Crime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Crime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Shawshank Redemption

Genre : Drama, Crime
Director : Frank Darabont
Year : 1994

Stephen King'in korku öğeleri içermeyen ender eserlerinden biri olan The Shawshank Redemption sinema sohbetlerinde her daim tartışma konusu olmuştur. Kimileri gelmiş geçmiş en iyi film olduğunu öne sürerken kimileri gelmiş geçmiş en over-rated film olduğunu düşünür. Bu filmin herkes tarafından büyük saygı gören diğer hapishane filmleri The Green Mile ve American History X'ten artıları neler? Oyunculuk bağlamında Tim Robbins'in oynadığı Mystic River veya Morgan Freeman'ın Glory'sinden artıları neler? Anlatım ve directing bağlamında Milos Forman'ın One Flew Over the Cuckoo's Nest'inden ya da Scorsese'nin Dog Day Afternoon'undan artıları neler? Hepsinin cevabı: Yukarıda saydığım tüm filmler bana göre bu filmden daha başarılıydı ancak bu, The Shawshank Redemption'ın iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu film sinemayla pek de sıkı fıkı olmayan kitlenin en iyi filmi olabilir ki zaten IMDb'de de yıllardır ilk sırada. Bu film de tıpkı Fight Club ve The Godfather gibi. The Shawshank Redemption da, The Godfather da, Fight Club da beğendiğim filmler ancak bunları ilk 100'üme sokmam için sinema kültürümü sıfırlayıp çok daha az film izlemeye başlamam gerekli.

Sevdiklerinize yakın olduktan sonra dört tarafı duvarla çevrili her yer eviniz olabilir diyor filmdeki bazı mahkumlar. Bazı ortamlarda değersiz görülen kişiler farklı ortamlarda değer kazanabilir diyenler de var. Bazıları umudun içinizi çürüteceğine inanırken bazıları umudun yaşamak için şart olduğunu düşünüyor. The Shawshank Redemption 140 dakikalık pek de azımsanmayacak süresine ve düşük temposuna rağmen kendini izlettirmeyi başaran bir film. Bunu ağızda güzel bir tat bırakan mizahına, izleyiciyi gerçekten etkilemeyi başaran dramasına ve beklentileri karşılayan iyimserliğine borçlu.

Tüm zamanların en iyi filmi olmasa da izlediğinize pişman olmayacağınız, bana birçok özelliğiyle bayıldığım 70'ler sinemasını hatırlatan oldschool bir drama.

* Casting, Acting : 9
* Script : 9

* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8.5


                           8.5

This is England

Genre : Crime, Drama
Director : Shane Meadows
Year : 2006

Dead Man's Shoes’un yönetmeni Shane Meadows’tan bitmek tükenmek bilmeyen savaşları eleştiren, aidiyet ve milliyetçilik üzerine kurulu bir film. 

80’lerin İngiltere’sinde geçen This is England, işçi sınıfının ve bir avuç skinhead’in hayatlarını konu ediyor. Başroldeki Shaun’un gelişen olaylar karşısında değişen hayat görüşü ve Shaun’u eğitmek için yanına alan Combo’nun yaşadığı buhran bu düşük tempolu filmin alt başlıklarıydı. Düşük tempolu dediğime bakmayın gerek sinematografi, gerek diyaloglar bardağın kenarındaki tuz ve limon görevini görüyordu. Tabii bir de film içinde sıkça karşılaştığımız absürtlükler vardı ki bunlar da filmin baştan sona merak uyandırmasını sağlamaktaydı.

Birçok film eleştirmeni tarafından bir şaheser olarak görülen This is England’ın anlatmak istediklerini birçok farklı bakış açısından izleyiciye sunması bir benzeri American History X kadar olmasa da onu dikkat çekici filmler listesine dahil ediyor.

Akla yatkın olmayan birkaç detayı görmezden gelirsek sinema dili, oyuncu performansları ve müzikleriyle This is England izlemekten pişmanlık duymayacağınız bir film.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7

                            7.2

Av Mevsimi

Genre : Crime, Drama, Mystery
Director : Yavuz Turgul
Year : 2010

Bay Eşkıya Yavuz Turgul'un son filmi 16 yaşındaki bir kızın katledilmesiyle başlıyor. Hikaye klasik bir katil kim filmi gibi dursa da bu cinayetin araştırılması sırasında cinayet masası polislerinin özel hayatlarında yaşadıkları filmi benzerlerinden az da olsa farklı kılıyor. 

