1990s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1990s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Shawshank Redemption

Genre : Drama, Crime
Director : Frank Darabont
Year : 1994

Stephen King'in korku öğeleri içermeyen ender eserlerinden biri olan The Shawshank Redemption sinema sohbetlerinde her daim tartışma konusu olmuştur. Kimileri gelmiş geçmiş en iyi film olduğunu öne sürerken kimileri gelmiş geçmiş en over-rated film olduğunu düşünür. Bu filmin herkes tarafından büyük saygı gören diğer hapishane filmleri The Green Mile ve American History X'ten artıları neler? Oyunculuk bağlamında Tim Robbins'in oynadığı Mystic River veya Morgan Freeman'ın Glory'sinden artıları neler? Anlatım ve directing bağlamında Milos Forman'ın One Flew Over the Cuckoo's Nest'inden ya da Scorsese'nin Dog Day Afternoon'undan artıları neler? Hepsinin cevabı: Yukarıda saydığım tüm filmler bana göre bu filmden daha başarılıydı ancak bu, The Shawshank Redemption'ın iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu film sinemayla pek de sıkı fıkı olmayan kitlenin en iyi filmi olabilir ki zaten IMDb'de de yıllardır ilk sırada. Bu film de tıpkı Fight Club ve The Godfather gibi. The Shawshank Redemption da, The Godfather da, Fight Club da beğendiğim filmler ancak bunları ilk 100'üme sokmam için sinema kültürümü sıfırlayıp çok daha az film izlemeye başlamam gerekli.

Sevdiklerinize yakın olduktan sonra dört tarafı duvarla çevrili her yer eviniz olabilir diyor filmdeki bazı mahkumlar. Bazı ortamlarda değersiz görülen kişiler farklı ortamlarda değer kazanabilir diyenler de var. Bazıları umudun içinizi çürüteceğine inanırken bazıları umudun yaşamak için şart olduğunu düşünüyor. The Shawshank Redemption 140 dakikalık pek de azımsanmayacak süresine ve düşük temposuna rağmen kendini izlettirmeyi başaran bir film. Bunu ağızda güzel bir tat bırakan mizahına, izleyiciyi gerçekten etkilemeyi başaran dramasına ve beklentileri karşılayan iyimserliğine borçlu.

Tüm zamanların en iyi filmi olmasa da izlediğinize pişman olmayacağınız, bana birçok özelliğiyle bayıldığım 70'ler sinemasını hatırlatan oldschool bir drama.

* Casting, Acting : 9
* Script : 9

* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8.5


                           8.5

The Player

Genre : Dark Comedy
Director : Robert Altman
Year : 1992

Kendine ait bir mizah anlayışı olan Robert Altman'ın 92 yılı yapımlı The Player'ı ödül törenlerini silip süpürmüştü. İçinde birçok türü barındıran bu 2 saatlik film sinemayla yakın ilişkide olmayan kişileri sıkıntıdan patlatabilir.

Senaristlerin, yönetmenlerin ve oyuncuların cirit attığı The Player bir Hollywood stüdyosunda geçiyor. Kimin oyuncu kimin cameo olduğunu anlamak ve kimin kurgu kimin gerçek olduğunu anlamak yaklaşık yarım saatinizi alabilir. Bunu atlattıktan sonra filmin size verdiği matematiğe geçiyorsunuz. Filmdeki karakterler size başarılı bir Hollywood filminde olması gereken özellikleri tek tek açıklıyor. Ve tüm film bu doğrultuda ilerliyor. Hollywood'un yapaylığını konu eden filmde cast'taki oyuncuların da yalnızca ''idare ettiklerini'' fark edebilirsiniz. Açıkçası hiçbir duyguyu bana veremediler. Filmdeki tek duygusal değişim Tim Robbins'in makyajıydı. Ve tabii prodüksiyon ve senaryo kendi sınırlarını o kadar zorlanmış ki bu durum da beni fazlasıyla yordu. 10 dakikalık bir açılış sekansı ve sürekli aynı çemberde dönen film içinde film içinde film içinde film... The Player tüm sterotipleri kullanarak sinema sektöründen karakollara kadar çevresiyle de alay ediyor. Bununla yetinmeyip sonunda kendisiyle bile dalga geçiyor. The Player bolca hiciv kullanan bir metafilm. Ait olduğu 7 genre'yı görmezden gelin, bu açıkça bir kara komedi. İçinde sayısız gönderme bulunduran filmin tamamını anlamanız için çok sağlam bir sinefili hastası olmanız gerekmekte. Bu koşulda bile tempo ve bazı zorlamalar beni ettiği gibi sizi de rahatsız edebilir.

