaslamak fotoğrafçılığa övgü, sinemaya ise büyük bir hakarettir.

Glazer'ın filmde bize sunduğuyla farklı bir konumlandırma istediği apaçık. Başlarda kişisel tatmin filmi gibi gelen Under the Skin bilinçaltından kendine bir yol bulup saykodelik tavırlarla ilerliyor. Dakikalar ilerledikçe geçtiği yollarda minik ipuçları bırakıyor. Bu minik ipuçlarını takip etme isteğinizin nedenlerinden biri sizi gerçekten bir yere götürebilme ihtimali. Diğer bir neden ise filmin akıl almaz müziği. Hiçbir şey için olmasa bile müziği için izlenebilecek bir film. Bu nedenle film bittikten sonra kendinizi original score'u tekrar dinlerken bulursanız lütfen garipsemeyin. Emin olun ''bu dünyada'' yalnız değilsiniz.

İlk bir saati hiçbir yere bağlanamayan Under the Skin'i bu zaman zarfında sinematografi, müzik ve Scarlett götürüyor. Pasta sahnesinden sonra gelişen her olayda ise önceden herhangi bir anlamı bulunmayan imgeler bile anlam kazanmaya başlıyor. Önceden herhangi bir anlamı bulunmayan diyorum çünkü bu filmi izlemeden önce afişteki yıldızlara ya da filmin trailer'larına bakmadım. Her zaman dile getirdiğim gibi film posteri ve trailer gibi detayları mümkün olduğunca görmezden gelin. Bunlar sanatın ticari boyutudur. Sanat ticaret değildir. Sanat başlar ve 90 dakika sürer. Spoiler vermek istemiyorum ancak keşke filmin afişinde herhangi bir yıldız kullanılmasaymış. Evet, belki filmde anlatılmak istenen benim anlamak istediğimle aynı değil. Durum böyleyse bile kitabın yazarı, uyarlayan, senaryolaştıran her kim varsa farkında olup ya da farkında olmadan en metaforik hikayelerden birini anlatmış. Hatta belki de dış görünümün ve ne kadar yüzeysel olduğumuzun altını birkaç kere çizmek istemiş.

Under the Skin'in dikkat çeken tarafları olan ucu kısmen açık senaryosu, müzikleri ve sinematografisine rağmen bilinmezlerle donatılmış çözümleme isteyen bu gibi filmlerin beni yormasını isterim. Under the Skin beni hiç yormadı. Ancak tam bilinmez bölümün gereğinden fazla uzun tutulması filmin aşırı dibe inmesine ve sıkıcı gözükmesine neden oldu. Bu kadar dibe inmiş bir filmin de en tepeye çıkması pek mümkün değil.

İster Tarkovsky ister Lynch'e benzetin.
Ama bu aşırı belirsiz filmi bize 100 dakika boyunca izletmeyi başaran adamlara lütfen saygı duyun. Uzun süre sonra Glazer gibi sinemacıları görmek çok güzel. Indie'lerin realist, komedilerin absürt, gerilimlerin bilinmez olduğu dünyayı seviyorum.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 9


                            8.0

Gravity

Genre : Sci-Fi, Thriller
Director : Alfonso Cuarón
Year : 2013

Yönetmen fabrikası Meksika'nın dikkat çekici isimlerinden biri olan Cuaron, Children of Men'den sonra tekrar bir Sci-Fi ile karşımızda. 2013 ve 2014'te hiçbir ödül töreninden eli boş dönmeyen Gravity, 90 dakika süren klostrofobik bir gerilim.
 

100 milyon dolarlık bir film bütçesi rağmen yalnızca Sandra Bullock ve George Clooney'den oluşan kamera önünü fark edince aslan payının kamera arkası ve özellikle muhteşem modellemeleriyle CGI ekibine gittiğini düşünmek pek de yanlış değil. Diğer tüm uzay filmlerinden farklı olarak bu 3D görüntülerin tamamı Bullock ve Clooney ile etkileşim içerisinde. Bundan önceki bilim kurgularda uzay mekiğinin yalnızca uzaydaki devinimini görüp ''Harika!'' dediğimizi düşünürsek, Cuaron ve ekibinin ortaya koyduğu film türdeşlerinden sinematografi ve bilgisayarla yaratılan görseller açısından çok daha önde.

