Genre : Horror, Mystery
Director : David Hackl
Year : 2008
Vizyondayken yarıda bırakıp çıkmak zorunda kaldığım filmi yorumlamak ancak 7 yıl sonra gerçekleşebildi. Neredeyse tüm crew'u izleme fırsatı bulduğumuz Saw 5'ın çıkarımı ''bireyselcilik yerine toplulukçuluk tercih edilmelidir'' olmalı.
Jigsaw ölmüş olsa da bir türlü Saw filmlerinden kopartılmıyor. Seriye yeni bir soluk getirmek için bayrağı devralan Hoffman'ın Jigsaw gibi ''iyi'' bir kötü adam olması mümkün değil. Jigsaw'un bir katil olmadığı cümlesini tüm Saw filmlerinde sayısız kere duyuyoruz ancak Hoffman tıpkı Amanda gibi yakaladığı insanların tercih yapmasına fırsat vermeyip tüm tercihleri onlar adına kendisi yapıyor. Serinin son filmlerinde gerçekleşen bu durum yüzünden Saw daha çok ''kim daha güzel öldü?'' ya da ''kimin oyunu en vahşi olanıydı?'' türü bir seriye dönüştü. İlk 5 film içinde en kötü senaryoya sahip olan Saw 5'da Strahm-Hoffman hikayesi filmi ayakta tutan en önemli etkendi. Diğer 5 kişinin diyalogları da, aralarındaki bağlantı da seyirci için bir türlü önem teşkil edemedi. Başrollerin dışındaki grubun ölüp ölmeyecekleri merak eden izleyici sayısı tüm dünyada bir elin parmaklarını geçmez.
Kötü bir se7en ile kötü bir Cube'un miksajıyla oluşmuş orta şekerli bir korku filmi.
* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5
5.3
Mystery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mystery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Av Mevsimi
Genre : Crime, Drama, Mystery
Director : Yavuz Turgul
Year : 2010
Bay Eşkıya Yavuz Turgul'un son filmi 16 yaşındaki bir kızın katledilmesiyle başlıyor. Hikaye klasik bir katil kim filmi gibi dursa da bu cinayetin araştırılması sırasında cinayet masası polislerinin özel hayatlarında yaşadıkları filmi benzerlerinden az da olsa farklı kılıyor.
Av Mevsimi'nin güçlü bir cast'ı var. Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Çetin Tekindor ve Melisa Sözen gibi isimleri bir araya getirmek önemli bir başarı. Ancak performanslar isimlerin gücüyle doğru orantıda değildi. Şener Şen ve Okan Yalabık ''idare etti''. İkisinin de daha iyi performanslarına tanık olmuştuk. Çetin Tekindor için yorum yapmayacağım çünkü bu kadar ünlü bir oyuncunun başrol olarak lanse edilmesi ve 1 saat ekranda görülmemesiyle ilgili ne yazsam spoiler'a girer. Bu tercih için inanınılmaz hatalı bir casting diyebilirim. Bunun benzeri hatalı casting'ler korku filmlerinin başrollerinde ünlü kullanımıyla gerçekleşir. Düşük bütçeli bir korkunun başrolüne bir ünlüyü koydunuz mu zaten senaryonun nasıl akacağını da izlemeden ele vermiş olursunuz. Hem filmi hem cast'ı kurtaranlar ise kağıtta zincirin en zayıf halkaları olarak görülen Cem Yılmaz ve Melisa Sözen oldu. Onların güçlü performansları filmi izlenebilir kıldı.
Senaryoda kabul edilemeyecek hatalar vardı. Melisa Sözen'in canlandırdığı karakter Asiye'nin elektrik kesildikten sonra yaşadığı karakter değişimi ancak bir exorcism ile açıklanabilir. Ne buna meyil edildi, ne izleyenin buna hazırlanması sağlandı. Asiye'nin içine bir kötü ruh girdi ve Asiye 2 saatlik filmin 2 dakikası boyunca başka biri olmak zorunda kaldı. Aslında kızın hiçbir suçu yok. Bu kötü ruhun adı Yavuz Turgul. Asiye'nin bahsettiğim sahnesi senaryo bu şekilde devam etmeli diye film içindeki akla mantığa sığmayan 2-3 sahneden biriydi. Bir diğeri Pamuk'un annesinin öylesine muhabbet edilirken 25 saniye içinde kan vermekten bahsetmesi oldu. Ancak ve ancak bu sahne çok daha uzun tutulsaydı bu durum akla mantığa yatkın olabilirdi. Ve tabii yine Türkiye'de asla gerçekleşmeyecek Çetin Tekindor'un son sahnesi var. Lisansta 3. sınıfa giden sinema öğrencilerinin de yazdıkları senaryolar hep bu şekilde sonlanır. İşte bu 3 saçmalık yüzünden fena bir film olmayan Av Mevsimi'ni sevebilmem mümkün olmuyor. Pek derine inmeden her verileni alırsanız güzel bir film gibi gelebilir ancak üzerinde biraz düşününce kabul edilemez bir yapısı olduğunu fark ediyorsunuz. Ayrıca Ferman'ın eşi de Hasan'ın özel hayatı da çok havada bırakıldı. Filmin süresi biraz daha uzun tutulup hepsi bir şekilde bağlantılı hale getirilebilirdi.
* Casting, Acting : 7
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5
6.3
Original Sin
Genre : Drama, Mystery, Romance
Director : Michael Cristofer
Year : 2001
Pulitzer ödüllü oyun yazarı Michael Cristofer'dan şehvetin nelere yol açabileceğini anlatmak isteyen ama bunu doğru şekilde aktaramayan bir sinema filmi denemesi.
Yönetmen adayımız Michael Cristofer sinemaya atıldığı için o kadar heyecanlanmış olacak ki kullandığı iki garip teknikle kafamı karıştırmayı başardı. Bunlardan ilki son derece yanlış yerlerde kullanılan slow motion'lardı. Sinemada en doğru şekilde olan slow motion kullanımı o anın geçmek bilmezliğini aktarmak için olanıdır. Bunun dışında devinimi yüksek sahnelerde gerilimi yükseltmek için de kullanıldığı sıkça görülür. Banderas sağa sola bakarken neden slow motion kullanıldığını gerçekten anlamadım. Bunun dışında bir de dudak fetişizmin izleyicinin gözüne sokulması sorunu vardı. Çatışma sahnesinden çıkışta da dans sahnesi bitince de insanlar uyanınca da Angelina Jolie'nin dudaklarına yakın çekim girme gereği hissedilmiş. Diyalog'ların kalitesizliğinin de etkisiyle ister istemez izleyicinin gözü Jolie'nin dudaklarına kayıyor. Ve şunu dile getirmeliyim ki bence Angelina Jolie'nin dudakları filmin en başarılısıydı. Asıl adam olan Banderas o kadar silik kalmış ki 1.5 saat boyunca neden bir figüranı ekranda tutmuşlar hissine kapılabilirsiniz. Banderas'tan rol bile çalmayı başaran dudaklara herkes saygı duymalı.