İlginç bir deneme, bolca kişisel tatmin, fazla cameo, fazla twist, fazla abartılmış bir film. Ve karşınızda The Player!

* Casting, Acting : 6
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                           5.9

X - Fucking Åmål

Genre : Drama, Romance, Comedy
Director : Lukas Moodysson
Year : 1998

Lukas Moodysson'ın ilk uzun metrajlı filmi Fucking Åmål daha sonra Show Me Love diye anılmaya başlandı. Aynı zamanda filmin kapanış şarkısı da olan Show me Love bu film için daha yerinde bir isim olabilirmiş, evet. Ancak ben, farklı duran orijinal adını kullanmayı ve onu bu adla hatırlamayı tercih ediyorum. Title'daki Åmål İsveç'in batısında Norveç sınırında olan bir şehrin adı. Hikayemiz de bu şehirde geçiyor. Filmde Åmål'dan fazlasıyla nefret eden Elin dışında başroldeki Agnes de Åmål yerine daha büyük bir şehirde yaşasaydı belki de Elin'in söylediği gibi daha rahat edebilir ve daha mutlu olurdu. Yani filmin iki başrolünün de Åmål'ı sevdiğini söyleyemeyiz. Bu duruma rağmen title'daki kötü sözün büyük etkisiyle kafası fazlasıyla karışık Elin'e ve filmin genel yapısına uygun olan Show Me Love adı kullanılmaya başlandı.

Son derece akıcı filmler yapan Moodysson bu filmde de aslında hiç umrumda bile olmayacak bir hikayeyi bana satmayı başarabildi. Fucking Åmål kendi cinsinden birine aşık olan bir ergenin hikayesi. Normal şartlarda asla ilgimi çekmeyecek bu konuyu bazen yüzümde bir gülümseme ile bazen surat asarak ilerleyen dakikalarda ne olacağını merak ede ede izledim. Moodysson gerçekten Avrupa'nın en iyilerinden biri olabilir. Bizi o yaşlarımıza, o ortamlara ve hatta doğrudan hikayeye sokmayı bir kez daha başardı.(kronolojik olarak ilk kez)

O yaştaki insanların hissettiklerini bana göre doğru bir şekilde belgelediği ve fazlasıyla başarılı diyaloglar içerdiği için her ne kadar basit de olsa senaryo, benden geçer puan almayı başardı. Lukas Moodysson'ın diyaloglardaki başarısı günümüze kadar yaptığı filmlerin hepsinde sürüyor. Bunu kendi de yeterli gördüğü için olacak ki ilerki yıllarda kendi yazdıklarını çekmeye devam etti.
Moodysson'dan Fucking Åmål, ergenlerin dünyasına keyifli bir bakış açısı.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7.5


                           7.3


RoboCop 3

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Fred Dekker
Year : 1993

Robocop 3 hiç şüphesiz serinin en çok drama içeren filmi. Bunu ilk dakikalardan itibaren hissediyorsunuz. Ama yaratmak istenilen dramatik yapı film temposunda bazı aksaklıklara yol açmış. İlk defa bir Robocop filminde üzülmek gibi bir duygusal tepki verdim ancak sıkılma oranım üzülme oranımı solda sıfır bıraktı.

Medyanın, özel kuruluşların ve capital sahiplerinin bir tarafta halkın ve polislerin diğer tarafta olduğu bir çatışma filmi izledik. Bu kurgusal bir çalışma olduğu için zenci polis şefi Warren Reed ve onu izleyen mesai arkadaşları gibi polisler gerçek hayatta pek görülmez. Bu filmde polis kimsenin boyundurluğu altına girmiyor ve senaryonun akışı gereği filmin sonlarında absürt bir meydan muharebesi sahnesi yaşanıyor. Bir tarafta özel güvenlik, Japon robotlar ve punklar diğer tarafta polis, halk ve Robocop.