Son dönemin iyi filmlerinden bir tanesi olan Gravity'de, yalnızca bir durumu anlatmak yerine 80-90 dakikalık bir eklenti ile birlikte daha iyi bir giriş ve dolayısıyla izleyiciye daha fazla duygu verebilirdi. Bu set-up kısmındaki yüklemeler filmin başlangıcı için değil halihazırda var olan izlediğimiz kısımların etkilerini artırırdı. Gravity bu haliyle bazı yönleri vasat bazı yönleri çok kuvvetli bir film.


* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                            7.9



Wake in Fright

Genre : Drama, Thriller
Director : Ted Kotcheff
Year : 1971

Sinefil bir dostunuza ''Sinema tarihinin en çok alkol tüketilen filmi hangisidir?'' şeklinde bir soru sormak isterseniz sorunuzun doğru yanıtı büyük olasılıkla Wake in Fright olacaktır. Filmde öyle yüksek boyutlarda bir alkol tüketimi var ki izlerken siz de içmek zorunda kalabilirsiniz. Wake in Fright kafkaesk duruşu ve ''Into the Wild mantığı'' ile sorumsuzluğu bir habit haline getirme üzerine kurulu bir film.

Kangurulu sahnelerde irite olabileceklere önceden hatırlatmak isterim ki kullanılan görüntülerin hepsi gerçek ancak yaşanan olaylar ve gerçekleşme şekilleri kurgu. Filmi izledikten sonra siz de Avustralya Sineması'nın mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen Wake in Fright'ın  biraz over-rated olduğunu düşünebilirsiniz ancak bu kadar beğenilmesinin nedeni o dönem Avustralya'da 7. sanatın pek iyi durumda olmaması olabilir.

Sevmekle sevmemek arasında gidip gelebileceğiniz, belli kalıplara sığdırılmaması gereken, yönetmen koltuğunda ''Rambo''nun mimarı Ted Kotcheff'in oturduğu ve Scorsese'nin hakkında olumlu şeyler söylediği ilginç bir film.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6


                            6.2



Argo

Genre : Drama, Thriller
Director : Ben Affleck
Year : 2012

The Town'la bizleri şaşırtmayı başaran, her geçen gün saygı duyulan bir kişiye dönüşen Ben Affleck'in 2013 yılı Oscar'larına damga vurduğu filmi Argo, İran-Türkiye-ABD-Kanada dörtgeninde geçen bir politik gerilim. Gerçek hayatlardan yaratılan hikayeleri, yakın tarihi ve dönemsel footage'ların film içinde kullanılmasını seviyorsanız Argo'yu da seveceksiniz. Başlangıçta durduğumuz nokta politika, yönetim ve yakın tarihe ilgi olarak ne kadar uzak ise sonunda varacağımız nokta da 10 tam puanın o kadar uzağında olacaktır. Bu bir sanat da olsa içinde yoğun politika ve tarih barındırdığı için Fransız fizikçi Pierre Duhem'in yazdıklarına göre bu filmin de herkes tarafından beğenilmesi pek mümkün değildir. Bana göre ise Argo için oluşan farklılıklar iyi-kötü ikilemi yerine iyinin derecelendirilmesi olmalıdır.

Cast'ın ve yaratılan gerilimin sonuna kadar ayakta tuttuğu film ending credits'te oyuncularımızın oynadıkları gerçek kişilere benzerliğini izlediğimiz sahne ile son buluyor. Bizi de yakından ilgilendiren iki ülkenin yakın tarihte yaşadıklarını bir sanat eseri değil de bir tarih kitabı olarak değerlendirebiliriniz. Elbette yazarın öznel anlatımıyla sahnelenen oyun tarihin gerçekleriyle %100 örtüşemez ancak tarih de tamamen öznellik üzerine kurulu değil midir?

