Biography etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biography etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Wolf of Wall Street

Genre : Drama, Crime, Comedy, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 2013

90'larda sıfırdan zirveye çıkan Jordan Belfort'un hayat hikayesini işleyen Scorsese iplerin yarısını Leonardo Di Caprio'nun elinde bırakmış. 3 saat süren filmde yer almadığı sahne neredeyse olmayan Leonardo'ya birbirinden yetenekli isimler eşlik ediyor. Bunlardan biri de Jonah Hill. Hep söylediğim gibi o, oynadığı her filmi zirveye taşıyabilecek yeteneklere sahip. Bu filmin düşüş kısmında dahi izlenebilmesini sağlayan başlıca faktör de onun performansı oldu.

Sayısız uyuşturucu, sayısız yalan ve sayısız sevişme sahnesi içeren filmin duygusal açıdan izleyiciye herhangi bir şey kattığını düşünmüyorum. Her ne kadar kimsenin öldürülmediği bir kara komedi gibi de dursa drama yanı oldukça zayıftı. Filmde yer alan tüm karakterlerin etik kuralların ve genel ahlakın uzağında kaldığını düşünürsek belki de sorun buydu. Bu filmde izleyici adeta filmin ve Leonardo'nun iyi gün dostu oldu. Yükselirken onunla yükseldik güldük ve eğlendik. Ama düşerken filmde drama'nın d'si, izleyicide empatinin e'si yoktu.

Yapısal olarak fazlasıyla Scarface'i anımsatan bir sıfırdan zirveye biyografisi. Ve tabii unutmadan, Freaks'e yaptığı göndermeden dolayı Scorsese'ye teşekkür ediyorum.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                          7.7


You Don't Know Jack

Genre : Biography, Drama
Director : Barry Levinson
Year : 2010

90'larda Amerika'yı ikiye bölen Ermeni asıllı patolog Kevorkian'a göre herkes onurlu bir ölümü hak eder. Günümüzde de hala önemli bir tartışma konusu olan ötanazi ve hekim destekli ölüm ile ilgili bir biyografi.
İsviçre ve ABD'nin bazı eyaletlerinde serbest olan ötanazinin en büyük savunucusu Kevorkian'ı ünlü aktör Al Pacino canlandırıyor. 
 
Bir film ya da bir kitap sizi daha da acıktırıyor ve araştırmaya yöneltiyorsa sanatsal açıdan olmasa da bilimsel açıdan değeri vardır. Sinema salonlarında gösterim fırsatı bulamayan ama HBO'da herhangi bir kesintiye uğramadan yayınlanan You Don't Know Jack de böyle bir film. Kevorkian yani nam-ı diğer Dr. Ölüm tam 130 kişinin hayatlarına son vermelerine yardımcı olmuş.
Kevorkian destekçilerine göre bilinci kapalı bir insanın ölüm kararını bir yakını verebiliyorken bilinci açık bir insanın ölüm kararını kendisinin bile veremiyor olması adil değil. Film Kevorkian'ın biyografisi olduğu için açıkça belli olan tek taraflı anlatım beni rahatsız etmedi. Zaten bana göre de düzelme şansı olmayan belirli hastalıklardan dolayı yoğun acı çekenlere bir hekimin ölümü getirecek ekipmanları sunması yasalarca engellenmemeli. Herkesin her konuda her şeyi yapma hakkı diğer kişilerin özgürlük ve haklarını ihlal etmedikçe hoş görülmeli, psikolojik açıdan büyük bir buhran içinde olunmayan ancak fizyolojik açıdan çekilen acıların cehennem azabı olarak nitelenebileceği durumlarda ötanazi bir hak olarak tanımlanmalıdır.
 

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                             6.9


Kelebeğin Rüyası

Genre : Drama, Biography, History
Director : Yılmaz Erdoğan
Year : 2013

Muzaffer Uslu ve Rüştü Onur adlı iki şairin hayat hikayelerine Behçet Necatigil eşlik ediyor. 2. Dünya Savaşı döneminde Zonguldak'ta geçen film, bol dize ve bol öksürük üzerine kurulu.

Kelebeğin rüyası bir drama ama alışık olduğumuz dramalar gibi düşük bir temposu yok. Bunun nedeni bol diyalog kullanılması. Diyalog olmayan yerlerde ise şiirler filmin akıcılığını korumasını sağlıyor. Anadolu'da geçen dönem filmlerinden vazgeçmeyen filmin yönetmeni ve senaristi Yılmaz Erdoğan cast'taki de en iyi isimdi. Sürekli madene inmek isteyen ''şiir yazılası kız'' dışında oyunculuğuyla filmi baltalayan kimse yoktu.