Robocop 2'nin şokundan sonra serinin 3. filminde yapamayacakları işe girişmemeyi öğrenmişler demeyi çok isterdim ama onlar Robocop'ı uçurmayı tercih ettiler. 25 milyon dolar harcanan film için hiçbir derinlik olmadan iki görüntüyü üst üste getirip bir uçuş sahnesi tasarladılar. Film boyunca patlattıkları 30 araba yerine 8-10 araba daha az patlatıp bilgisayar ortamında güzel bir uçuş sahnesi hazırlasalarmış çok daha iyi olabilirmiş. Ancak yine olmadı, beceremediler.

* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 5


                            4.9


RoboCop 2

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Irvin Kershner
Year : 1990

Daha düşük bütçeli olmasına rağmen kostüm tasarımı ve sinematografinin gücü ile ilk film ikinci filme oranla çok daha ''stylish'' gözüküyordu. İkinci filmde neredeyse Robocop kadar ön planda olan yeni ürün Robocop2'nin insan vücudu kullanmadan çalışıyor olması işleri biraz karıştırmış. Hep senaryo derslerinde söylenen şeydir ''Çekilebilme ihtimali olan makul şeyler yazmaya özen gösterin.'' burada en büyük sorun daha yüksek bütçeye rağmen özellikle Robocop2 adlı cyborg'un (yalnızca beyni insan) olduğu sahnelerde ortaya çıkıyor. Bu kadar çok stop motion kullanılması bana Wallace and Gromit ve Mary and Max gibi animasyonları hatırlattı. Ve hatta bilim kurgunun doğduğu maketlerin ve kuklaların stop motion tekniği ile ekranda hareket ettiği 50'li yıllara dönmüş gibi hissettim. Sci-fi filmlerinin dönüm noktası olarak gösterilen 1968 yapımı Kubrick'in 2001'ini ve 1990 yapımı RoboCop 2'yi yan yana koyarsak bu filmdeki çoğu sahnenin kabul edilemez olduğunu belirtebilirim.

Markaların dünyayı ele geçirdiği distopik bir dünyaya sahip Robocop'larda polislerin bu kadar sık grev yapması da pek akla yatkın değil. Kapitalizmin korkunç etkilerinin işlenildiği bu ortamda düşük maaşlar yüzünden iş yapmayan polisler yerine yeni elemanların alınacağı oldukça aşikar. Ancak ne hikmettir ki Detroit'te herkes evsiz ve işsiz olmasına rağmen Detroit polisi bir türlü grevden çıkmıyor.

Kötü film DNA'sına sahip Robocop 2'de güzel olan tek şey Robocop'un kendisi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 4.5


                           4.4


The Hurricane

Genre : Drama, Biography, Sport
Director : Norman Jewison
Year : 1999

Dünya orta siklet boks şampiyonu Rubin Carter'ın sıradışı hayatını anlatan film; ırkçılık, spor ve adalet üçgeninin ortasında yer alıyor.

90'larda sinemada zirvede olan Denzel Washington 60'larda ring'lerde kendisi gibi zirvede olan Rubin Carter'ı başarıyla canlandırmış. İşlemediği bir suçtan dolayı 22 yıl hapis yatan Hurricane'in hayat hikayesi eğer bu filmde anlatıldığı gibiyse elbette buna üzülüp sinirlenmemek mümkün değil. Yalnızca koyu bir tene sahip olduğu için özgürlüğü elinden alınan adamın hapishanede yaşadıkları yine kendi kitabı 16. Raund ve Lazaruz and Hurricane'de kağıda dökülmüş. Elinizde böyle bir malzeme varken bunu kötü bir şekilde senaryolaştırmak da pek mümkün değil.

İlgi çekici olaylarla dolu bir biyografi olan The Hurricane'in yönetmen koltuğunda bir türlü Oscar alamayan Norman Jewison oturuyor. Tercih ettiği doğrusal olmayan kurgu 70'lerin temposunda ilerleyen bu old-fashioned filme az da olsa hareket kazandırabilmiş, bravo.