Av Mevsimi'nin güçlü bir cast'ı var. Şener Şen, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Çetin Tekindor ve Melisa Sözen gibi isimleri bir araya getirmek önemli bir başarı. Ancak performanslar isimlerin gücüyle doğru orantıda değildi. Şener Şen ve Okan Yalabık ''idare etti''. İkisinin de daha iyi performanslarına tanık olmuştuk. Çetin Tekindor için yorum yapmayacağım çünkü bu kadar ünlü bir oyuncunun başrol olarak lanse edilmesi ve 1 saat ekranda görülmemesiyle ilgili ne yazsam spoiler'a girer. Bu tercih için inanınılmaz hatalı bir casting diyebilirim. Bunun benzeri hatalı casting'ler korku filmlerinin başrollerinde ünlü kullanımıyla gerçekleşir. Düşük bütçeli bir korkunun başrolüne bir ünlüyü koydunuz mu zaten senaryonun nasıl akacağını da izlemeden ele vermiş olursunuz. Hem filmi hem cast'ı kurtaranlar ise kağıtta zincirin en zayıf halkaları olarak görülen Cem Yılmaz ve Melisa Sözen oldu. Onların güçlü performansları filmi izlenebilir kıldı.

Senaryoda kabul edilemeyecek hatalar vardı. Melisa Sözen'in canlandırdığı karakter Asiye'nin elektrik kesildikten sonra yaşadığı karakter değişimi ancak bir exorcism ile açıklanabilir. Ne buna meyil edildi, ne izleyenin buna hazırlanması sağlandı. Asiye'nin içine bir kötü ruh girdi ve Asiye 2 saatlik filmin 2 dakikası boyunca başka biri olmak zorunda kaldı. Aslında kızın hiçbir suçu yok. Bu kötü ruhun adı Yavuz Turgul. Asiye'nin bahsettiğim sahnesi senaryo bu şekilde devam etmeli diye film içindeki akla mantığa sığmayan 2-3 sahneden biriydi. Bir diğeri Pamuk'un annesinin öylesine muhabbet edilirken 25 saniye içinde kan vermekten bahsetmesi oldu. Ancak ve ancak bu sahne çok daha uzun tutulsaydı bu durum akla mantığa yatkın olabilirdi. Ve tabii yine Türkiye'de asla gerçekleşmeyecek Çetin Tekindor'un son sahnesi var. Lisansta 3. sınıfa giden sinema öğrencilerinin de yazdıkları senaryolar hep bu şekilde sonlanır. İşte bu 3 saçmalık yüzünden fena bir film olmayan Av Mevsimi'ni sevebilmem mümkün olmuyor. Pek derine inmeden her verileni alırsanız güzel bir film gibi gelebilir ancak üzerinde biraz düşününce kabul edilemez bir yapısı olduğunu fark ediyorsunuz. Ayrıca Ferman'ın eşi de Hasan'ın özel hayatı da çok havada bırakıldı. Filmin süresi biraz daha uzun tutulup hepsi bir şekilde bağlantılı hale getirilebilirdi.

* Casting, Acting : 7
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5

                                      6.3

The Wolf of Wall Street

Genre : Drama, Crime, Comedy, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 2013

90'larda sıfırdan zirveye çıkan Jordan Belfort'un hayat hikayesini işleyen Scorsese iplerin yarısını Leonardo Di Caprio'nun elinde bırakmış. 3 saat süren filmde yer almadığı sahne neredeyse olmayan Leonardo'ya birbirinden yetenekli isimler eşlik ediyor. Bunlardan biri de Jonah Hill. Hep söylediğim gibi o, oynadığı her filmi zirveye taşıyabilecek yeteneklere sahip. Bu filmin düşüş kısmında dahi izlenebilmesini sağlayan başlıca faktör de onun performansı oldu.

Sayısız uyuşturucu, sayısız yalan ve sayısız sevişme sahnesi içeren filmin duygusal açıdan izleyiciye herhangi bir şey kattığını düşünmüyorum. Her ne kadar kimsenin öldürülmediği bir kara komedi gibi de dursa drama yanı oldukça zayıftı. Filmde yer alan tüm karakterlerin etik kuralların ve genel ahlakın uzağında kaldığını düşünürsek belki de sorun buydu. Bu filmde izleyici adeta filmin ve Leonardo'nun iyi gün dostu oldu. Yükselirken onunla yükseldik güldük ve eğlendik. Ama düşerken filmde drama'nın d'si, izleyicide empatinin e'si yoktu.