Türk dizileri temalarında yerelliğin ve silahların etkisi kadar Türk Sineması temaları da hastalıklar ve ölümlerden etkilenmiş durumda. Peki, Türk Sineması için hastalık ve silah içermeyen senaryolar yazabilecek yazarlar yok mu bu ülkede?

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6


                           6.2


The Hurricane

Genre : Drama, Biography, Sport
Director : Norman Jewison
Year : 1999

Dünya orta siklet boks şampiyonu Rubin Carter'ın sıradışı hayatını anlatan film; ırkçılık, spor ve adalet üçgeninin ortasında yer alıyor.

90'larda sinemada zirvede olan Denzel Washington 60'larda ring'lerde kendisi gibi zirvede olan Rubin Carter'ı başarıyla canlandırmış. İşlemediği bir suçtan dolayı 22 yıl hapis yatan Hurricane'in hayat hikayesi eğer bu filmde anlatıldığı gibiyse elbette buna üzülüp sinirlenmemek mümkün değil. Yalnızca koyu bir tene sahip olduğu için özgürlüğü elinden alınan adamın hapishanede yaşadıkları yine kendi kitabı 16. Raund ve Lazaruz and Hurricane'de kağıda dökülmüş. Elinizde böyle bir malzeme varken bunu kötü bir şekilde senaryolaştırmak da pek mümkün değil.

İlgi çekici olaylarla dolu bir biyografi olan The Hurricane'in yönetmen koltuğunda bir türlü Oscar alamayan Norman Jewison oturuyor. Tercih ettiği doğrusal olmayan kurgu 70'lerin temposunda ilerleyen bu old-fashioned filme az da olsa hareket kazandırabilmiş, bravo.

Hapishane yıllarında Muhammad Ali ve Bob Dylan gibi ünlü isimlerin de yer aldığı hatrı sayılır bir destekçi kitlesine sahip olan Rubin ''Hurricane'' Carter'ın gerçekten katil olduğunu iddia edenler kadar filmde bazı detayların çarpıtıldığını öne süren kişiler de var. Bu kişiler filmi yaratan ekibi eleştiri oklarıyla hedef almış. Örneğin filmde şikeli maç olarak izleyiciye sunulan Rubin Carter - Joey Giardello maçı için sonraki yıllarda Rubin Carter ''Giardello hak ettiği bir galibiyet aldı.'' açıklamasını yaptı. Ayrıca yönetmen Norman Jewison filmin DVD'sinde Giardello'dan özür diledi.

The Hurricane'i ırkçılık, Amerikan tarihi veya yargı sistemiyle ile ilgili örnekler arayanlar mutlaka izlemeli. İyi bir biyografi, iyi bir kaynak.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5


                             7.3


Ali

Genre : Sport, Drama, Biography
Director : Michael Mann
Year : 2001

Bu kadar iyi bir malzemeyi nasıl bu kadar kötü sonuçlandırırsının cevabını almak istiyorsanız Michael Mann'in Ali'sine bir göz atın. Belgesel görüntülerini alıp birebir kullanmak pek sinemacılık olmasa gerek. Filmle ilgili yalnızca Will Smith'in Ali'yi birebir canlandırması, casting ve make-up department benden artı puan almayı başardı.

Dünyanın en ünlü sporcusunun tartışılan hayat hikayesi sinema tarihinde ilk kez kurgusal olarak Michael Mann ve ekibi tarafından işlendi. Bu film, yalnızca belirli gruplardan bile muhteşem kar getirebilecekken yapımcıların zarar etmesiyle sonuçlandı. Buna rağmen günümüzde zevksiz ve/veya az film izleyen eleştirmenler tarafından en iyi boks hatta en iyi spor filmi olarak yorumlanıyor. Aynı dönemde çekilen bir başka kurgusal boks filmi The Hurricane'in bile Ali'den birkaç gömlek üstün olduğunu söyleyebilirim.

Muhammed Ali'nin hayatıyla ilgili pek bir şey bilmeyen birisi bu film sonunda Ali'nin pek de düzgün bir insan olmadığını düşünebilir. Mann'in ortaya koyduğu tatlı su müslümanlığı ve poligamik karakter dışında Ali'nin ring'den ayrı kaldığı yıllarda neler yaşadığını ve iç dünyasını koskoca 2.5 saatlik filmde 5 dakika olarak bizlere sunulmuş. Kalan sürede ise Will Smith'in berbat dövüş sahneleri var. Sayısız boks karşılaşması (Ali'nin maçları da dahil) ve sayısız boks filmi izledim ama bu filmdeki kadar kötü boks yapan boksörlere ve oyunculara tanık olmadım. Bu film yerine orijinal görüntülerle donanmış bir Muhammed Ali belgeseli olan When We Were Kings'i izleyebilirsiniz.