İlk yarısı neden ve nasıl sorularını sormanıza yol açan senaryonun ikinci yarısı izleyicide alışkanlık yaratmış olacak ki tüm mantıksızlıklar normal gelmeye başlıyor. Aşk ve şehvet için Uganda'dan Cuba'ya oradan Fas'a Japonya'ya giden kahve zinciri sahibi ve yarım yamalak da olsa bünyesinde farklı kişilikler barındıran bir kadın ve onun oyuncu aşkı. Bu kadar akla yatkınlıktan uzak ve bu kadar bol twist'e sahip olmasına rağmen bu kadar tahmin edilebilir bir senaryo yazmak yetenek ister.
Original Sin'in elle tutulabilir tek yanı olan oyunculuk (sahne sanatçılığı) kısmı biraz daha filmde yer bulabilseymiş ve Banderas yerine başka gençlere rol verilip yönetmen değişseymiş belki producer bunun yarısı kadar zarar edebilirmiş. Film bu haliyle izleyici için yalnızca kayıp bir 90 dakikayı ifade ediyor.
* Casting, Acting : 4
* Script : 4
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 4
3.9
Director : Michael Cristofer
Year : 2001
Pulitzer ödüllü oyun yazarı Michael Cristofer'dan şehvetin nelere yol açabileceğini anlatmak isteyen ama bunu doğru şekilde aktaramayan bir sinema filmi denemesi.
Yönetmen adayımız Michael Cristofer sinemaya atıldığı için o kadar heyecanlanmış olacak ki kullandığı iki garip teknikle kafamı karıştırmayı başardı. Bunlardan ilki son derece yanlış yerlerde kullanılan slow motion'lardı. Sinemada en doğru şekilde olan slow motion kullanımı o anın geçmek bilmezliğini aktarmak için olanıdır. Bunun dışında devinimi yüksek sahnelerde gerilimi yükseltmek için de kullanıldığı sıkça görülür. Banderas sağa sola bakarken neden slow motion kullanıldığını gerçekten anlamadım. Bunun dışında bir de dudak fetişizmin izleyicinin gözüne sokulması sorunu vardı. Çatışma sahnesinden çıkışta da dans sahnesi bitince de insanlar uyanınca da Angelina Jolie'nin dudaklarına yakın çekim girme gereği hissedilmiş. Diyalog'ların kalitesizliğinin de etkisiyle ister istemez izleyicinin gözü Jolie'nin dudaklarına kayıyor. Ve şunu dile getirmeliyim ki bence Angelina Jolie'nin dudakları filmin en başarılısıydı. Asıl adam olan Banderas o kadar silik kalmış ki 1.5 saat boyunca neden bir figüranı ekranda tutmuşlar hissine kapılabilirsiniz. Banderas'tan rol bile çalmayı başaran dudaklara herkes saygı duymalı.
İlk yarısı neden ve nasıl sorularını sormanıza yol açan senaryonun ikinci yarısı izleyicide alışkanlık yaratmış olacak ki tüm mantıksızlıklar normal gelmeye başlıyor. Aşk ve şehvet için Uganda'dan Cuba'ya oradan Fas'a Japonya'ya giden kahve zinciri sahibi ve yarım yamalak da olsa bünyesinde farklı kişilikler barındıran bir kadın ve onun oyuncu aşkı. Bu kadar akla yatkınlıktan uzak ve bu kadar bol twist'e sahip olmasına rağmen bu kadar tahmin edilebilir bir senaryo yazmak yetenek ister.
Original Sin'in elle tutulabilir tek yanı olan oyunculuk (sahne sanatçılığı) kısmı biraz daha filmde yer bulabilseymiş ve Banderas yerine başka gençlere rol verilip yönetmen değişseymiş belki producer bunun yarısı kadar zarar edebilirmiş. Film bu haliyle izleyici için yalnızca kayıp bir 90 dakikayı ifade ediyor.
* Casting, Acting : 4
* Script : 4
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 4
3.9
2001 : A Space Odyssey
Genre : Mystery, Sci-Fi
Director : Stanley Kubrick
Year : 1968
Bırakın Jüpiter'i ve Evren'i Soğuk Savaş'ın bileşenlerinden Uzay Yarışı bile yeni yeni başlamışken ve oda büyüklüğünde bilgisayarlar kullanılırken yapıldı bu film. Kitabın yazarı Arthur C. Clarke'a, bir sci-fi klasiği yarattığı için Kubrick'e, onu etkileyen Nietzsche'ye ve bu kadroya bir şekilde dahil olan Strauss'a teşekkürler.
Bugün Interstellar ve Gravity gibi sci-fi'lerde bile 2001'in etkilerini görmek mümkün. 2001 : A Space Odyssey için kolaylıkla, çığır açan bir klasik demek mümkün ancak bırakın en iyi filmi en iyi sci-fi demek için bile Brazil, Alien, The Fly, The Thing ve hatta Star Wars (burada fantasy olarak ele almıyorum) gibi filmleri ve/veya serileri görmezden gelmemiz lazım. Aklıma öncelikle gelen bu 5 film de sci-fi öğeleri taşıyan filmler. Ve her ne kadar bu film için klasik tanımını yapsam da 2001'i yukarıdaki 5'liyle kıyaslamam mümkün değil. 5'i de bu filmden daha başarılı. Ancak dönemsel olarak incelersek tıpkı aynı yıl vizyona giren Planet of the Apes gibi 2001'e de şapka çıkarılmalıdır. Çünkü bu gibi filmler bilimkurgu genre'sını 50'lerdeki elin de ekranda gözüktüğü yaratık maketlerinden alıp bu türü görsel ziyafete, hayal gücüne ve üzerinde yorumlanması muhtemel öykülere taşıdı.
Bu kadar iyi yorumdan sonra gelelim izleyiciye kabir azabı gibi gelebilecek filmin temposuna. Tempo bazen verilmek istenen duyguya vesile olabilir, evet. Yavaş ya da hızlı devinim metafor olarak bile kullanılabilir, evet. Verdiğim bu örnekleri Haneke ve Tarkovsky'den de hatırlayabiliriz. Burada beni asıl rahatsız eden günümüzde görsel açıdan son derece sıradan gelebilecek bir uzay mekiğinin uzayda süzülüşünün filmin %45'ini kaplaması değil diyelim, buna da tamam. Bunu, bir tercih olarak beğenmesem de hadi yine kabul ettim diyelim. Ancak bölüm geçişlerindeki title'ların bile ekranda neredeyse 1 dakika süreyle durması beni gerdi. Zaman zaman tahammül edilemez boyutlara ulaşan film herkes ölse de bir an önce kurtulsak dedirtebilir.
Evrimiyle, Monolith'iyle, boyutlarıyla ve duygusal bilgisayarıyla akılda kalan Kubrick'in sinemaya armağanı tahammül seviyenizi zorlayacak cinsten. Ama siz şeytana uymayın. En azından başı ve sonu için.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 7
7.1
Director : Stanley Kubrick
Year : 1968
Bırakın Jüpiter'i ve Evren'i Soğuk Savaş'ın bileşenlerinden Uzay Yarışı bile yeni yeni başlamışken ve oda büyüklüğünde bilgisayarlar kullanılırken yapıldı bu film. Kitabın yazarı Arthur C. Clarke'a, bir sci-fi klasiği yarattığı için Kubrick'e, onu etkileyen Nietzsche'ye ve bu kadroya bir şekilde dahil olan Strauss'a teşekkürler.