Hapishane yıllarında Muhammad Ali ve Bob Dylan gibi ünlü isimlerin de yer aldığı hatrı sayılır bir destekçi kitlesine sahip olan Rubin ''Hurricane'' Carter'ın gerçekten katil olduğunu iddia edenler kadar filmde bazı detayların çarpıtıldığını öne süren kişiler de var. Bu kişiler filmi yaratan ekibi eleştiri oklarıyla hedef almış. Örneğin filmde şikeli maç olarak izleyiciye sunulan Rubin Carter - Joey Giardello maçı için sonraki yıllarda Rubin Carter ''Giardello hak ettiği bir galibiyet aldı.'' açıklamasını yaptı. Ayrıca yönetmen Norman Jewison filmin DVD'sinde Giardello'dan özür diledi.

The Hurricane'i ırkçılık, Amerikan tarihi veya yargı sistemiyle ile ilgili örnekler arayanlar mutlaka izlemeli. İyi bir biyografi, iyi bir kaynak.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5


                             7.3


When We Were Kings

Genre : Sport, Documentary, History
Director : Leon Gast
Year : 1996

Leon Gast'ın röpörtajlarından ve Ali'nin ring içi/ring dışı orijinal footage'larından oluşan When We Were Kings en iyi belgesel Oscar'ını kazanmıştı. Bir Muhammad Ali biyografisinden çok Zaire'deki George Foreman-Muhammad Ali karşılaşmasına odaklı olan bu dökümenter sayesinde Muhammad Ali'nin renkli kişiliğini tanıma fırsatı buluyoruz.

Yalnızca filmde röpörtaj veren yönetmen Spike Lee'nin ağzından duyduğumuz Malcolm X bu dökümenterde hiçbir şekilde yer almıyor. Bu dökümenterde müslümanlık, askerlik ve mahkemeler de pek yer almıyor. Filmin büyük çoğunluğu Ali'nin kameralara verdiği röpörtajlar, basın toplantıları ve antremanlardan oluşuyor. Ayrıca WWWK'in o dönem Zaire'de yaşananları öznel bir şekilde de olsa bize aktardığı ve kronolojik yapılarımızı güçlendirdiği için öğretici bir yanı da var. Muhammad Ali'nin hayatından ve Zaire'deki Foreman-Ali maçından haberdar olsanız da maçla aynı organizasyon altında verilen konserleri dinleme ve o dönemin Afrika'sını yakından tanıma fırsatı bulabiliyorsunuz.

Açıkça ortaya koyulan Muhammad Ali yanlısı duruş sayesinde kadının K'sinin filmde yer almaması beni mutlu etti. Muhammad Ali hayranları tarafından yaratılıp yorumlanan ve çoğunluğu 74'teki Rumble in the Jungle'ı konu eden eğlenceli bir belgesel.

* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7


                             7.2


Rocky V

Genre : Sport, Drama
Director : John G. Avildsen
Year : 1990

Serinin 5. filminde koltuğa ilk filmin yönetmeni Avildsen oturuyor. Eski mahalle ve eski evin yanı sıra temposu ve dramatik yapısı ile de özüne dönmeye çabalayan film bunlara rağmen ilk filmin çok uzağında kalmış. Ancak Rocky 5'ın en kötü Rocky filmi olarak lanse edilmesi son derece acımasızca. Yalnızca kronolojik olarak filmleri beğenen düz mantığa sahip taklitçi kişiler 4. filmin 5. filmden daha iyi olduğunu öne sürebilir. Bu kişilerin sinemanın S'sinden anlamadığı ya da kör olduklarını varsayabiliriz.

Oğlu, karısı ve Paulie ile birlikte aile içinde takılmayı tercih eden Balboa beyninde oluşan hasar nedeniyle dövüşmeyi de bırakıyor. Onu, Tommy Gunn adlı gencin menejeri ve coach'u olarak izleme fırsatı buluyoruz. Eski filmlerden oluşan sahneler sürekli pişirilip önümüze sunulsa da en azından bu sefer MTV izliyormuşsunuz gibi hissetmiyorsunuz.

Veda filmi niteliği taşıyan Rocky 5 izleyiciye istediğini veriyor.

* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 5.5


                            5.7



Goodfellas

Genre : Crime, Drama, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 1990

Ray Liotta yerine Sharon Stone'u alan Scorsese 1995 yılında Casino ile tekrar gündemi meşgul etmeyi başarmıştı. İki filmin de çok iyi filmler olduğunu düşünmeme rağmen Joe Pesci Casino'da devleşmişti. Yani burdaki Pesci'den az da olsa daha iyiydi. Duygusal iniş çıkışları ve sürprizleri ile sıradan bir Scorsese filmi olarak gösterilen Casino'yu bir sinema klasiği olarak gösterilen Goodfellas'a tercih ederim. Bu Goodfellas'a sırt dönmek olarak algılanmamalı ama Scorsese'nin After Hours, The Departed ve Casino gibi filmleri varken Goodfellas, Taxi Driver ve Raging Bull hayranlarının biraz sesini alçaltması gerekiyor. Sanatın bir formülü, bir sistemi olmamalı. Herkes bunu beğeniyor ve klasik olarak görüyor ben de bunu beğenmeliyim şeklinde işlememeli. Bu nedenle, sinema kültürü düşük seviyede olan kişilerin izledikleri filmler de beğendikleri filmler de hep aynı.

Çocukluğundan beri gangster olmaya özenen Henry'nin (Ray Liotta) kurduğu yakın arkadaşlıklar ve bulaştığı olayları konu eden filmin senaryosu gerçek hayattan alıntı. 2.5 saatlik uzun sayılabilecek süresine ve düşük temposuna rağmen, güçlü hikaye anlatımı ve kuvvetli kadrosuyla en iyi gangster filmlerinden biri olan Goodfellas, özellikle ''crime'' tutkunlarının mutlaka izlemesi gereken bir film. İlk izlediğimde bile beni şaşırtmayı baraşamadı ama sevdim.


* Casting, Acting : 8
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8


                              8.2



Predator 2

Genre : Sci-Fi, Thriller, Action
Director : Stephen Hopkins
Year : 1991

Paranız varsa aksiyon filmi çekmemeniz için hiçbir neden yok. Birkaç silahlı çatışma ve birkaç kovalamaca sahnesi ile olayın üstesinden gelebilirsiniz. Başrol için ünlü bir isme gidip bu ismi imaj transferi için kullanabilir, sanat adına hiçbir şey ortaya koymadan tıpkı ilk filmdeki gibi paranıza para katabilirsiniz. Predator 2'nun da ilk film gibi olduğunu sanmıştım, yanılmışım. Serinin 2. filminde Lethal Weapon'da parlayan Danny Glover başroldeyken yönetmen koltuğunda daha sonra ilginç filmlere imza atan Stephen Hopkins oturmuş. Bu filmin de iyiliği kötülüğü tartışılabilir ancak kim ne derse desin ilk filmden daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek.

Arnold Schwarzenegger'den sonra Danny Glover'ın performansı göz kamaştırıcıydı. Aksiyon sahnelerinin hakkını veren Glover mizahıyla da filme neşe katmış. İlk filmdeki belirsizlikler yerini daha kolay bir anlatıma bırakmış. Bilinmezliklerle dolu Predator karakteri, bu 2. filmde verilen bilgiler sayesinde filmdeki karakterlerde olduğu gibi izleyicede de hayranlık uyandırıyor.

Çok daha iyi sci-fi'ler ve daha iyi aksiyonlar varken yolunuz bir şekilde Predator'lara düşerse mutlaka tercihiniz bu, sequel'i olsun.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                               6.2


Alien Resurrection

Genre : Sci-Fi, Action, Thriller
Director : Jean-Pierre Jeunet
Year : 1997

Jeunet ve Joss Whedon'ın olaya el atmasıyla beraber dibe vurmuş seri gözle görülür biçimde aşama kaydetmiş. Whedon'ın yarattığı mizah Jeunet'nin tarzıyla uyumlu olduğundan ilk defa komedi aromalı bir Alien filmi ile karşılaşıyoruz.

Alien 3'te alien'larımıza duymaya başladığım sempati bu filmle beraber tavan yaptı. Resurrection'da sizi üzen sahneler arasında insan ölümleri yer almıyor. Tüm hikayeye bakarsak da alien'ları insanlara tercih ettiğimi söylebilirim. 