Son zamanlarda tanık olduğum en kötü film başlangıcına sahip, tahammül edilemez blues şarkılarla dolu ve filmde aktardığına göre beyazlara olan nefretinden dolayı müslümanlığı seçen siyahların özgürlüğü, müslümanların gururu ve fakirlerin umudu olan adam, Muhammed Ali'nin hayat hikayesi.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 4
* Directing, Aura : 4.5
* Ease of Viewing : 3
* Naked Eye : 4.5


                            4.5


Goodfellas

Genre : Crime, Drama, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 1990

Ray Liotta yerine Sharon Stone'u alan Scorsese 1995 yılında Casino ile tekrar gündemi meşgul etmeyi başarmıştı. İki filmin de çok iyi filmler olduğunu düşünmeme rağmen Joe Pesci Casino'da devleşmişti. Yani burdaki Pesci'den az da olsa daha iyiydi. Duygusal iniş çıkışları ve sürprizleri ile sıradan bir Scorsese filmi olarak gösterilen Casino'yu bir sinema klasiği olarak gösterilen Goodfellas'a tercih ederim. Bu Goodfellas'a sırt dönmek olarak algılanmamalı ama Scorsese'nin After Hours, The Departed ve Casino gibi filmleri varken Goodfellas, Taxi Driver ve Raging Bull hayranlarının biraz sesini alçaltması gerekiyor. Sanatın bir formülü, bir sistemi olmamalı. Herkes bunu beğeniyor ve klasik olarak görüyor ben de bunu beğenmeliyim şeklinde işlememeli. Bu nedenle, sinema kültürü düşük seviyede olan kişilerin izledikleri filmler de beğendikleri filmler de hep aynı.

Çocukluğundan beri gangster olmaya özenen Henry'nin (Ray Liotta) kurduğu yakın arkadaşlıklar ve bulaştığı olayları konu eden filmin senaryosu gerçek hayattan alıntı. 2.5 saatlik uzun sayılabilecek süresine ve düşük temposuna rağmen, güçlü hikaye anlatımı ve kuvvetli kadrosuyla en iyi gangster filmlerinden biri olan Goodfellas, özellikle ''crime'' tutkunlarının mutlaka izlemesi gereken bir film. İlk izlediğimde bile beni şaşırtmayı baraşamadı ama sevdim.


* Casting, Acting : 8
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8


                              8.2



A Beautiful Mind

Genre : Drama, Biography
Director : Ron Howard
Year : 2001

Nobel ödüllü John Nash'in hayatını anlatan film Ron Howard'a hem en iyi yönetmen hem de en iyi film Oscar'ını getirmişti. Connelly ve Crowe'un başrollerini paylaştıkları ve görüp görülebilecek en iyi oyuncu performanslarından bazılarının izleme fırsatını bulduğumuz A Beautiful Mind tek kelimeyle bir şaheser.

Nash'in hayatı ilgi çekici bir biyografi de olsa senaryo kurgusu filmi ''masterpiece'' yapmak için olmazsa olmazdır. Film dili ve diyaloglar o kadar kusursuz ki sürenin nasıl geçtiğinin farkına varmıyorsunuz. Ve tabii çoğu başyapıtta karşılaştığımız güçlü müzikler A Beautiful Mind'da da duygu yoğunluklarını bize yaşatmayı başarıyor. Tüm bileşenler bu kadar iyiyken ekrana hayranlıkla, üzülerek ve hatta ıslak gözlerle bakmanız son derece olağan.

Fazla söze gerek yok. Belki 14 yıl geçti, belki Oyun Teorisi'ni bu filmle öğrendim, belki 5. izleyişim ama tüm belkileri yok etmememiz için bir önerme: Bu film çok güzel.

* Casting, Acting : 10
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 9


                                9.0


Bonnie and Clyde

Genre : Biography, Crime, Drama
Director : Arthur Penn
Year : 1967

Ne Clyde ne de Bonnie ne de Amerikalılar durumun bu şekilde gelişeceğini tahmin edemezdi. Tarihin unutulmaz ikililerinden Clyde Barrow ve Bonnie Parker'ı beyaz perdeye taşıyan Arthur Penn, pek katkı sağlamadığı filmin kendi büyüsüyle akmasına izin vermiş. Warren Beatty ise
Bonnie & Clyde'ın prodüktörü hem de ''Clyde'' rolünde karşımıza çıkıyor.