Oscar'ı hak etti mi bilinmez ama Argo görülmesi gereken parasının hakkını veren eğitici ve öğretici bir film. Teşekkürler Ben Affleck ve tabii teşekkürler Planet of the Apes!

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5


                                7.5



Aliens vs. Predator 2

Genre : Sci-Fi, Action, Fantasy, Thriller
Director : Colin Strause, Greg Strause
Year : 2007

Sürpriz bir şekilde -yer yer- hoşça vakit geçirmemizi sağlayan ilk AVP'ın kaldığı yerden hikayeye devam eden AVP2'yu iki serinin fan'ları için de hakaret olarak niteleyebiliriz.

Düzinelerce Alien'ın hep birlikte değil de 6 saniyede bir sırayla saldırmasının nedeni gencimizin kullandığı silahın reload süresi. Bahsettiğim bu genç başrol. İnanın bu filmde başrolü belirlemek bile imkansıza yakın. Bu projede imzası olan müthiş Strause Brothers sayesinde kimin Alien, kimin Predator hatta kimin insan olduğunu anlayamıyorsunuz. Thomas Edison'un kulaklarını fazlaca çınlatacağınız düzeyde bir ışık kullanımı mevcut. İlk AVP'a göre tek artısı ise cast'ında. Oyuncu kadrosunda dublajlanmış bir İtalyan oyuncu yer almıyor.

7 filmdir korkuyla beklenen olay sonunda gerçekleşiyor. Alien'larımız Dünya'da! Peki bu filmden sonra nam-ı diğer Strause Biraderler'i Alien'ların en bol olduğu gezegene ışınlama görevini kim üstlenecek?

* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3


                                2.9



Predator 2

Genre : Sci-Fi, Thriller, Action
Director : Stephen Hopkins
Year : 1991

Paranız varsa aksiyon filmi çekmemeniz için hiçbir neden yok. Birkaç silahlı çatışma ve birkaç kovalamaca sahnesi ile olayın üstesinden gelebilirsiniz. Başrol için ünlü bir isme gidip bu ismi imaj transferi için kullanabilir, sanat adına hiçbir şey ortaya koymadan tıpkı ilk filmdeki gibi paranıza para katabilirsiniz. Predator 2'nun da ilk film gibi olduğunu sanmıştım, yanılmışım. Serinin 2. filminde Lethal Weapon'da parlayan Danny Glover başroldeyken yönetmen koltuğunda daha sonra ilginç filmlere imza atan Stephen Hopkins oturmuş. Bu filmin de iyiliği kötülüğü tartışılabilir ancak kim ne derse desin ilk filmden daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek.

Arnold Schwarzenegger'den sonra Danny Glover'ın performansı göz kamaştırıcıydı. Aksiyon sahnelerinin hakkını veren Glover mizahıyla da filme neşe katmış. İlk filmdeki belirsizlikler yerini daha kolay bir anlatıma bırakmış. Bilinmezliklerle dolu Predator karakteri, bu 2. filmde verilen bilgiler sayesinde filmdeki karakterlerde olduğu gibi izleyicede de hayranlık uyandırıyor.

Çok daha iyi sci-fi'ler ve daha iyi aksiyonlar varken yolunuz bir şekilde Predator'lara düşerse mutlaka tercihiniz bu, sequel'i olsun.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                               6.2


Predator

Genre : Action, Sci-Fi, Thriller
Director : John McTiernan
Year : 1987

Maymun anne-babanın insanlar tarafından kaçırılıp yetiştirilen çocukları Arnold Schwarzenegger'in başrol olduğu ve çoğu zaman Alien'la kıyaslanan sci-fi filmi Predator gelmiş geçmiş en over-rated filmlerden bir tanesi.

''Sci-fi yapacağız ama paramız bol ve Arnold'ımız var, biraz çatışma sahnesi eklesek hiç fena olmaz.'' diyen producer'ları sayesinde filmin ilk yarım saati yaşanan her şey spordaki ''hazırlık maçları'' niteliğinde. Tamamı ormanda geçen film kalan sürede ape ağızlı Arnold ve silah arkadaşlarının bir Predator ile ölüm kalım mücadelesini işliyor. Title'a adını veren Predator'ımız bana; insan fiziğinde, Batman kadar zengin, hayvan özellikleri taşıyan bir uzaylı gibi geldi. Yani Arnold Schwarzenegger ile birçok ortak noktaları mevcut.