Bugün Interstellar ve Gravity gibi sci-fi'lerde bile 2001'in etkilerini görmek mümkün. 2001 : A Space Odyssey için kolaylıkla, çığır açan bir klasik demek mümkün ancak bırakın en iyi filmi en iyi sci-fi demek için bile Brazil, Alien, The Fly, The Thing ve hatta Star Wars (burada fantasy olarak ele almıyorum) gibi filmleri ve/veya serileri görmezden gelmemiz lazım. Aklıma öncelikle gelen bu 5 film de sci-fi öğeleri taşıyan filmler. Ve her ne kadar bu film için klasik tanımını yapsam da 2001'i yukarıdaki 5'liyle kıyaslamam mümkün değil. 5'i de bu filmden daha başarılı. Ancak dönemsel olarak incelersek tıpkı aynı yıl vizyona giren Planet of the Apes gibi 2001'e de şapka çıkarılmalıdır. Çünkü bu gibi filmler bilimkurgu genre'sını 50'lerdeki elin de ekranda gözüktüğü yaratık maketlerinden alıp bu türü görsel ziyafete, hayal gücüne ve üzerinde yorumlanması muhtemel öykülere taşıdı.
Bu kadar iyi yorumdan sonra gelelim izleyiciye kabir azabı gibi gelebilecek filmin temposuna. Tempo bazen verilmek istenen duyguya vesile olabilir, evet. Yavaş ya da hızlı devinim metafor olarak bile kullanılabilir, evet. Verdiğim bu örnekleri Haneke ve Tarkovsky'den de hatırlayabiliriz. Burada beni asıl rahatsız eden günümüzde görsel açıdan son derece sıradan gelebilecek bir uzay mekiğinin uzayda süzülüşünün filmin %45'ini kaplaması değil diyelim, buna da tamam. Bunu, bir tercih olarak beğenmesem de hadi yine kabul ettim diyelim. Ancak bölüm geçişlerindeki title'ların bile ekranda neredeyse 1 dakika süreyle durması beni gerdi. Zaman zaman tahammül edilemez boyutlara ulaşan film herkes ölse de bir an önce kurtulsak dedirtebilir.
Evrimiyle, Monolith'iyle, boyutlarıyla ve duygusal bilgisayarıyla akılda kalan Kubrick'in sinemaya armağanı tahammül seviyenizi zorlayacak cinsten. Ama siz şeytana uymayın. En azından başı ve sonu için.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 7
7.1
Gone Girl
Genre : Drama, Mystery, ThrillerDirector : David Fincher
Year : 2014
Hikaye biraz klişe olsa da bilindik şeyleri bilinmedik yollarla anlatmak farklılıktır. Eski filmlerine bakarsak bu filmde de bazı fincherlıklar görebilmemiz mümkün ama Gone Girl için en kısa tanım sanırım: Yumuşatılmış Fincher.
Belirli bir açıdan bakarsak yönetim ve teknik kararları nedeniyle David Fincher'ın muhtemelen en zayıf filmi olabilir. TV programları, hayranlar ve hatta selfie'lerin böyle bir filmde bu şekilde yer alması filmin harika bir film olamamasını daha pre-production aşamasındayken garanti etmiş. Ancak bir diğer açı da, kendi kendimize günümüzde best-seller olan bir kitabın ne kadar sanatsal olabileceği sorusunu sorabilmek üzerine kurulu olabilir. Fincher'dan beklediğim kadar karanlık olsaydı zaten best-seller olamazdı. Ya kitaba daha çok müdahale etmeliydi ya da kitapta olduğu gibi toplumla kalmalıydı. İki görüşü birleştirirsek Fincher yaratmayı sevdiği atmosferik dünyaya ve bunu yaparken kullandığı iyi kurgusuna Gillian Flynn'in dünya insanları tarafından kolay anlaşılan ve çokça sevilen kitabını yerleştirdi. Ya da vice-versa. Sonucunda çıkan şey ise 80'lerde ve 90'larda sıkça karşılaştığımız Drama-Thriller türü filmlere benzemiş. Film isimleri vermem biraz spoiler'a girebileceğinden siz Glenn Close veya Nicole Kidman'ın karakterlerine Sharon Stone tavırları ekleyerek bazı anımsamalar gerçekleştirebilirsiniz. Özellikle son dönemde oyunculuğunu beğendiğim filmin Michael Douglas'ı olan Ben Affleck'i ise Gone Girl'de pek beğenemedim. Daha önce hiçbir iyi performansına tanık olmadığım Rosamund Pike'ı ise çok beğendim ki muhtemelen bu filmdeki performansıyla birçok ödül kazanır.
Özetle tıpkı filmde olduğu gibi senaryo da yönetim de oyunculuk da çift taraflıydı. Bir tarafı yazı bir tarafı tura olan filmde turayı seçtim ve tura biraz daha fazla geldi.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 7.5
8.0
Deathtrap
Genre : Thriller, Mystery, Comedy, CrimeDirector : Sidney Lumet
Year : 1982
Ira Levin'in oyunundan beyaz perdeye aktarılan Deathtrap'in yönetmen koltuğunda efsanevi Sidney Lumet oturuyor. Cast'ta ise oyun yazarı Sidney Bruhl rolündeki Michael Caine'e öz hakiki Superman Christopher Reeve eşlik ediyor. Bu 2 isim dönemin en popülerlerinden olsa da Deathtrap hiçbir zaman gündeme gelmedi, gelemedi. Bunun nedeni belki kısıtlı screening, dar dağıtım ağı ya da sonradan oluşan hukuki sorunlar olabilir. Yıllarca İngilizce, altyazılı ve kaliteli bir versiyonunu beklediğim film, Lumet'nin en unutulmaya yüz tutmuş eseri olabilir.
Zaman zaman film içinde film senaryolarıyla karşılaşıyoruz. Deathtrap ise film içinde oyun. Hatta film içinde oyun içinde oyun da denilebilir. Birçok twist'i bulunan Deathtrap, gitgelleriyle kurşunu bitmek bilmeyen bir silah gibiydi. En kuvvetli özelliği olan senaryosunun bu kadar zorlanması ise beni memnun etmedi. Bu durum, Death Trap adlı silahın zaman zaman tutukluk yapmasına neden oldu. ''Sanat, sanat içindir.''i de aşıp sanat yazarın kişisel tatminidire döndü. Plot her ne kadar başta parıldasa da film sonunda izleyici koltuğundan yorgun ayrılıyor.
Tamamı tek mekanda geçen film kafanızda birkaç soru işareti bırakabilir. Farklı olmaya çalışan ve bunu başaran nadide bir Ira Levin-Lumet eseri.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5
6.7
Srpski film (A Serbian Film)
Genre : Mystery, Thriller, Horror
Director : Srdjan Spasojevic
Year : 2010
Bilmem kaç ülkede bilmem kaç kere yasaklanan, tüm sıradışı ''philia''ları bünyesinde barındıran sindirilmesi güç bir film. Sırp sineması bu doğrultuda devam eder mi bilmem ama yönetmen Spasojevic'in aynı şekilde devam etmesini umuyorum. Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Tekrar ediyorum: Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Farklı düşünen insanlara her daim sanatın ihtiyacı vardır.