Kronolojik ve sosyolojik bilgi birikimlerimden dolayı filmi izlemeden bile büyük zevk aldığımı söyleyebilirim. Bu hikaye oldum olası ilgimi çekmekteydi. Bir anti kahramanlık, bir Robin Hood'luk gibi yorumlanabilir. 


Hepsinin istedikleri farklı şeylerdi. Aralarından bazıları para, bazıları sıkıcı hayatlarından kurtulmak, bazıları aşk, bazıları kendini kanıtlama ve bazıları da yalnızca şöhret peşindeydi. Muhattap oldukları halkın da intikam duygularıyla yanıp tutuşması ekmeklerine yağ sürmüş oldu. Bu sayede hepsi bir şekilde istediğine kavuştu.

Garip bir aşk, garip bir kahramanlık, garip bir suç çetesi. Büyük Buhran'ın yarattığı korkunç ortamda bir avuç köylünün dünya çapında şöhret oluşu. Karşınızda Bonnie and Clyde ya da Gene Hackman'a saygıyla; Borrow Çetesi.

* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 8


                              7.7



X - Ed Wood

Genre : Comedy, Drama, Biography
Director : Tim Burton
Year : 1994

Edward Wood Jr.'ın sinema günlerini anlatan Ed Wood, Tim Burton'ın en iyi filmlerinden bir tanesi. Bu biyografinin bu kadar üstünde durulma nedeni kimilerine göre Edward Wood Jr.'ın gelmiş geçmiş en kötü yönetmen olması. Yazılan bir kitap neticesinde kamuoyunda bu fikir bazı çevrelerce benimsense de Medved kardeşlerin bu kitapla birlikte ne kadar saçma bir şey yaptıklarına değinmemem gerek. Çünkü Medved kardeşlerin birer aptal oldukları (Akademi Ödülleri'nde en iyi erkek oyuncu dalında 7 kere aday olan Richard Burton'ı aynı kitapta gelmiş geçmiş en kötü oyuncu ilan ettiler) ve Edward Wood Jr.'ın aslında filme alınacak kadar dikkat çekici özelliklere sahip olmadığını düşünürsek filmimiz büyüsünü kaybedebilir. Yani Edward Wood Jr.'ın tarihin en kötü yönetmeni olma ihtimali Medved'lerin birer gerizekalı olma ihtimalinden daha düşük. Hukuk (Yale) mezunu bir zat-ı muhterem olan Michael Medved kendisini ne olarak görüyor bilinmez ama herhalde IQ'su en iyiyi bulmaktan 5.000 kat daha zor olan en kötüyü bulma hayalinin neredeyse imkansız olduğuna yetmiyor olacak ki hayatını bu tür kitaplar yazmaya adamış. Hayatı boyunca film izleyen bir insan bile şimdiye kadar yapılan filmlerin yüzde 1'ini izlemiş olabilir. En kötü filmi seçme kriteri için bütçe iyi bir kıstas olacaktır ancak Edward Wood Jr.'ın her daim bütçeyle başının sıkıntıda olduğunu düşünürsek bu da mantıklı olmuyor. Verilen ödüllere göre bir filter olsa, Edward hayatı boyunca ödül de alamadı. Neresinden bakarsam bakayım aptalca bir iş. Milyonlarca film varken en kötü filmi seçmeye tenezzül etmek ve bunun hakkında kitap yazmak ve insanların da alıp bunu okuması gerçekten başından sonuna rezalet. Edward Wood Jr.'ın bahsedilen kadar olmadığını ve bu kişinin bi' fictional karakter olduğunu varsayıp filmin teknik yönlerine geçelim.

Burton filmlerinin vazgeçilmez bileşenlerinden biri olan Johnny Depp, Edward Wood Jr. rolünde komediye de yeteneği olduğunu kanıtlıyordu. Büyük hayranlık duyduğu Bela Lugosi de çok gerçekçiydi ve filmde önemli bir rol oynuyordu. Gerek gerçekte de yıllar süren Boris'e karşı duyduğu haset, gerek kaybolmaya yüz tutmuş eski meşhurların hayatın yaşanması şart olan bir dilimi gibi bulaştıkları uyuşturucu illeti güzel bir anlatımla ekranlarımıza getirildi. Beklenmedik bir anda karşıma çıkan kendine has durgun tavırlarıyla tanıdığım Patricia Arquette'i görmek de her zaman olduğu gibi beni mutlu etti. Alakasız footage'lar ve her şeyin ucuzuna kaçmasıyla tanınan Edward Wood Jr.'ın filmlerindeki oyuncu performanslarıyla ilgili belirli eleştiriler olmadığı için film içindeki filmlerdeki oyuncu performansları ''iyiydi'' diye Ed Wood cast'ını eleştirmek pek doğru olmayacaktır. Çünkü film içindeki filmlerde sadece iki kadının karşılaşma sahnesinde kötü performans mevcuttu. Tim Burton filmlerinde duymaya alıştığımız görkemli müzikler ise yoktu. Müzik departmanı filme hiçbir katkı sağlamamıştı.