Yapısal olarak fazlasıyla Scarface'i anımsatan bir sıfırdan zirveye biyografisi. Ve tabii unutmadan, Freaks'e yaptığı göndermeden dolayı Scorsese'ye teşekkür ediyorum.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                          7.7


RoboCop (2014)

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : José Padilha
Year : 2014

Peter Weller'ın Robocop olduğu zamanlar Robocop güçlüydü. Robocop 3'de Weller yoktu ve Robocop kanat takıp uçmaya başladı. Bu yıl yapılan remake'te ise Robocop yerden 25 metre havaya sıçrayabilen ve mermilerden Matrix'teki Neo gibi kaçabilen hızlı ve kıvrak bir cyborg'a dönüştü. Teknolojik gelişmeler Robocop evrimini çok güçlüden çok atletiğe doğru yönlendirdi. Metal yığını robotik sesli adam bir süper insana dönüştürüldü.

Bu filmi iki şekilde inceleyebiliriz. Ve bu iki farklı inceleme yöntemi bizi birbirine tamamen zıt sonuçlara götürür. Önceki Robocop'ların en büyük eksisi olan CGI bu filmle beraber benzer rakiplerinin seviyesine yaklaşmış. Tarama hızı, nişan alma hızı, data'lara erişim ve araştırma hızı ve hatta kullandığı motorun hızı Robocop'ı çok daha teknolojik ve futuristic bir havaya büründürmüş. Eminim bu filmdeki cyborg gibi olmak isteyen çok insan vardır. Tabii iyi yönlerine rağmen filmdeki cyborg'un Robocop olmadığını iddaa edenlere de kulak vermek gerekiyor. Bir diğer görüş de bu. Filmin kötü bir imaja sahip olmasının remake olmasının dışında Robocop'ın Ironman, Spider-man ve Batman arası bir karaktere dönüştürülmesi. Fiziksel açıdan Ironman'i, jimnastikçi esnekliği ile Spider-man'i ve özellikle filmin sonundaki Murphy-Dr. Norton sahnesiyle Bruce Wayne-Alfred diyaloglarına benzerliğiyle Batman'i hatırlattı. Bu benzerliklerden dolayı filme önyargılı yaklaşmaya çalışsanız da Jose Padilha'nın Robocop'ı buna pek izin vermiyor.

İlk 25 dakikasını ve sonunu saymazsak beklediğimden çok daha iyi bir remake ortaya çıkmış, tebrikler.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                            6.5


RoboCop 3

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Fred Dekker
Year : 1993

Robocop 3 hiç şüphesiz serinin en çok drama içeren filmi. Bunu ilk dakikalardan itibaren hissediyorsunuz. Ama yaratmak istenilen dramatik yapı film temposunda bazı aksaklıklara yol açmış. İlk defa bir Robocop filminde üzülmek gibi bir duygusal tepki verdim ancak sıkılma oranım üzülme oranımı solda sıfır bıraktı.

Medyanın, özel kuruluşların ve capital sahiplerinin bir tarafta halkın ve polislerin diğer tarafta olduğu bir çatışma filmi izledik. Bu kurgusal bir çalışma olduğu için zenci polis şefi Warren Reed ve onu izleyen mesai arkadaşları gibi polisler gerçek hayatta pek görülmez. Bu filmde polis kimsenin boyundurluğu altına girmiyor ve senaryonun akışı gereği filmin sonlarında absürt bir meydan muharebesi sahnesi yaşanıyor. Bir tarafta özel güvenlik, Japon robotlar ve punklar diğer tarafta polis, halk ve Robocop.

Robocop 2'nin şokundan sonra serinin 3. filminde yapamayacakları işe girişmemeyi öğrenmişler demeyi çok isterdim ama onlar Robocop'ı uçurmayı tercih ettiler. 25 milyon dolar harcanan film için hiçbir derinlik olmadan iki görüntüyü üst üste getirip bir uçuş sahnesi tasarladılar. Film boyunca patlattıkları 30 araba yerine 8-10 araba daha az patlatıp bilgisayar ortamında güzel bir uçuş sahnesi hazırlasalarmış çok daha iyi olabilirmiş. Ancak yine olmadı, beceremediler.

* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 5


                            4.9


RoboCop 2

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Irvin Kershner
Year : 1990

Daha düşük bütçeli olmasına rağmen kostüm tasarımı ve sinematografinin gücü ile ilk film ikinci filme oranla çok daha ''stylish'' gözüküyordu. İkinci filmde neredeyse Robocop kadar ön planda olan yeni ürün Robocop2'nin insan vücudu kullanmadan çalışıyor olması işleri biraz karıştırmış. Hep senaryo derslerinde söylenen şeydir ''Çekilebilme ihtimali olan makul şeyler yazmaya özen gösterin.'' burada en büyük sorun daha yüksek bütçeye rağmen özellikle Robocop2 adlı cyborg'un (yalnızca beyni insan) olduğu sahnelerde ortaya çıkıyor. Bu kadar çok stop motion kullanılması bana Wallace and Gromit ve Mary and Max gibi animasyonları hatırlattı. Ve hatta bilim kurgunun doğduğu maketlerin ve kuklaların stop motion tekniği ile ekranda hareket ettiği 50'li yıllara dönmüş gibi hissettim. Sci-fi filmlerinin dönüm noktası olarak gösterilen 1968 yapımı Kubrick'in 2001'ini ve 1990 yapımı RoboCop 2'yi yan yana koyarsak bu filmdeki çoğu sahnenin kabul edilemez olduğunu belirtebilirim.

Markaların dünyayı ele geçirdiği distopik bir dünyaya sahip Robocop'larda polislerin bu kadar sık grev yapması da pek akla yatkın değil. Kapitalizmin korkunç etkilerinin işlenildiği bu ortamda düşük maaşlar yüzünden iş yapmayan polisler yerine yeni elemanların alınacağı oldukça aşikar. Ancak ne hikmettir ki Detroit'te herkes evsiz ve işsiz olmasına rağmen Detroit polisi bir türlü grevden çıkmıyor.

Kötü film DNA'sına sahip Robocop 2'de güzel olan tek şey Robocop'un kendisi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 4.5


                           4.4


RoboCop (1987)

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Paul Verhoeven
Year : 1987

Sinemanın tatlı evlatlarından Robocop çocukluğumuzun da en meşhur filmlerinden bir tanesiydi. Yarı cyborg da olsa sevilebilitesi olan tek polis memuru Murphy'nin hunharca öldürülmesiyle başlayan, düzenin nasıl işlediğine ışık tutan ve çoğunlukla Amerikan sistemini eleştiren bir film.

Verhoeven'in yarattığı atmosferi beğendim. Kullanılan make-up'lar ve efektler dönemine göre Robocop'ı eşsiz kılmasa da bilimkurgu ruhunu ''outdated'' gözükmeden başarıyla verebilmiş. Ayrıca kesin olan bir şey var ki o da  Robocop'ın kostüm tasarımı bundan 50 yıl sonra bile retro gözükmeyecek.

Filmde bazılarını rahatsız edebilecek sahneler mevcut. Özellikle bu sahneler nedeniyle benim de Robocop'a bakış açım değişti. Bu beklenmedik gore sahneler'i filmin belirli bir kitleyi kaybederken belirli bir başka kitleyi kazanmasına yol açıyor. Bir de kötü adamımız vardı ki sinema tarihinin en iyi kötü adamları listesi yapılsa ilk 50'de yer alabilir. Kurtwood Smith'in canlandırdığı Clarence Boddicker karakteri kadar rahat adam yaralayan/öldüren pek insan tanımadım. Kendisi gerilimi artırmak için oyalanmaya ya da tüm toplum tarafından izlenecek bir film içinde usturuplu bir kötü adam olmaya hayır diyor. Boddicker ve Robocop'ın kostümü dışında dikkat çekici son detay ise sound editing departmanının başarısıydı. Filmin bluray'ini tercih etmeniz için önemli bir neden.

Serinin devamı ilk filmi mumla aratadursun ilk film her zaman basmakalıp düzen içindeki sıradışı karakter olarak hatırlanacak.

* Casting, Acting : 6
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                            6.7


Tango & Cash

Genre : Action, Comedy, Crime
Director : Andrey Konchalovskiy, Albert Magnoli
Year : 1989
 

Tango ve Cash'e sırtımı dönemiyorum çünkü bu film çocukluğumuzun klasiği. Bu haliyle de kabul edilebilir olsa da Shawshank Redemption'dan A-Team'e dönüştürülmeseydi damakta daha iyi bir tat bırakabilirdi.

Los Angeles'ın en iyi iki polisinin bir kumpas yüzünden hapishaneye düşmesi ve unutulmaz elektrik telinden kemerle kayma sahnesine kadar filmden memnundum.
Stallone'nin otoriter olan Tango'suna alıştığımız esprili tavırlarıyla Kurt Russell, Cash karakteriyle eşlik ediyor. Dönemin güzel oyuncularından şimdilerin Desperate Housewife'ı Teri Hatcher'ın canlandırdığı karakterin bireysel olarak incelendiğinde iyi ancak kümülatif açıdan pek de gerekli olmadığını bir gerçek. Filmde Kurt Russell'ın bahseder gibi olduğu kılişeleşmiş iyi polis-kötü polisi kötü polis-daha kötü polis olarak pek görmesek de tamamen kar amaçlı çekilmiş kötü bir filmin daha kötü bir filme dönüşmediği için teşekkür ediyorum.
  