A Serbian Film, midesi hassas olanlara ve 18 yaşından küçüklere uygun değil. Snuff filmlere aşina olanlara çıtır çerez gibi gelebilir ancak kurmaca torture'lara oranla biraz aşırılık söz konusu. Tabii filmdeki cinsellik oranının neredeyse bir porno ile eşdeğer olduğunu da belirtmeliyim. A Serbian Film'deki bazı sahneler sinema tarihinde karşılaşılmamış ve hatta belki gerçek hayatta bile duyulmamış olabilir. Tüm bu rahatsız ediciliğine rağmen film, bilinmeyenlerin bolluğu ve güzel müzikleri ile sizi kendisine bağımlı yapabiliyor. İtiraf etmek gerekir ki ben de ekrandan gözlerimi ayıramadım. Film devam ederken bi' 20 dakika boyunca ''Oğlum bu ne ya!'' dedim. Daha sonra bu söz öbeği yerini ''Ya sen ne diyorsun ya!''ya bıraktı. Film size sayısız ünlem veriyor ve siz de gelen ünlemlere ünlemle karşılık veriyorsunuz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor ve film sona erdiğinde iyi ya da kötü onun etkisi altında kalıyorsunuz.
Büyülü ve kendine has olan A Serbian Film, izleyiciden kaçmak istiyor ama kaçanın kovalandığının da farkında.
* Casting, Acting : 7
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.1
Director : Srdjan Spasojevic
Year : 2010
Bilmem kaç ülkede bilmem kaç kere yasaklanan, tüm sıradışı ''philia''ları bünyesinde barındıran sindirilmesi güç bir film. Sırp sineması bu doğrultuda devam eder mi bilmem ama yönetmen Spasojevic'in aynı şekilde devam etmesini umuyorum. Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Tekrar ediyorum: Bunun bir film olduğunu unutmamak gerek. Farklı düşünen insanlara her daim sanatın ihtiyacı vardır.
A Serbian Film, midesi hassas olanlara ve 18 yaşından küçüklere uygun değil. Snuff filmlere aşina olanlara çıtır çerez gibi gelebilir ancak kurmaca torture'lara oranla biraz aşırılık söz konusu. Tabii filmdeki cinsellik oranının neredeyse bir porno ile eşdeğer olduğunu da belirtmeliyim. A Serbian Film'deki bazı sahneler sinema tarihinde karşılaşılmamış ve hatta belki gerçek hayatta bile duyulmamış olabilir. Tüm bu rahatsız ediciliğine rağmen film, bilinmeyenlerin bolluğu ve güzel müzikleri ile sizi kendisine bağımlı yapabiliyor. İtiraf etmek gerekir ki ben de ekrandan gözlerimi ayıramadım. Film devam ederken bi' 20 dakika boyunca ''Oğlum bu ne ya!'' dedim. Daha sonra bu söz öbeği yerini ''Ya sen ne diyorsun ya!''ya bıraktı. Film size sayısız ünlem veriyor ve siz de gelen ünlemlere ünlemle karşılık veriyorsunuz. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyor ve film sona erdiğinde iyi ya da kötü onun etkisi altında kalıyorsunuz.
Büyülü ve kendine has olan A Serbian Film, izleyiciden kaçmak istiyor ama kaçanın kovalandığının da farkında.
* Casting, Acting : 7
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.1
Quarantine 2: Terminal
Genre : Horror, Thriller, Mystery, Sci-FiDirector : John Pogue
Year : 2011
John Pogue daha düşük bir bütçeyle yola çıkmasına rağmen ilk Quarantine'den daha iyi bir film ortaya çıkarmayı başarmış. REC 2-3 ve Quarantine'i dahil edersek Terminal, REC'in soyundan gelen 4. film. Devan REC'lerinin düştüğü hataya düşmemesi sevindirici. Bu yaşanan olayları exorcism'e bağlamak gerçekten gerizekalıcaydı. Quarantine 2'de biraz sci-fi aroması görmek bu iki franchise'ın kötü ruhlarla olan ilişkisine umarım son vermiştir.
Devam filmlerinin en güzel yanı olaya ve anlatılacaklara önceden hazırlıklı olmanızdır. Böylece kafanızı hiç yormadan ''çıtır çerez'' bir şekilde filmi takip edersiniz. Ayrıca bu filmde takip kolaylığı açısından ilginç bir görüntüye sahip bir hostes kızımıza da başrol verilmiş. REC'in kendine has özelliklerini tamamen kaybetmiş gözükse de piyasadaki çoğu korkudan daha ilgi çekici olduğu söylenebilir. Bu filmle beraber Quarantine ve REC yollarını biraz daha ayırmışa benziyor. Quarantine, artık REC yerine 28 Days Later'a çalmaya başladı denebilir.
Hostes kızımınızın ''daha fazlasını'' görebilmek için filmin sonuna kadar bekleyenlere büyük bir spoiler: Üzgünüm çocuklar...
* Casting, Acting : 4.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5
5.3
Friday the 13th Part 5 : A New Beginning
Genre : Horror, Mystery, Thriller
Director : Danny Steinmann
Year : 1985
Jason'ın estirdiği terör 5. filmde farklı boyutlarda olsa da devam ediyor. Muhtemel kapanış filmi olması beklenen 4. filmde gerçekleşen olaylardan sonra son filmdeki kahramanımız Tommy bu filmde de kilit noktada yer almış. Bir rüya sahnesiyle başlayan film ilerleyen dakikalarda özüne dönüyor ve ''bir avuç insan-memeler-ani ölümler'' 3'lüsünü tekrar bizlere sunuyor.
Sonlarda yaşanan yüzleşmeler ve sürprizler olmasa en kötü Friday the 13th filmi olabilirdi. Bu çatışmalar pek mantıklı gözükmese de rutinin dışına çıkılmaya çalışılmasından dolayı bile beni memnun etti. Zaten iyi olmayan bir şeyi bu kadar ona özenerek, sadık kalarak devam ettirmek kadar aptalca bir şey olamaz.
Ufak zenci çocuğun genç Eddie Murphy tavırları, akla mantığa sığmayan twist'ler ve ''Ben bir setim!'' diye bağıran mekanı hazırlayan sanat yönetimiyle Crystal Lake'liler bir kez daha sınıfta kaldı.
* Casting, Acting : 3.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 4.5
4.1
Director : Danny Steinmann
Year : 1985
Jason'ın estirdiği terör 5. filmde farklı boyutlarda olsa da devam ediyor. Muhtemel kapanış filmi olması beklenen 4. filmde gerçekleşen olaylardan sonra son filmdeki kahramanımız Tommy bu filmde de kilit noktada yer almış. Bir rüya sahnesiyle başlayan film ilerleyen dakikalarda özüne dönüyor ve ''bir avuç insan-memeler-ani ölümler'' 3'lüsünü tekrar bizlere sunuyor.