Uyanıkken beni rahatsız etse de uyurken hiç rahatsız etmeyen filmin müziği Alan Silvestri imzası taşıyor. Berbat oyunculuklardan yorulup, uykuya dalmayı tercih eden benim için filmde beğenimi kazanan tek nokta bu oldu. Belki bu kadar övülmese ve hatta sinema filmi yerine bir TV filmi olsaydı daha sempatik gelebilirdi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5


                                 5.0



Alien Resurrection

Genre : Sci-Fi, Action, Thriller
Director : Jean-Pierre Jeunet
Year : 1997

Jeunet ve Joss Whedon'ın olaya el atmasıyla beraber dibe vurmuş seri gözle görülür biçimde aşama kaydetmiş. Whedon'ın yarattığı mizah Jeunet'nin tarzıyla uyumlu olduğundan ilk defa komedi aromalı bir Alien filmi ile karşılaşıyoruz.

Alien 3'te alien'larımıza duymaya başladığım sempati bu filmle beraber tavan yaptı. Resurrection'da sizi üzen sahneler arasında insan ölümleri yer almıyor. Tüm hikayeye bakarsak da alien'ları insanlara tercih ettiğimi söylebilirim. 

İlk filmi es geçersek Weaver'ı ilk defa beğendim. Winona Ryder için aynı şeyi söylemem mümkün değil. 500 dakikalık uzun Alien yolculuğunda Ron Perlman'ın oynadığı karakter ve bu filmdeki Weaver'ın umursamaz ve alaycı tavırları sayesinde garip ama zaman zaman gülümsedim. Kimilerine göre yanlış tercih olan Jeunet'nin kara mizahını bu filmde hissebiliyorsunuz. Bu film bir sequel olsaydı Jeunet için ben de yanlış tercih diyebilirdim çünkü Alien'ının kemikleşmiş kitlesi Jeunet'nin ortaya koyacağı işi yadırgayabilirdi. Ancak Fincher'ın (berbat senaryo sayesinde) batırdığı seriyi tekrar canlandırmak istenmişse ki öyle, Jeunet'nin fazlasıyla iyi bir tercih olduğu ortada.


Weaver'ın kolundaki dövmenin anlamını ortaya koyan etkileyici sahne ve garip bir şekilde bizi üzen bir başka sahne için ekibe teşekkürler. Yolun açık olsun Alien!

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                                  6.6



Aliens

Genre : Sci-Fi, Action, Adventure, Thriller
Director : James Cameron
Year : 1986

İlk filmde zayıf seviyede de olsa hissedilen korku bu filmde yerini çılgınca bir aksiyona bırakıyor. Bu aksiyonu bol film için senaristliğe soyunan James Cameron muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi aksiyon filmi senaryolarından birini ortaya çıkarmış. Daha önce hiçbir aksiyon senaryosunda bu kadar oturaklı çatışmalar görmemiştim. James Cameron yarattığı bu çılgın gösteri ile sizi son dakikaya kadar koltuklarınıza çivilemeyi başarıyor. Bolca kan, android kanı ve asit  görmek istiyorsanız antolojideki favori filminiz ikinci film olan Aliens olmalı.

Kapitalistlerin yarattığı koloniden haber alınamamasıyla başlayan heyecan yaklaşık 100 yaşındaki Ripley'in belalı gezegene geri dönmesine neden oluyor. Bu kez yanında taşımacılık yapan mürettebatı yerine bir düzine asker var. Bir devam filmi olması nedeniyle beklentilerinizi ufak tutmayın çünkü James Cameron'ın Alien'ları neredeyse original Alien'a kafa tutacak seviyede.