Stallone'yi yalnızca Rocky'de beğeniyoum. Ray Tango'nun dediği gibi ''Rambo is a pussy.'' ve ne yazık ki bu film, yalnızca 80'lerde çocuk olanlar için bir klasik.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5


                             5.8



American Hustle

Genre : Crime, Drama
Director : David O. Russell
Year : 2013

The Fighter'da Bale ve Amy Adams'ı, Silver Linings Playbook'ta De Niro, Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper'ı kullanan David O. Russell, yeni filmi American Hustle'da saydığım 5 ismi birlikte kullanıp ses getiren bir cast yaratmış. Konuk oyuncu kıvamındaki De Niro'yu bir kenara bırakırsak diğer 4 oyuncunun 2014 Oscar'larına aday olduğunu bilmekte fayda var.

Jennifer Lawrence hakkında övgü dolu sözler yazmaktan sıkıldım. Sinema, bu kadar güzel bir yüzün bu kadar yetenekle donatılmış olduğunu yarım asırdır görmemişti. Bu filmde yardımcı oyuncu olmasına rağmen filmin başrolleri Bale ve Adams gibi isimlerin bile önüne geçti. Filmin kurgusunu, makyajları ve kostümleri çok beğendim. Ancak filmin güçlü yönleri olduğu kadar zayıf yönleri de mevcut. Senaryo ilgi çekicilikten uzak olmasının dışında birçok gerçekdışılığı da barındırıyordu. Absürt filmler için gerçekdışılık iyi olsa da herhangi bir absürtlüğü olmayan yalnızca nörotik 1-2 karakter barındıran bir filmin gerçekçilik çizgisinden fazla sapmaması daha iyi olurdu. Bunu başaramayan American Hustle bana çok sevdiğim 70-80 decade'ini veremedi. Bu kadar günümüz gibi gözüken mekanları kullanıp nasıl geçmişten bahsedebilirler anlayamadım. Ve son olarak bir miscast olarak niteleyebileceğim Bradley Cooper'ı ve oynadığı karakteri yapmacık ve itici bulduğumu belirteyim. Oysa Silver Linings Playbook'ta kendisini ilk kez başarılı bulmuştum.

2014 Oscar'larına tam 10 dalda aday olup hiçbirini kazanamayan, yer yer sizi güldürebilecek, içinde Jennifer Lawrence'ı barındıran over-rated bir film.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                            6.9



Goodfellas

Genre : Crime, Drama, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 1990

Ray Liotta yerine Sharon Stone'u alan Scorsese 1995 yılında Casino ile tekrar gündemi meşgul etmeyi başarmıştı. İki filmin de çok iyi filmler olduğunu düşünmeme rağmen Joe Pesci Casino'da devleşmişti. Yani burdaki Pesci'den az da olsa daha iyiydi. Duygusal iniş çıkışları ve sürprizleri ile sıradan bir Scorsese filmi olarak gösterilen Casino'yu bir sinema klasiği olarak gösterilen Goodfellas'a tercih ederim. Bu Goodfellas'a sırt dönmek olarak algılanmamalı ama Scorsese'nin After Hours, The Departed ve Casino gibi filmleri varken Goodfellas, Taxi Driver ve Raging Bull hayranlarının biraz sesini alçaltması gerekiyor. Sanatın bir formülü, bir sistemi olmamalı. Herkes bunu beğeniyor ve klasik olarak görüyor ben de bunu beğenmeliyim şeklinde işlememeli. Bu nedenle, sinema kültürü düşük seviyede olan kişilerin izledikleri filmler de beğendikleri filmler de hep aynı.

Çocukluğundan beri gangster olmaya özenen Henry'nin (Ray Liotta) kurduğu yakın arkadaşlıklar ve bulaştığı olayları konu eden filmin senaryosu gerçek hayattan alıntı. 2.5 saatlik uzun sayılabilecek süresine ve düşük temposuna rağmen, güçlü hikaye anlatımı ve kuvvetli kadrosuyla en iyi gangster filmlerinden biri olan Goodfellas, özellikle ''crime'' tutkunlarının mutlaka izlemesi gereken bir film. İlk izlediğimde bile beni şaşırtmayı baraşamadı ama sevdim.