Sonlarda yaşanan yüzleşmeler ve sürprizler olmasa en kötü Friday the 13th filmi olabilirdi. Bu çatışmalar pek mantıklı gözükmese de rutinin dışına çıkılmaya çalışılmasından dolayı bile beni memnun etti. Zaten iyi olmayan bir şeyi bu kadar ona özenerek, sadık kalarak devam ettirmek kadar aptalca bir şey olamaz.
Ufak zenci çocuğun genç Eddie Murphy tavırları, akla mantığa sığmayan twist'ler ve ''Ben bir setim!'' diye bağıran mekanı hazırlayan sanat yönetimiyle Crystal Lake'liler bir kez daha sınıfta kaldı.
* Casting, Acting : 3.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 4.5
4.1
Blue Velvet
Genre : Thriller, Crime, Mystery
Director : David Lynch
Year : 1986
Bu filmle ilgili düşünceler birkaç gruba ayrılıyor. İlk grup, filmi abartılı ve sadistçe bulanlar. Bunlar için herhangi bir yorumum yok. Kişilikleri ve zevkleri benimle pek örtüşmeyen, benden farklı insanlar. İkinci grup ise bu filmi David Lynch'in en iyi filmi olarak görenler. Bu yorumu '86 yılında yapmış olsalardı bile hak vermezdim. Eraserhead ve Dune gibi filmler tercih meselesi olabilir ama bu filmi The Elephant Man ile kıyaslamak sinemaya hakarettir. Bir başka grup bu filme tapan, provokatif bulan kişiler. O kadar Hollywood filmi izlemiş olacaklar ki Blue Velvet'ı bile sıradışı olarak niteliyebiliyorlar. Bir çırpıda bundan çok daha ''çizgi dışı'' olan 100 film sayabilirim.
Yukarıda insanları gruplara ayırmamdan da bellidir az çok ne düşündüğüm. Blue Velvet kötü bir film değil. Ancak Blue Velvet Lynch'in en kötü filmlerinden bir tanesi. Bahsi geçen şey mazoşizm ve disiplin ise bundan çok daha uyarıcı filmler mevcut.
2 saat boyunca film içinde Lynch'e özgü olan derinliği aradım ama yoktu. Blue Velvet oldukça düz bir film. Dolap sahnelerindeki Hitchcockvari gerilim ve Dennis Hopper'ın canlandırdığı karakter filmin dikkat çeken özellikleriydi. Bunun dışında da pek bir şey yoktu. Tüm filmde yalnızca dolap sahnelerini izleseniz size yeter.
* Casting, Acting : 7
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5
6.8
Director : David Lynch
Year : 1986
Bu filmle ilgili düşünceler birkaç gruba ayrılıyor. İlk grup, filmi abartılı ve sadistçe bulanlar. Bunlar için herhangi bir yorumum yok. Kişilikleri ve zevkleri benimle pek örtüşmeyen, benden farklı insanlar. İkinci grup ise bu filmi David Lynch'in en iyi filmi olarak görenler. Bu yorumu '86 yılında yapmış olsalardı bile hak vermezdim. Eraserhead ve Dune gibi filmler tercih meselesi olabilir ama bu filmi The Elephant Man ile kıyaslamak sinemaya hakarettir. Bir başka grup bu filme tapan, provokatif bulan kişiler. O kadar Hollywood filmi izlemiş olacaklar ki Blue Velvet'ı bile sıradışı olarak niteliyebiliyorlar. Bir çırpıda bundan çok daha ''çizgi dışı'' olan 100 film sayabilirim.
Yukarıda insanları gruplara ayırmamdan da bellidir az çok ne düşündüğüm. Blue Velvet kötü bir film değil. Ancak Blue Velvet Lynch'in en kötü filmlerinden bir tanesi. Bahsi geçen şey mazoşizm ve disiplin ise bundan çok daha uyarıcı filmler mevcut.
2 saat boyunca film içinde Lynch'e özgü olan derinliği aradım ama yoktu. Blue Velvet oldukça düz bir film. Dolap sahnelerindeki Hitchcockvari gerilim ve Dennis Hopper'ın canlandırdığı karakter filmin dikkat çeken özellikleriydi. Bunun dışında da pek bir şey yoktu. Tüm filmde yalnızca dolap sahnelerini izleseniz size yeter.
* Casting, Acting : 7
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5
6.8
A Nightmare on Elm Street 7 - Wes Craven's New Nightmare
Genre : Horror, Thriller, MysteryDirector : Wes Craven
Year : 1994
İlk 6 filmin sadece kurgudan ibaret olduğunu öne süren Wes Craven, kapanış filminde bize gerçekleri vermeye karar veriyor.
Nightmare on Elm Streeet franchise'ının 10. yılında çekilen yeni film için Craven'ın tekrar dümene geçmesi işe yaramış. Fikir, aynı yıl çekilen (1994) Carpenter'ın In the Mouth of Madness'ı ile çok benzeşiyor. Artık kim kimden bir şeyler arakladı, kim kimden önemli duyumlar aldı bilemiyorum ama yazar ve kitap yerine karşımızda senarist ve senaryo var. Ayrıca ufak çocuğun üstlendiği garip rol nedeniyle Poltergeist ve Pet Sematary gibi filmler de akla geliyor.
Çocukken korkudan titrememe yol açan Freddy Krueger ilerde de tekrarlara, devamlara ve başlangıç öncesi filmlerine maruz kalacak ama Englund ve orijinal seri her zaman bir efsane olarak hatırlanmaya devam edecektir.
Orijinal filmden kötü olsa da 4. film The Dream Master'la beraber gümüş madalya için yarışabilir.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6.5
6.5
The Wicker Man
Genre : Mystery, Thriller, MusicalDirector : Robin Hardy
Year : 1973
Yıllarca '73 versiyonunun ne kadar iyi, remake'inin ne kadar kötü olduğunu dinledim durdum. Şayet orijinali böyleyse remake'ini uzun süre daha izlemeyi düşünmüyorum.
Dönemin en güzel kadınlarını bir araya toplayıp kalan bütün işi senarist Anthony Shaffer'dan bekleyip başarı beklemek fazla iyimserce. Robin Hardy'nin nasıl yönetmen olduğu konusunda ve The Wicker Man'in nasıl klasik olarak nitelendiği konusunda derin kaygılarım var. En iyi korku filmlerinden biri olarak gösterilen film, ne yazık ki bir korku filmi bile değil. Filmin yarısından çoğunu kaplayan şarkılar ve türküler her ne kadar mesaj içerikli ve sizi havaya sokmak için planlanmış olsa da bir zaman sonra DVD'nin fastforward'a maruz kalmasına yol açıyor.
Müzikallerden bile daha çok müzik içeren, Christopher Lee'nin kadın kılığında lord'luk yaptığı The Wicker Man'i yalnızca final sahnesi için izleyebilirsiniz.
* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 5.5
4.8
The White Ribbon
Genre : Drama, Mystery
Director : Michael Haneke
Year : 2009
Yıllar geçtikçe Haneke daha da ustalaşıyor. The White Ribbon ve Amour'da adeta kamera kullanma teknikleri ve fotoğrafçılık dersleri verdiren adam sanatsal açıdan onca yol kat etmesine rağmen bu durum bende sevdiğim bir yönetmeni kaybediyormuşum hissi uyandırıyor. Bahsettiğim son 2 filmde gerek sanat yönetmenliği gerek sinematografi gerek set ve makyaj harikaydı. Eskiden şok etme üzerine kurulu, sarsıcı sahneler çeken dikkat çekici bir Avrupalı yönetmenken şimdilerde burjuvazi kokan, artsy işlerin peşinde. Elimden kayıp giden Haneke'nin en büyük değişimi zaten yavaş olan anlatımını daha da yavaşlatması. Funny Games ve Cache gibi bıçak keskinliğindeki filmlerden sonra toplamda neredeyse 10 saat süren 2 drama ile içimi kararttı.
Yetişkinleri yozlaşmış kasabanın çocukları ise her biri birer Damien. Savaş öncesi Almanya'sında geçen film 10'ar çocuklu ailelilerin başlarına gelen ilginç kazaları konu ediyor. Filmde o kadar çok isim ve karakter var ki bir zaman sonra kafanızın karışması gayet normal. 1. tekil kullanan narrator bile 15. dakikada sahne alıyor.
Haneke'nin yeni hayran kitlesine yönelik, sıkıcı ama kaliteli bir film.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 7.5
7.2
Director : Michael Haneke
Year : 2009
Yıllar geçtikçe Haneke daha da ustalaşıyor. The White Ribbon ve Amour'da adeta kamera kullanma teknikleri ve fotoğrafçılık dersleri verdiren adam sanatsal açıdan onca yol kat etmesine rağmen bu durum bende sevdiğim bir yönetmeni kaybediyormuşum hissi uyandırıyor. Bahsettiğim son 2 filmde gerek sanat yönetmenliği gerek sinematografi gerek set ve makyaj harikaydı. Eskiden şok etme üzerine kurulu, sarsıcı sahneler çeken dikkat çekici bir Avrupalı yönetmenken şimdilerde burjuvazi kokan, artsy işlerin peşinde. Elimden kayıp giden Haneke'nin en büyük değişimi zaten yavaş olan anlatımını daha da yavaşlatması. Funny Games ve Cache gibi bıçak keskinliğindeki filmlerden sonra toplamda neredeyse 10 saat süren 2 drama ile içimi kararttı.
Yetişkinleri yozlaşmış kasabanın çocukları ise her biri birer Damien. Savaş öncesi Almanya'sında geçen film 10'ar çocuklu ailelilerin başlarına gelen ilginç kazaları konu ediyor. Filmde o kadar çok isim ve karakter var ki bir zaman sonra kafanızın karışması gayet normal. 1. tekil kullanan narrator bile 15. dakikada sahne alıyor.
Haneke'nin yeni hayran kitlesine yönelik, sıkıcı ama kaliteli bir film.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 7.5
7.2
Abre los Ojos
Genre : Drama, Mystery, Sci-Fi, Romance
Director : Alejandro Amenábar
Year : 1997
Amenabar Open your Eyes'ı çektiğinde sadece 25 yaşındaydı. Henüz çocuk denecek yaşta Tesis ve Abre los Ojos'a imza atan yönetmen, İspanyol Sineması'nın altın çocuğu olarak görülüyordu. Yaşına göre değerlendirecek olursak zamanında yaptıkları muhteşemdi ama duruma duygusal yaklaşmamak gerekli.
Eduardo Noriega tıpkı Tesis'te olduğu gibi bu filmde de Amenabar'la birlikte çalışmış. İki filmde de Noriega'nın aşırı derecede womanizer olduğu ve bir göz kırpmasıyla tüm kadınların kendinden geçebileceği sıklıkla dile getirilmiş. Evet, tüm kadınlar ona aşık ama bu oyuncu olmak için yeterli değil. Eğer Nuria olmasaydı takip etmekte çok daha güçlük çekerdim. Saçı, makyajı, giydikleri ve elbette karakteri ilgi çekiciydi. Nuria dururken Penelope Cruz'a tutulması herhalde günümüzdeki hallerini görmüş olacak ki ilginçti. Şimdilerde Najwa Nimri'nin esamesi okunmazken Javier Bardem'in karısı Penelope Cruz, zamanında Tom Cruise'un elinden tutması sayesinde bir ikon oldu.
Amenabar, realizm ve sürrealizm arasında gidip gelirken gene storytelling'de sönük kaldı. Tıpkı daha önce olduğu gibi başları ve sonları iyi olan, koskoca 90 dakikada yalnızca 3-5 güzel line ve sahne barındıran bir film daha yaratmış. Ya karakter gelişimlerine ve diyaloglara daha çok önem vermesi ya da süreyi artırıp gereksiz sahneler yığınlarına biraz da gerekli sahneler serpiştirmesi şart gibi gözüküyor.
Vanilla Sky'ın orijinali romance başlayıp sci-fi'ye kayıyor. Yer yer güzel anları olsa da fazla abartılmaması gerek.
* Casting, Acting : 7
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 7
6.9
Director : Alejandro Amenábar
Year : 1997
Amenabar Open your Eyes'ı çektiğinde sadece 25 yaşındaydı. Henüz çocuk denecek yaşta Tesis ve Abre los Ojos'a imza atan yönetmen, İspanyol Sineması'nın altın çocuğu olarak görülüyordu. Yaşına göre değerlendirecek olursak zamanında yaptıkları muhteşemdi ama duruma duygusal yaklaşmamak gerekli.
Eduardo Noriega tıpkı Tesis'te olduğu gibi bu filmde de Amenabar'la birlikte çalışmış. İki filmde de Noriega'nın aşırı derecede womanizer olduğu ve bir göz kırpmasıyla tüm kadınların kendinden geçebileceği sıklıkla dile getirilmiş. Evet, tüm kadınlar ona aşık ama bu oyuncu olmak için yeterli değil. Eğer Nuria olmasaydı takip etmekte çok daha güçlük çekerdim. Saçı, makyajı, giydikleri ve elbette karakteri ilgi çekiciydi. Nuria dururken Penelope Cruz'a tutulması herhalde günümüzdeki hallerini görmüş olacak ki ilginçti. Şimdilerde Najwa Nimri'nin esamesi okunmazken Javier Bardem'in karısı Penelope Cruz, zamanında Tom Cruise'un elinden tutması sayesinde bir ikon oldu.
Amenabar, realizm ve sürrealizm arasında gidip gelirken gene storytelling'de sönük kaldı. Tıpkı daha önce olduğu gibi başları ve sonları iyi olan, koskoca 90 dakikada yalnızca 3-5 güzel line ve sahne barındıran bir film daha yaratmış. Ya karakter gelişimlerine ve diyaloglara daha çok önem vermesi ya da süreyi artırıp gereksiz sahneler yığınlarına biraz da gerekli sahneler serpiştirmesi şart gibi gözüküyor.
Vanilla Sky'ın orijinali romance başlayıp sci-fi'ye kayıyor. Yer yer güzel anları olsa da fazla abartılmaması gerek.