* Casting, Acting : 6
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8


                                7.6



Deathtrap

Genre : Thriller, Mystery, Comedy, Crime
Director : Sidney Lumet
Year : 1982

Ira Levin'in oyunundan beyaz perdeye aktarılan Deathtrap'in yönetmen koltuğunda efsanevi Sidney Lumet oturuyor. Cast'ta ise oyun yazarı Sidney Bruhl rolündeki Michael Caine'e öz hakiki Superman Christopher Reeve eşlik ediyor. Bu 2 isim dönemin en popülerlerinden olsa da Deathtrap hiçbir zaman gündeme gelmedi, gelemedi. Bunun nedeni belki kısıtlı screening, dar dağıtım ağı ya da sonradan oluşan hukuki sorunlar olabilir. Yıllarca İngilizce, altyazılı ve kaliteli bir versiyonunu beklediğim film, Lumet'nin en unutulmaya yüz tutmuş eseri olabilir.

Zaman zaman film içinde film senaryolarıyla karşılaşıyoruz. Deathtrap ise film içinde oyun. Hatta film içinde oyun içinde oyun da denilebilir. Birçok twist'i bulunan Deathtrap, gitgelleriyle kurşunu bitmek bilmeyen bir silah gibiydi. En kuvvetli özelliği olan senaryosunun bu kadar zorlanması ise beni memnun etmedi. Bu durum, Death Trap adlı silahın zaman zaman tutukluk yapmasına neden oldu. ''Sanat, sanat içindir.''i de aşıp sanat yazarın kişisel tatminidire döndü. Plot her ne kadar başta parıldasa da film sonunda izleyici koltuğundan yorgun ayrılıyor.

Tamamı tek mekanda geçen film kafanızda birkaç soru işareti bırakabilir. Farklı olmaya çalışan ve bunu başaran nadide bir Ira Levin-Lumet eseri.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                                6.7


Fatal Attraction

Genre : Drama, Romance, Thriller
Director : Adrian Lyne
Year : 1987

80'lerin klasiklerinden biri olan Fatal Attraction Douglas, Close ve Archer'ı bir araya getiriyor. Şimdilerde 70 yaşında olan Douglas'ın hala karizmasından ve harika saçlarından bir şey kaybetmemesi sinir bozucu. Filmde sinir bozuculuk görevini üstlenen ise Glenn Close. Sizi o kadar rahatsız ediyor ki film boyunca ölmesini istiyorsunuz. Rahatsız edici hiçbir kare olmamasına rağmen bu kadar nahoş hissettirmek de filmin thriller yanının ne kadar kuvvetli olduğunun bir kanıtı. Thriller'ın en çok tutan kullanım tekniği olan Hitchcockian tarzını benimseyen Lyne, bir yasak aşk adamı olduğunu daha sonra yönettiği filmlerde de kanıtladı.

Film, biraz obsesif biraz aşık bir kadının neler yapabileceğini 2 saat içinde bize anlatıyor. Bu şekilde oluşan üçgenlerle ilgili filmler birbirinin tekrarı gibi gözükse de öncü filmlerden biri Fatal Attraction'dır. 


Çekildiği yıllarda hayatta olmayan gençler mutlaka izlemeli. 80'lerin çocukları ise bu filme illa denk gelmiş, ''Aşk bu mu yani?'' ya da ''Geber artık kıvırcık!'' demiştir.

Sonlarına doğru kız olduğunu öğrendiğim çocuk adına üzülüyor, tatlılar tatlısı köpeğin yanaklarından öpüyorum.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5


                              7.2


Srpski film (A Serbian Film)

Genre : Mystery, Thriller, Horror
Director : Srdjan Spasojevic
Year : 2010

Bilmem kaç ülkede bilmem kaç kere yasaklanan, tüm sıradışı ''philia''ları bünyesinde barındıran sindirilmesi güç bir film. Sırp sineması bu doğrultuda devam eder mi bilmem ama yönetmen Spasojevic'in aynı şekilde devam etmesini umuyorum. Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Tekrar ediyorum: Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Farklı düşünen insanlara her daim sanatın ihtiyacı vardır.