Güzel bir ekiple yola çıkan Burton vermek istediği her şeyi en iyi şekilde verdi. Sonu biraz abartı olsa da 50 yıldır hakkı yenen bir adam en azından gerçek olmayan bir dünyada bu abartıyı hak ediyor.

* Casting, Acting : 8.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7.5


                             8.1



Cinderella Man

Genre : Sport, Drama, Biography
Director : Ron Howard
Year : 2005

Büyük Buhran döneminde geçen film arkasına koskoca bir şehri alan veteran bir boksörün hikayesi. Kadrosunda Crowe, Giamatti ve Zellweger gibi isimleri barındıran Cinderella Man'in yönetmeni ise zaman zaman çok önemli işlere imza atmış Ron Howard.

Filmin farklı akışı nedeniyle büyük değişim gösteren müzikler genelinde başarılı. Ron Howard'ın heyecan dolu ring çekimleri ve filmin kurgusu sizi 2.5 saatlik uzun süresine rağmen uyanık tutmayı başarıyor. Crowe ve Giamatti'nin gösterdiği iyi performanslara o kadar alıştım ki bana hiç de öyle ahım şahım performans göstermiş gibi gelmediler. Renee'yi ise son demlerinde böyle tatlı bir şekilde görmek mutluluk vericiydi. Artık 45'ine gelen ve fiziksel açıdan değişmeye başlayan aktrist'i daha farklı rollerde görmeye başlayabiliriz.

Tabii ki en iyi drama olma şansı yok ve en iyi spor filmi değil. Ancak bunlara rağmen gözlerinizi doldurabilecek, sizi mutlu etmeyi başarabilecek ve biraz dünya tarihini öğretebilecek bir film.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                             7.9



Bobby Fischer Against the World

Genre : Documentary, Biography, History, Sport
Director : Liz Garbus
Year : 2011

Hayatını belgesellere adayan Liz Garbus'un büyük emeğiyle ortaya çıkan Bobby Fischer Against the World hem en iyi Bobby Fischer, hem de şimdiye kadar yapılmış en iyi satranç belgeseli. Çok daha uzun sürebilir ve satranç kısmına biraz daha ağırlık verilebilirdi. Bobby Fischer'ın hayatının yapımcılar tarafından ilgi görmesinin nedeni yalnızca satranç sporu ve dünya şampiyonluğu değil. Bobby Fischer, 1972 yılında kazandığı dünya şampiyonluğu dışında sıradışı kişiliğiyle de her daim ilgi odağı olmayı başarmıştı.

Filmin doruk noktaları Spassky ile yaptığı karşılaşmalar ve şampiyona sonrası yaşadıklarıydı. Tüm magazinsel yönlerine rağmen satranç oynamayı bilmeyenlerin uzak durması gereken bir film.

Filmin title'ı tek kelimeyle olağanüstü. İzlemeden önce de beğenimi kazanmıştı ancak film, geçen dakikalarla beraber kendi başlığını zirveye taşıyor. Bu sadece '72 öncesi TV'de yapılan bir anons değil. Koskoca bir hayat...

* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7 


                               7.2



Senna

Genre : Documentary, Biography, Sport
Director : Asif Kapadia
Year : 2010

Çocukken tanık olduğum olayın belgeseli.
80'lerin sonları ve 90'lı yıllarda Formula1'in en çok izlenen organizasyon olmasını sağlayan adamın belgeseli.
Brezilya'da Pele'den sonra ortaya çıkan bir 2. kahramanın belgeseli.
Asif Kapadia'ın (ki bir yeteneksiz) dünyanın neresinde festival varsa en iyi belgesel ödülünü almasını sağlayan Ayrton Senna'nın belgeseli.