* Casting, Acting : 7
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 7
6.9
X - Tesis
Genre : Mystery, Thriller, HorrorDirector : Alejandro Amenábar
Year : 1996
Amenabar'ın debut'su Tesis, kısaca tatmin olamamanın verdiği bir tatmin.
Bir kelimeye bin anlam yüklediğimde sana sesleneceğim demiş Özdemir Asaf. Amenabar filmde ne zaman bunu yapsa beni etkilemeyi başardı. Yer yer ''karanlık'' filmde bahsettiğim parlak metaforlara rağmen senaryoda bu kadar twist olması beni oldukça yordu. Elbette senaryodaki twist'ler çok değerlidir ve izleyiciyi şaşırtır, şok eder ama bir filmde 90 dakika boyunca 22 tane twist olunca ''Kimse kim artık. Aa bana ne ya!'' dedirtiyor. Bu bunaltı durumuna birkaç anlamsız söz ve sahne eklenince filmin değeri iyiden iyiye düşüyor.
Oyuncular daha büyük acting skill'ler isteyen durgun drama-horror oyuncularından çok standart slasher oyuncuları gibiydi. Ne filme bir katkı sağladılar ne de filmi izlenmez hale getirdiler. Amenabar'ın gerçek anlamda bu kadar az ışık kullanması ise zorlama bir gerilime bile yol açamadı. Filmde suspense ve horror'ı hiç hissedemedim. Yalnızca mystery yönü dikkat çeken tarafıydı.
Tesis'te sinemada şiddet konusunu araştırmak için yola çıkan bir lisans-üstü öğrencisinin sinemanın kötü çocukları olan snuff filmlerle tanışması anlatılıyor. Yazmak istediği tez de filmin başındaki fikir de ağız sulandırıcıydı ama olmadı. Tesis ilerleyen dakikalarda Craven'ın Scream'inin İspanyol versiyonuna döndü.
Her şeye rağmen son 3 dakikası için izlenir. ''En heyecanlı yerinde TV'yi kapattın!''tan sonra puzzle tamamlanıyor. Masadaki konuşma, bıçak sahnesi ve sayısız kamera anlam kazanıyor.
* Casting, Acting : 6
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 7
6.6
Planet of the Apes (1968)
Genre : Sci-Fi, Adventure, Mystery
Director : Franklin J. Schaffner
Year : 1968
Planet of the Apes, 50'lerde patlayan Sci-Fi akımını 70'lere taşımak isteyen Franklin James Schaffner'ın sinemaya adım attığı filmdir. Devamını kendi getiremedi ancak kendisinden sonra birçok devam filmi ve remake'ler yapıldı.
Kitabı okumadığım için son sahnenin gerçekten kitapta olup olmadığından da emin değilim. Olaya sembolik bakmak istiyorum. Amerikanlaştırılmış bir durum söz konusu ise çok kötü. Ama ''liberty'' diye bakılırsa daha hoş duruyor. Ape'lerin dini kitabının okunduğu sahne sinemanın tarihinin unutulmaz sahnelerinden biriydi.
Cast'tan çok karakterlerin, makyajın ve prodüksiyonun yorumlanması gereken bir film olan Planet of the Apes, yarattığı bu hayali toplum ile make-up Oscar'ını da kimselere bırakmadı. Yapım yılına göre değerlendirilirse fazla cesur ve bir o kadar da hatasız.
Planet of the Apes'in bu başlangıç filmi hiç şüphesiz sci-fi genre'sının başlıca klasiklerinden bir tanesi.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 8
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8
8.0
Director : Franklin J. Schaffner
Year : 1968
Planet of the Apes, 50'lerde patlayan Sci-Fi akımını 70'lere taşımak isteyen Franklin James Schaffner'ın sinemaya adım attığı filmdir. Devamını kendi getiremedi ancak kendisinden sonra birçok devam filmi ve remake'ler yapıldı.
Kitabı okumadığım için son sahnenin gerçekten kitapta olup olmadığından da emin değilim. Olaya sembolik bakmak istiyorum. Amerikanlaştırılmış bir durum söz konusu ise çok kötü. Ama ''liberty'' diye bakılırsa daha hoş duruyor. Ape'lerin dini kitabının okunduğu sahne sinemanın tarihinin unutulmaz sahnelerinden biriydi.
Cast'tan çok karakterlerin, makyajın ve prodüksiyonun yorumlanması gereken bir film olan Planet of the Apes, yarattığı bu hayali toplum ile make-up Oscar'ını da kimselere bırakmadı. Yapım yılına göre değerlendirilirse fazla cesur ve bir o kadar da hatasız.
Planet of the Apes'in bu başlangıç filmi hiç şüphesiz sci-fi genre'sının başlıca klasiklerinden bir tanesi.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 8
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8
8.0
Los abrazos rotos
Genre : Drama, Mystery, Comedy
Director : Pedro Almodóvar
Year : 2009
Hem kendisinin hem de son dönemin iyi filmlerinden biri olarak görülebilecek Broken Embraces, Almodovar-Penelope Cruz ikisilini bir kez daha buluşturuyor. Filmin içindeki film, bana yıllar önce izlediğim Women on the Verge of a Nervous Breakdown'ı hatırlattı ve bu bahsettiğim kısım hariç Penelope, film boyunca eye candy kadın rolünde hiç sırıtmadı. Evet, kendisini güzel bulmasam da garip bir havası olduğu bir gerçek.
Öykülerini mükemmel bir şekilde birleştirip izleyiciye merak uyandırıcı şekilde sunmayı seven yönetmen bu filmi kafasında alıştığımız gibi kurgulamış. Dakikalar ilerledikçe soru işaretleri çözüme kavuşuyor ve iyi oyuncular sayesinde siz de kendinizi filmin bir parçasıymış gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Tesadüfler ve olasılıklar konusunda gene sınırları zorlasa da Almadovar filmlerinde bu durumlar rahatsızlık uyandırmıyor.
Filmin sonlarındaki TV-el sahnesi unutulmayacak sahnelerden biri olmaya aday. Sözün özü; iyi kadro, iyi film.
* Casting, Acting : 8
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5
7.6
Director : Pedro Almodóvar
Year : 2009
Hem kendisinin hem de son dönemin iyi filmlerinden biri olarak görülebilecek Broken Embraces, Almodovar-Penelope Cruz ikisilini bir kez daha buluşturuyor. Filmin içindeki film, bana yıllar önce izlediğim Women on the Verge of a Nervous Breakdown'ı hatırlattı ve bu bahsettiğim kısım hariç Penelope, film boyunca eye candy kadın rolünde hiç sırıtmadı. Evet, kendisini güzel bulmasam da garip bir havası olduğu bir gerçek.
Öykülerini mükemmel bir şekilde birleştirip izleyiciye merak uyandırıcı şekilde sunmayı seven yönetmen bu filmi kafasında alıştığımız gibi kurgulamış. Dakikalar ilerledikçe soru işaretleri çözüme kavuşuyor ve iyi oyuncular sayesinde siz de kendinizi filmin bir parçasıymış gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Tesadüfler ve olasılıklar konusunda gene sınırları zorlasa da Almadovar filmlerinde bu durumlar rahatsızlık uyandırmıyor.