A Serbian Film, midesi hassas olanlara ve 18 yaşından küçüklere uygun değil. Snuff filmlere aşina olanlara çıtır çerez gibi gelebilir ancak kurmaca torture'lara oranla biraz aşırılık söz konusu. Tabii filmdeki cinsellik oranının neredeyse bir porno ile eşdeğer olduğunu da belirtmeliyim. A Serbian Film'deki bazı sahneler sinema tarihinde karşılaşılmamış ve hatta belki gerçek hayatta bile duyulmamış olabilir. Tüm bu rahatsız ediciliğine rağmen film, bilinmeyenlerin bolluğu ve güzel müzikleri ile sizi kendisine bağımlı yapabiliyor. İtiraf etmek gerekir ki ben de ekrandan gözlerimi ayıramadım. Film devam ederken bi' 20 dakika boyunca ''Oğlum bu ne ya!'' dedim. Daha sonra bu söz öbeği yerini ''Ya sen ne diyorsun ya!''ya bıraktı. Film size sayısız ünlem veriyor ve siz de gelen ünlemlere ünlemle karşılık veriyorsunuz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor ve film sona erdiğinde iyi ya da kötü onun etkisi altında kalıyorsunuz. 


Büyülü ve kendine has olan A Serbian Film, izleyiciden kaçmak istiyor ama kaçanın kovalandığının da farkında.

* Casting, Acting : 7
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5


                                      7.1


Miller's Crossing

Genre : Crime, Thriller, Drama
Director : Joel Coen, Ethan Coen
Year : 1990

Coen'lerin kalbur üstü filmlerinden bir tanesi olan Miller's Crossing bir gangster filmi. Ufak tefek eksiklerini görmezden gelirsek Miller's Crossing'te bir Brezilya dizisi sezonunda görebileceğiniz kadar ihaneti 2 saat içinde görebilirsiniz. Bu ihanetleri güçlü diyaloglar ve kusursuz sinematografiyle harmanlayan Coen'ler, bana 70'lerin sinemasında bulunan dingin ama içi fazlasıyla dolu havayı vermeyi başardı.

Dürüstlükten uzak karakterleri nedeniyle etiği bize sorgulatan film, kendi içinde de etik kavramını birçok defa sorguluyor. İyinin ve kötünün sürekli konum değiştirmesi, güçlünün bir anda güçsüz kalması ve hikayeye dahil olan tüm karakterlerin hikaye içinde bir işlevi olması düşük tempolu ama ilgi uyandırıcı bir film yaratılmasını sağlıyor.

Tüm bunlara ek olarak Coen'lerin bu artsy gangster flick'i Miller's Crossing'in içinde, filmin aranan adamı John Turturro'nun tamamen ücretsiz verdiği oyunculuk derslerini görebilirsiniz.

* Casting, Acting : 9
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7

* Naked Eye : 7.5

                               7.9


La Piel que Habito (The Skin I Live In)

Genre : Drama, Thriller
Director : Pedro Almodóvar
Year : 2011
 

The Skin I Live in Almodovar'ın en iyi filmlerinden bir tanesi. Eğer hala izleyip izlememeye karar veremediyseniz filmle ilgili hiçbir enformasyonu almadan direkt filmi izlemenizi öneririm.

Almodovar'ın diğer yönetmenlere göre en büyük avantajı sürekli iyi senaryoları yakalayabilmesi. Storytelling'i o kadar kuvvetli ki gerilim içeren kadın-erkek ilişkilerini ondan iyi anlatabilecek pek az kişi vardır. Oyuncu performanslarıyla ödülleri toplayan filmin bir başka dikkat çekici özelliği de uyarlama olan senaryosuydu. Filme unique bir hava kazandıran senaryoyu kusursuz şekilde yöneten Almodóvar, gittikçe ciddileşen anlatımıyla süre ilerledikçe sizi koltuğunuza sabitlemeyi başarıyor.

Her zaman olduğu gibi bu filmi de hakkında hiçbir şey bilmeden, araştırmadan izledim. Horror tag'ine kanıp sakın bir korku filmi olarak izlemeyin. Bu film bir korku filmi değil. Büyük bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Ben filmden beklediğim her şeyi aldım. Hatta beklemediklerimi de...

* Casting, Acting : 8.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8.5


                              8.5