* Casting, Acting : 8
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8


                              8.2



30 Minutes or Less

Genre : Comedy, Action, Crime
Director : Ruben Fleischer
Year : 2011

Tıpkı aynı yıl Türkiye'de çekilen Şafak Sezer'in bombayla gezdiği film Kolpaçino Bomba'da olduğu gibi Jesse Eisenberg de bomba yüklü bir yelekle karşımıza çıkıyor. Bu kadar benzer iki filmin aynı dönemde vizyona girmesi şüphe uyandırıcı. İkisinin de bekleneni verememesi ise olumsuz bir başka ortak yönleri.

Birçok noksanı olan senaryoya göz yumup tanıdık simalara ya da filmin aksiyon yanına odaklanmak istedim ancak bu tanıdık simaların ortaya koyduğu oyunculuklar da beni tatmin etmemekle kalmayıp rahatsız etti. Aksiyon tarafı ise 2-3 dakikalık car chase sahnelerinden ibaret. Elle tutulur hiçbir tarafı olmadığı halde kolay bir film olması ve 75 dakika sürmesi kendisi için bir avantaj.

Senarist Michael Diliberti'nin debut'su 30 Minutes or Less'i tanıdık cast'ı da kurtamamış.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5


                                  5.1


The Mask

Genre : Comedy, Crime, Fantasy
Director : Chuck Russell
Year : 1994

Elm Street'in Part 3'sinden tanıdığımız yönetmen Chuck Russell filmin dikkat çekici parçası. 90'ların başında çekilmesine rağmen CGI'lar nadiren sırıtıyor. Ayrıca film, Who Framed Roger Rabbit'e birçok yönden benziyor.

Esprilerin yüzde 95'lik gibi bir kısmına gülmesem de Jim Carrey'i çok  itici bulmadım. İlk dönem filmlerindeki her türlü şaklabanlığı yapma rutinini bu filmde de bozmuyor. The Mask ayrıca 90'ların ünlü kadın yıldızlarından biri olan Cameron Diaz'ın sosyeteye tanıtıldığı filmdir. Filmde ne Carrey ne de Diaz ilgimi çekmeyi başarabildi. Milo adlı jack russell terrier filmin asıl starı olarak lanse edilebilir. Milo'un her mimiği deyim yerindeyse beni eritti. Onun olmadığı sahneler ise sıkıcıydı. 20 yıldır 100'lerce kez ekranlara gelen bardaki dans sahnesi ve Jim Carrey'in maskeyi taktıktan sonraki ani değişen tavırları akıllarda kalabilir.

Eskiden daha çok beğenirdim kendisini. Olgunlaşınca The Mask'in biraz çocuk kaldığını fark ettim.

* Casting, Acting : 6
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 5

                            5.9

Deathtrap

Genre : Thriller, Mystery, Comedy, Crime
Director : Sidney Lumet
Year : 1982

Ira Levin'in oyunundan beyaz perdeye aktarılan Deathtrap'in yönetmen koltuğunda efsanevi Sidney Lumet oturuyor. Cast'ta ise oyun yazarı Sidney Bruhl rolündeki Michael Caine'e öz hakiki Superman Christopher Reeve eşlik ediyor. Bu 2 isim dönemin en popülerlerinden olsa da Deathtrap hiçbir zaman gündeme gelmedi, gelemedi. Bunun nedeni belki kısıtlı screening, dar dağıtım ağı ya da sonradan oluşan hukuki sorunlar olabilir. Yıllarca İngilizce, altyazılı ve kaliteli bir versiyonunu beklediğim film, Lumet'nin en unutulmaya yüz tutmuş eseri olabilir.

Zaman zaman film içinde film senaryolarıyla karşılaşıyoruz. Deathtrap ise film içinde oyun. Hatta film içinde oyun içinde oyun da denilebilir. Birçok twist'i bulunan Deathtrap, gitgelleriyle kurşunu bitmek bilmeyen bir silah gibiydi. En kuvvetli özelliği olan senaryosunun bu kadar zorlanması ise beni memnun etmedi. Bu durum, Death Trap adlı silahın zaman zaman tutukluk yapmasına neden oldu. ''Sanat, sanat içindir.''i de aşıp sanat yazarın kişisel tatminidire döndü. Plot her ne kadar başta parıldasa da film sonunda izleyici koltuğundan yorgun ayrılıyor.

Tamamı tek mekanda geçen film kafanızda birkaç soru işareti bırakabilir. Farklı olmaya çalışan ve bunu başaran nadide bir Ira Levin-Lumet eseri.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                                6.7


22 Jump Street

Genre : Action, Comedy, Crime
Director :  Phil Lord, Christopher Miller
Year : 2014

Son yılların dikkat çeken komedilerinden biri olan Jump Street liseden üniversiteye transfer oluyor. İlk filmde zekasıyla ön plana çıkan Jonah Hill okul arkadaşlarının artık ergenler olmamasından dolayı amerikan futbolu ve partilerle yüzleşmek zorunda. Ve tabii yine fiziksel özellikler ön plana çıktığı zaman ortağı Tatum tüm ilgiyi üzerine çekmeyi başarıyor.