Filmin sonlarındaki TV-el sahnesi unutulmayacak sahnelerden biri olmaya aday. Sözün özü; iyi kadro, iyi film.
* Casting, Acting : 8
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5
7.6
Blair Witch 2 - Book of Shadows
Genre : Horror, Crime, MysteryDirector : Joe Berlinger
Year : 2000
Serinin devam filminde de ilgi çekici olaylar olmaya devam ediyor. Kaybolan üç kişinin izini süren yeni grubumuzu da sürprizler bekliyor.
Her ne kadar Razzie'ye damgasını vurmuş olsa da kesinlikle o kadar da başarısız bulmadığım Book of Shadows'u ilk filmi beğenenler mutlaka izlemeli.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6
5.7
The Tall Man
Genre : Mystery, Horror, Crime, Drama
Director : Pascal Laugier
Year : 2012
Laugier'in önceki filmlerine pek benzemeyen The Tall Man, korku filmi gibi başlayıp bazı twist'ler sonrası bambaşka bir havaya bürünüyor. İyi ve kötü değişkenine rağmen gene de ilginç bir film olduğunu söyleyebilirim.
Filmde atmosfer ve sunum başarılı ama senaryoda o kadar boşluklar var ki geçer not almasını imkansızlaştırıyor. Kaldı ki senaryo sorunsuz bile olsaydı film bittikten sonra kendi kendinize ''Şöyle şöyle biri ya da birileri var şu nedenle şunları yapıyor.'' dediğinizde temanın ne kadar aptalca olduğunu fark edebilirdiniz. Yani hiçbir türlü kurtarır yanı yok.
Korku filmi gibi gözüken ama korkutmayan, aynı gözüken ama farklı olan sonu kötü bu Laugier denemesi biraz gizem ve gerilim arayanlara.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5
4.9
Director : Pascal Laugier
Year : 2012
Laugier'in önceki filmlerine pek benzemeyen The Tall Man, korku filmi gibi başlayıp bazı twist'ler sonrası bambaşka bir havaya bürünüyor. İyi ve kötü değişkenine rağmen gene de ilginç bir film olduğunu söyleyebilirim.
Filmde atmosfer ve sunum başarılı ama senaryoda o kadar boşluklar var ki geçer not almasını imkansızlaştırıyor. Kaldı ki senaryo sorunsuz bile olsaydı film bittikten sonra kendi kendinize ''Şöyle şöyle biri ya da birileri var şu nedenle şunları yapıyor.'' dediğinizde temanın ne kadar aptalca olduğunu fark edebilirdiniz. Yani hiçbir türlü kurtarır yanı yok.
Korku filmi gibi gözüken ama korkutmayan, aynı gözüken ama farklı olan sonu kötü bu Laugier denemesi biraz gizem ve gerilim arayanlara.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5
4.9
X - Trance
Genre : Crime, Drama, Mystery
Director : Danny Boyle
Year : 2013
James McAvoy'la Rosario Dawson'ı eşlestirmek hangi akla hizmettir bilinmez ancak ortada büyük bir uyuşmazlık söz konusu. Rosario Dawson filmdeki en parlak performansı sergilese de kimyası ve dış görünümü yüzünden filmde eğreti duruyor. Bu nedenle yaşadıkları ve kurdugu ilişkiler de pek mantıklı gelmiyor.
Danny Boyle gene ''orijinal gözüken'' bir script yazdırmayı başarmış. Bu yüzdendir ki filmin ilk yarısı sona erdiğinde içimde büyük umutlar çoktan yeşermişti. Unutulmaz bir deneyim yasşyacağımı düşünüyordum ki filmin ikinci yarısına Rosario Dawson için yazılan saçma karakter ve gereksiz yere twist'ler deneyip ''herkesleşmeye'' çalışan senaryo damga vurdu. Bu durum umutlarımı soldurdu. Büyük beklentilerimi karşılıkksız bıraktı. Az da olsa hayal kırıklıgı yaşattı. Çok daha iyi bir sonuç alabilecekken gittikçe kötüye gidilmesini kabul edemiyorum.
Kisa süre de olsa 2 kere karşımıza çıkan Rosario Dawson'ın female frontal nudity sahneleri olmasa da olabilirmiş. Filme yalnızca edebiyatta da pek sevmedigim ''gereksiz derinlik'' katıyor. Bunu ''Sabahlari yeşil çay içmeyi severdi.'' ya da ''Dişlerini günde 9 defa fiıçalardı.'' seklinde de yapabilirmiş. Yani oraya her şeyi koyabilirmiş. Shaved fetish; filmle alakasız, yersiz bir betimleme olmuş.
Paranızın hakkını sonuna kadar veren Trance'in en unutulmaz özelliği hiç süphesiz tüylerimi diken diken eden soundtrack'leriydi. Görüntü ve müzik, hareket ve vurgu daha iyi sevişemezdi. Rick Smith'e yaşattıgı kulak orgazmı için teşekkür ediyorum.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.6
Director : Danny Boyle
Year : 2013
James McAvoy'la Rosario Dawson'ı eşlestirmek hangi akla hizmettir bilinmez ancak ortada büyük bir uyuşmazlık söz konusu. Rosario Dawson filmdeki en parlak performansı sergilese de kimyası ve dış görünümü yüzünden filmde eğreti duruyor. Bu nedenle yaşadıkları ve kurdugu ilişkiler de pek mantıklı gelmiyor.
Danny Boyle gene ''orijinal gözüken'' bir script yazdırmayı başarmış. Bu yüzdendir ki filmin ilk yarısı sona erdiğinde içimde büyük umutlar çoktan yeşermişti. Unutulmaz bir deneyim yasşyacağımı düşünüyordum ki filmin ikinci yarısına Rosario Dawson için yazılan saçma karakter ve gereksiz yere twist'ler deneyip ''herkesleşmeye'' çalışan senaryo damga vurdu. Bu durum umutlarımı soldurdu. Büyük beklentilerimi karşılıkksız bıraktı. Az da olsa hayal kırıklıgı yaşattı. Çok daha iyi bir sonuç alabilecekken gittikçe kötüye gidilmesini kabul edemiyorum.
Kisa süre de olsa 2 kere karşımıza çıkan Rosario Dawson'ın female frontal nudity sahneleri olmasa da olabilirmiş. Filme yalnızca edebiyatta da pek sevmedigim ''gereksiz derinlik'' katıyor. Bunu ''Sabahlari yeşil çay içmeyi severdi.'' ya da ''Dişlerini günde 9 defa fiıçalardı.'' seklinde de yapabilirmiş. Yani oraya her şeyi koyabilirmiş. Shaved fetish; filmle alakasız, yersiz bir betimleme olmuş.
Paranızın hakkını sonuna kadar veren Trance'in en unutulmaz özelliği hiç süphesiz tüylerimi diken diken eden soundtrack'leriydi. Görüntü ve müzik, hareket ve vurgu daha iyi sevişemezdi. Rick Smith'e yaşattıgı kulak orgazmı için teşekkür ediyorum.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.6
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