Senna, Werner Herzog'un Grizzly Man'i ve önceki sene çekilen The Cove'la beraber gördüğüm en iyi üç dökümenterden biri olmayı başardı. Filmle ilgili tek ve başlı başına göz yumulamayacak sorun kapanış jeneriği. Çağan Irmak'ın Ankaralı Turgut'la veda etmesi gibiydi. Bu kadar duygu yüklü bir filmden sonra eğlence görüntüleri, dans şarkıları falan çok akılsızcaydı. İzleyiciyi koltuklarına çivi gibi çakma fırsatını ellerinin tersiyle itmişler. Tahminen sonunda Asif devreye girmiş ve filmi batırmaya çalışmış.

Filmin en iyi yanı kurgusu. Neredeyse tüm görüntüler Formula1 TV'den ve aile kayıtlarından oluşmasına rağmen filmi sonuna kadar ayakta tutmayı başarmış. Asif Kapadia'nın gerçekleştirdiği hiçbir röpörtaj ve kayıt olmayınca doğal olarak filmin değeri gözümde az da olsa düştü.

Alain Prost'un kötü karakter, Senna'nın ise vatansever, hırslı, dürüst, muhafazakar ve yardımsever olarak tanıldığı film eminim ki Brezilyalı vatandaşların hayatlarının filmi olmuştur. Prost-Senna rekabeti sayesinde yıllarca F1'in yediği ekmeği biraz da Hindistan asıllı yönetmen Asif Kapadia yesin. Afiyet şeker olsun.

* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 9

                                8.4


Man on Wire

Genre : Documentary, Biography
Director : James Marsh
Year : 2008

Şimdilerde yerinde olmayan Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerinin arasına bir tel çekip gökyüzünde yürüyen Philippe Petit'nin hikayesi. 1974 yılında gerçekleşen bu olay tıpkı söylenildiği gibi yüzyılın en büyük artistic crime'ı olabilir. Bu yolda ona inananlar kadar inanmayanlar ve sonradan cayanlar da olduğunu görülüyor. Petit filmde, denemelerle başlayıp asıl olayla zirveye çıkıyor.

En iyi belgesel dalında almadığı ödül kalmayan Man on Wire ''bazı anları'' olsa da fazlasıyla overrated. Ayrıca bir belgeselden çok bitmek bilmez bir reklam filmi gibi. Posterine baksanız 1.5 saatlik işkenceden kurtulursunuz. Kaldı ki, zaten hepsi o.

* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 5.5
 

                               5.3

Braveheart

Genre : Biography, Drama, Action, War, History
Director : Mel Gibson
Year : 1995

Mel Gibson'ın Braveheart'ı için söylenecek o kadar şey var ki. Öncelikle 3 saat boyunca beni sıkmamak günümüzde çok büyük kitlesi olan Lord Of the Rings'te bile mümkün olmadı. Bu film her geçen dakika ağırlığını daha da hissettiriyor. Hikayeye katılan her yeni karakter yeni bir şeyler ekliyor. Öyküde çok fazla entrika olması biraz pembe dizi havası verse de insanda merak duygusu uyandırıyor. İlk 30-40 dakikada William Wallace'ın çocukluğunu izleyoruz. Sanırım en yavan kısımlar da bu bölümdeydi. Durmadan tekrarlanan ve hiçbir değişim göstermeyen müzik, kız çocuğuna benzeyen ve babası ölünce ağlıyor mu gülüyor mu belli olmayan berbat bir çocuk oyuncu, saçma geçişlerle dolu bir editing'in ardından filmin giriş kısmı sona eriyor. 

40. dakikadan sonra bir anda 40'lık Mel Gibson karşımıza çıkıveriyor. Bir süre bu rol için çok yaşlı olduğunu düşündüm. Keşke yalnızca yönetmen koltuğunda olsaymış da başkası oynasaymış William Wallace rolünü dedim. Daha sonra koskoca oyuncu kadrosunda tek topallayanın o olduğunu fark ettim. Yani Mel Gibson ve Mel Gibson'ın çocukluğunu çıkarırsak tüm karakterler başarılıydı. Bu bölümlerde Mel Gibson'ına anlamsız bir şekilde çiçek veren kız çocuğu da büyümüştü. Ve ne gariptir ki o da gayet kötü bir oyunculuk sergiliyordu. (Burada yazacağım şeyi müthiş spoiler niteliği taşıyacağı ve hala köylerde, kasabalarda bu filmi izlememiş bireyler olduğunu ve gelecek kuşakların da bu filmden zevk almalarını sağlamak adına yazmıyorum.)

Filmin son yarısı ise tek kelimeyle 10-10-10-10'luk gelişiyor. Muhteşem müzikleri ve unutulmaz senaryosuyla beni kendine hayran bıraktı. Garip bir film Braveheart; başları berbat, ortaları iyi, sonları harikulade olan.