İlkinden ne eksik ne de fazlası olan 22 Jump Street bana brotherhood'luktan çok gay'lik sundu. Belki yetiştiğimiz toplum ve sahip olduğumuz kültürden  böyle bir algı oluşmuş olabilir ancak film boyunca istemeye istemeye de olsa çocukların her an öpüşebileceğini düşündüm. İtiraf etmem gereken bir başka şey de filmin senaryosuyla ilgili. Bu seride senaryo ne kadar saçmalaşırsa film daha da komik oluyor. Yani bu aşırı saçma kısımlarda genelde iletişimin aşamalarından biri olan ''reddetme'' hissedilirken 22 Jump Street'te bu durum kabul etme, aksiyona geçme = kahkaha şeklinde gerçekleşiyor.

Çekilen iki filmin hasılat oranlarına bakılırsa, Jonah Hill ve Channing Tatum ikilisini birkaç kere daha birlikte izleyeceğiz gibi gözüküyor. Evet, kapanış jeneriği... Harikaydı.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6


                                 6.1


Miller's Crossing

Genre : Crime, Thriller, Drama
Director : Joel Coen, Ethan Coen
Year : 1990

Coen'lerin kalbur üstü filmlerinden bir tanesi olan Miller's Crossing bir gangster filmi. Ufak tefek eksiklerini görmezden gelirsek Miller's Crossing'te bir Brezilya dizisi sezonunda görebileceğiniz kadar ihaneti 2 saat içinde görebilirsiniz. Bu ihanetleri güçlü diyaloglar ve kusursuz sinematografiyle harmanlayan Coen'ler, bana 70'lerin sinemasında bulunan dingin ama içi fazlasıyla dolu havayı vermeyi başardı.

Dürüstlükten uzak karakterleri nedeniyle etiği bize sorgulatan film, kendi içinde de etik kavramını birçok defa sorguluyor. İyinin ve kötünün sürekli konum değiştirmesi, güçlünün bir anda güçsüz kalması ve hikayeye dahil olan tüm karakterlerin hikaye içinde bir işlevi olması düşük tempolu ama ilgi uyandırıcı bir film yaratılmasını sağlıyor.

Tüm bunlara ek olarak Coen'lerin bu artsy gangster flick'i Miller's Crossing'in içinde, filmin aranan adamı John Turturro'nun tamamen ücretsiz verdiği oyunculuk derslerini görebilirsiniz.

* Casting, Acting : 9
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7

* Naked Eye : 7.5

                               7.9


Kick-Ass 2

Genre : Action, Crime, Comedy
Director : Jeff Wadlow
Year : 2013

İlk film kadar sıradışı bir çalışma beklemiyordum ama en azından umarsızca Hit Girl'ümü izlerim diye düşünmüştüm. Maalesef olmadı. Maalesef ki Chloe, ekranımı tahmin ettiğimden çok daha az aydınlattı. Sorun onda değil onu hedeften bu kadar uzaklaştıran filmin writer'larında.

Amerikalı genç kız part'ları yüzünden ''ruhlu'' başlayan film öyle bir düşüşe geçti ki sonrasında gelen kurtarma çalışmaları da Kick-Ass 2'yi kurtarmaya yetmedi. Öyle görünüyor ki bundan sonraki devam filmleri de asla ilk filmin yakaladığı başarıyı yakalayamacak. Gerçi ilk film de pek bir başarı yakalamamıştı ama benim için unutulmaz bir ziyafetti. Biraz daha çubuk sokup bu kızı bundan da kötü devam filmlerinde oynatmazlarsa ilk film, her zaman en beğendiğim filmler arasında kalmayı sürdürecek.

Küçük karakterlerle yetişkinlere yönelik mizah ve aksiyon formülü tutmuştu ama weirdo'larla gençlere yönelik kötü mizah fikri başarılı olamadı. Kick-Ass 2, orijinal filmin yarattığı hayran kitlesi sayesinde yapımcıların cebini parayla doldurmaktan başka bir işe yaramayacak gibi gözüküyor.