Birçok ödül alsa da filmin editing'inin iyi olduğunu düşünmüyorum. Sinematografiyi ise ayakta alkışlıyorum. Sophie Marceau'nun güzelliğine hayran kaldığımı belirtip, İskoç cephesine ''island''dan katılan Stephen'a da beni fazlaca güldürdüğü için teşekkür ediyorum.

Her ne kadar gerçekleri yansıtıp yansıtmadığı tarafımdan pek bilinmiyor olsa da dramatize edilmiş bu kahramanlık hikayesine İskoçya-İngiltere'den çok Mavilere-Kırmızılar olarak görüp bu filmi yüksekte tutuyorum.

* Casting, Acting : 7
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 9


                                 8.1


Quills

Genre : Biography, Drama
Director : Philip Kaufman
Year : 2000

Geoffrey Rush, Kate Winslet, Joaquin Phoenix ve Michael Caine gibi bir kadroyla karşılaşınca heyecanlanmamak mümkün değil. Bir de konumuz Marquis De Sade olunca heyecanım daha da arttı.

Hikayemiz bir madhouse'da geçiyor. Yani başlangıç noktası Marquis De Sade'ın kapalı tutulduğu dönem. Bu bir biyografi olsa da gerçekle uyuşmayan birçok kurgulanmış öge de mevcut. Beklediğim torture karelerini bulamadım. Fazlasıyla yumuşak işlenmiş bir hikaye. Film boyunca aslında her insanın içinde iyiliğin-kötülüğün ve hatta sadizmin bulunduğu gözümüze sokulmuş. Bu filmi yaratan kişiler çok usta bir şekilde Marquis De Sade propagandası yapıyor. Fark ettirmeden, sanatsal yapıyı bozmadan. Bu filmin, Marquis De Sade'ın düşündüğü her şeyin doğru olduğunu ve onun hakkının yendiğini düşünenler tarafından yapıldığına eminim. Bu durum da beni provoke ediyor. Filmin içinde film, hayatın içinde hayat gibi. Keşke herkes inandığı doğruları Marquis De Sade gibi açık yüreklilikle dile getirebilse. Keşke herkes inandığı doğruları oyunun ve senaryonun yazarı Doug Wright gibi zekice kaleme alabilse.

Doug Wright filmin sonundaki değişim hariç her şeyi kusursuz bir şekilde işlemiş. Keşke film dışkı ve haç sahnesiyle son bulsaydı. Dikkat çekici filmler çıkaran yönetmen Philip Kaufman biraz cast'ın, biraz öykünün ve biraz da sanat yönetmenin gölgesinde kalmış. Uzun süredir sanat yönetmeni bu kadar iyi olup da görüntü yönetmenin bu kadar kötü olduğu bir film görmemiştim.

Quills sarsıcı bir film. Quills insana düşünmeyi, okumayı, yazmayı aşılayacak bir film. Quills yaratma ilhamını verebilecek bir film. Kısaca Quills sizi tetikleyebilecek bir film.

* Casting, Acting : 9
* Script : 8
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 10
* Naked Eye : 9


                                 8.6


 

Günah Keçisi

Genre : Action, Biography, Comedy
Director : Cenk Özakıncı
Year : 2011

Şahin K adlı Türk porno oyuncusunun çalıştığı sektörden bunalması sonucu tası tarağı toplayıp Türkiye'ye taşınmasıyla başlıyor. Filmde diğer ''ekol'' isimleri de görmek mümkün. 80'lerde hemen hemen her tecavüz sahnesinde yer alan Tecavüzcü Coşkun ve kadınların içkilerine ilaç atmasıyla meşhur bir başka tecavüzcü Nuri Alço da filmin cast'ında kısa sürelik de olsa yer bulmuş.

Günah Keçisi adlı filmi izlerken zaman zaman kendime ''Ben ne yapıyorum ya?'' ya da filme ''Bu ne lan? Böyle film mi olur?'' gibi sorular yönelttim. Başlangıcına bakılırsa absürt bir film de olabilirdi Günah Keçisi. Ama ne zaman ki Çılgın Dershane tadına büründü ve eğitimler, dersler başladı. Ne zaman ki sahildeki saçmalıklar boy gösterdi. İşte o zaman bu filmden herhangi bir şey olmayacağı da tarafımdan anlaşılmış oldu.

Filmin kurtarır hiçbir tarafı yok. O kadar büyük bir zaman kaybı ki şu anda yazısını yazmak bile beni yaralıyor.