* Casting, Acting : 6.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6.5


                              6.1



Bonnie and Clyde

Genre : Biography, Crime, Drama
Director : Arthur Penn
Year : 1967

Ne Clyde ne de Bonnie ne de Amerikalılar durumun bu şekilde gelişeceğini tahmin edemezdi. Tarihin unutulmaz ikililerinden Clyde Barrow ve Bonnie Parker'ı beyaz perdeye taşıyan Arthur Penn, pek katkı sağlamadığı filmin kendi büyüsüyle akmasına izin vermiş. Warren Beatty ise
Bonnie & Clyde'ın prodüktörü hem de ''Clyde'' rolünde karşımıza çıkıyor.

Kronolojik ve sosyolojik bilgi birikimlerimden dolayı filmi izlemeden bile büyük zevk aldığımı söyleyebilirim. Bu hikaye oldum olası ilgimi çekmekteydi. Bir anti kahramanlık, bir Robin Hood'luk gibi yorumlanabilir. 


Hepsinin istedikleri farklı şeylerdi. Aralarından bazıları para, bazıları sıkıcı hayatlarından kurtulmak, bazıları aşk, bazıları kendini kanıtlama ve bazıları da yalnızca şöhret peşindeydi. Muhattap oldukları halkın da intikam duygularıyla yanıp tutuşması ekmeklerine yağ sürmüş oldu. Bu sayede hepsi bir şekilde istediğine kavuştu.

Garip bir aşk, garip bir kahramanlık, garip bir suç çetesi. Büyük Buhran'ın yarattığı korkunç ortamda bir avuç köylünün dünya çapında şöhret oluşu. Karşınızda Bonnie and Clyde ya da Gene Hackman'a saygıyla; Borrow Çetesi.

* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 8


                              7.7



Blue Velvet

Genre : Thriller, Crime, Mystery
Director : David Lynch
Year : 1986

Bu filmle ilgili düşünceler birkaç gruba ayrılıyor. İlk grup, filmi abartılı ve sadistçe bulanlar. Bunlar için herhangi bir yorumum yok. Kişilikleri ve zevkleri benimle pek örtüşmeyen, benden farklı insanlar. İkinci grup ise bu filmi David Lynch'in en iyi filmi olarak görenler. Bu yorumu '86 yılında yapmış olsalardı bile hak vermezdim. Eraserhead ve Dune gibi filmler tercih meselesi olabilir ama bu filmi The Elephant Man ile kıyaslamak sinemaya hakarettir. Bir başka grup bu filme tapan, provokatif bulan kişiler. O kadar Hollywood filmi izlemiş olacaklar ki Blue Velvet'ı bile sıradışı olarak niteliyebiliyorlar. Bir çırpıda bundan çok daha ''çizgi dışı'' olan 100 film sayabilirim.

Yukarıda insanları gruplara ayırmamdan da bellidir az çok ne düşündüğüm. Blue Velvet kötü bir film değil. Ancak Blue Velvet Lynch'in en kötü filmlerinden bir tanesi. Bahsi geçen şey mazoşizm ve disiplin ise bundan çok daha uyarıcı filmler mevcut.

2 saat boyunca film içinde Lynch'e özgü olan derinliği aradım ama yoktu. Blue Velvet oldukça düz bir film. Dolap sahnelerindeki Hitchcockvari gerilim ve Dennis Hopper'ın canlandırdığı karakter filmin dikkat çeken özellikleriydi. Bunun dışında da pek bir şey yoktu. Tüm filmde yalnızca dolap sahnelerini izleseniz size yeter.

* Casting, Acting : 7
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                              6.8



RocknRolla

Genre : Action, Crime, Thriller
Director : Guy Ritchie
Year : 2008

Guy Ritchie istikrarlı bir şekilde kötü gidiyor. Bu filmde de gidişatı bozmamış. 


RocknRolla'da gene gangster'ler, çalınan eşyalar ve eskisi kadar olmasa da British accent var. Birkaç kötü denemeden sonra başarıyı yakaladığı tarza geri dönmenin hayallerini kurmuş olacak ki film, Lock, Stock and Two Smoking Barrels 3 gibiydi. Kısa kesilen sahneler sayesinde sürat kazanan kurgu ve buna uygun müzikler filmin dikkkat çekici özelliğiyken bunun dışında hiçbir şey kayda değer gözükmedi.

Tarantino'yla kıyaslandığı dönemden oldukça uzaklaşan yönetmen artık farklı bir şeyler deneyip, sahip olduğu müzik video'su tecrübelerini de kullanarak yeni bir yol çizmeli. Bu şekilde olmayacağı apaçık.

Bu kadar tempolu olup uzun sürmesine rağmen sıfır karakter gelişimiyle filmi bitirmek de özel bir yetenek ister. Filmin kötü senaryonun eğlenceli tek kısmı ise ''ölümsüz Ruslar'' sahnesiydi.

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 4
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                              5.7