* Casting, Acting : 3
* Script : 2
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 2


                               2.2


My Left Foot: The Story of Christy Brown

Genre : Biography, Drama
Director : Jim Sheridan
Year : 1989

Doğuştan birçok engeli olan Christy Brown'un hüzünlü hikayesi Jim Sheridan aracılığıyla beyaz perdede. DDL'in Jim Sheridan'la olan gönül bağı bu filmle beraber başlamıştı. Yer aldıkları her projede büyük başarılar yakalayan ikili bu filmde de 2 Oscar kazandılar.

Filmin gereğinden kısa tutulduğunu düşünüyorum. Sonlarını fazla anlamsız buldum. Sanki bitirmeleri gerekmiş gibi bitiriyorlar. Ve ''o şekilde'' bitirmeleri gerekmiş gibi. Evet bu bir biyografi olabilir ama bu durumun böyle olması gerçek dışı. Mutlaka bize yansıtılmayan ve filmde de yer alması gereken missing part'lar var. Bir kitapla bunların olacağını düşünmüyorum.

Filmin ilk 60-70 dakikası direk ödüllere oynadığını belli ediyor. Daha sonra Amenabar ve Julian Schnabel'in filmlerinde de olduğu gibi gene sakat ve acı çeken kişilerin yer aldığı filmler parsayı topluyor. Her 5 yılda bir hortlayan bu duruma göre 2012-2013 yıllarında da gene bir sakat filmi patlayacak.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8

7.8

Moneyball

Genre : Biography, Drama, Sport
Director : Bennett Miller
Year : 2011

Beyzbolu çok seven ve bırakın Türkiye sınırlarını Avrupa'da bile en çok anlayan insanlardan biri olarak büyük bir hevesle izlemeye koyulduğum Moneyball'dan fazlaca keyif aldım diyebilirim. Şayet beyzbol hakkında en ufak bir fikriniz yoksa filme vereceğiniz puan yarı yarıya düşebilir. Bahsedilen menejerleri, franchise'ları ve tüm oyuncuları tanıyan biri olarak belgesel tadınca izledim bu hoş Brad Pitt filmini.

Filmde dikkatleri çeken en önemli özellik gerçek görüntüleri muhteşem biçimde harmanlaması. Neyin gerçek TV görüntüsü neyin kurgu olduğunu anlama ihtimaliniz neredeyse yok. Bir diğer önemli detay ise o an o duyguları yaşamanızı sağlayan ses miksajı.

Oyuncu kadrosuna bakarsak birbirinden önemli dört oyuncuyu görüyoruz. Brad Pitt, Philip Seymour Hoffman, Robin Wright Penn ve genç kuşaktan Jonah Hill. Hepsinin de iyi oyuncu olduklarını düşünüyourum ki bu filmde de gayet iyi oynamışlar.

Son olarak Moneyball Oscar alabilir mi bilemem ama Oscar adayı olabileceğini düşünüyorum.

* Casting, Acting : 9
* Script : 8
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8

8.6

The Blind Side

Genre : Biography, Drama, Sport
Director : John Lee Hancock
Year : 2009

Michael Oher bir evsizdir. Annesinden ve kardeşlerinden herhangi bir hayır görmeyen çocuk hiç bilmediği yetenekleri olduğunu keşfeder. Yeni ailesiyle kendini geliştirmeye devam eder ve aileden biri gibi hareket etmeye başlar. Sandra Bullock'un iyi bir anne olduğunu düşündüren filmdeki performansı ilgi çekici. Bullock bu filmle 2010 En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını almıştı.

Hikaye biraz tahmin edilebilir olsa da hoş. İzlerken sıkılmayacağınız içinde bolca Amerikan futbolu olan bir sportif biyografi.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 7

7.4

Raging Bull

Genre : Biography, Drama, Sport
Director : Martin Scorsese
Year : 1980

Hem Scorsese'nin hem de De Niro'nun çok daha iyi filmlerini gördüm. Yönetmenin en iyi filmi gibi gösterilen film normal şartlarda iyi bir film gibi gözükse de Scorsese standartlarının altında. Öfkesine bir türlü hakim olamayan kıskanç bir boksörün ringde ve ring dışında ailesiyle yaşadıklarını anlatan Raging Bull'da en önemli detay Joe Pesci. O yıllarda ünlü gangster filmlerinin kahramanı olan oyuncuyu bu filmde de görmek beni fazlasıyla mutlu etti.

Vickie nasıl olur da 14 yaşındayken de aynı 74 yaşındayken de aynı gözükür bu da ayrı bir merak konusu. La Motta'nın makyajı ise başarılıydı.

* Casting, Acting : 8
* Script : 6
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 7

6.6