İlk filmi es geçersek Weaver'ı ilk defa beğendim. Winona Ryder için aynı şeyi söylemem mümkün değil. 500 dakikalık uzun Alien yolculuğunda Ron Perlman'ın oynadığı karakter ve bu filmdeki Weaver'ın umursamaz ve alaycı tavırları sayesinde garip ama zaman zaman gülümsedim. Kimilerine göre yanlış tercih olan Jeunet'nin kara mizahını bu filmde hissebiliyorsunuz. Bu film bir sequel olsaydı Jeunet için ben de yanlış tercih diyebilirdim çünkü Alien'ının kemikleşmiş kitlesi Jeunet'nin ortaya koyacağı işi yadırgayabilirdi. Ancak Fincher'ın (berbat senaryo sayesinde) batırdığı seriyi tekrar canlandırmak istenmişse ki öyle, Jeunet'nin fazlasıyla iyi bir tercih olduğu ortada.


Weaver'ın kolundaki dövmenin anlamını ortaya koyan etkileyici sahne ve garip bir şekilde bizi üzen bir başka sahne için ekibe teşekkürler. Yolun açık olsun Alien!

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                                  6.6



Alien 3

Genre : Sci-Fi, Action
Director : David Fincher
Year : 1992

Sigourney Weaver'la 3. buluşmamız olan serinin 3. filmi David Fincher imzası taşıyor. Alien antolojisinin en ilginç özelliği seri sayılabilecek ilk 4 filmin de şimdilerde çok ünlü olan isimler  tarafından çekilmiş olmaları. Ridley Scott ile başlayan macera James Cameron'la zirve yaptı ve şimdi bayrağı David Fincher devralıyor. Fincher'ın yaptığı her filmi sevmeme rağmen debut'su olan Alien 3'ü sevemedim.

Alien serisinin en önemli özelliklerinden biri CGI başarısını bu filmde mumla arıyorsunuz. Zamanına göre çok üstün olan bilgisayarla yapılmış görseller 90'ları gelinmiş olmasına rağmen ilk 2 filmdeki etkiyi yaratmıyor. Hikayeye hiçbir yenilik getirilmemesinin yanında son derece aptalca bir plot ile yola çıkılması kabul edilebilir gibi değil. Tünellerin içinde ne yapmaya çalıştıklarını ne ben anladım ne de kendileri. David Fincher kullandığı az ışık ve saçma da olsa sahip olduğu 1001 tünel ile güzel bir korku filmi çekebilirdi. Bunun yerine bir avuç idiot'un yer aldığı din temalı bir slasher'ı tercih etmiş. 

Fincher sayesinde sinema bir süreliğine Alien'ını kaybetmiştir. Bir süreliğine başımız sağ olsun.

* Casting, Acting : 5
* Script : 3.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4.5


                                 4.7


The Mask

Genre : Comedy, Crime, Fantasy
Director : Chuck Russell
Year : 1994

Elm Street'in Part 3'sinden tanıdığımız yönetmen Chuck Russell filmin dikkat çekici parçası. 90'ların başında çekilmesine rağmen CGI'lar nadiren sırıtıyor. Ayrıca film, Who Framed Roger Rabbit'e birçok yönden benziyor.

Esprilerin yüzde 95'lik gibi bir kısmına gülmesem de Jim Carrey'i çok  itici bulmadım. İlk dönem filmlerindeki her türlü şaklabanlığı yapma rutinini bu filmde de bozmuyor. The Mask ayrıca 90'ların ünlü kadın yıldızlarından biri olan Cameron Diaz'ın sosyeteye tanıtıldığı filmdir. Filmde ne Carrey ne de Diaz ilgimi çekmeyi başarabildi. Milo adlı jack russell terrier filmin asıl starı olarak lanse edilebilir. Milo'un her mimiği deyim yerindeyse beni eritti. Onun olmadığı sahneler ise sıkıcıydı. 20 yıldır 100'lerce kez ekranlara gelen bardaki dans sahnesi ve Jim Carrey'in maskeyi taktıktan sonraki ani değişen tavırları akıllarda kalabilir.

Eskiden daha çok beğenirdim kendisini. Olgunlaşınca The Mask'in biraz çocuk kaldığını fark ettim.

* Casting, Acting : 6
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 5

                            5.9

The Witches

Genre : Fantasy, Family
Director : Nicolas Roeg
Year : 1990

Roald Dahl'ın kitabını beyaz perdeye uyarlayan İngiliz yönetmen Nicolas Roeg; çocuklar için fazla ürkütücü, büyükler için fazla çocukça bir film ortaya çıkarmış. Baş cadımız Anjelica Huston'ın rol için biçilmiş kaftan olduğunu, adeta baş cadıyı oynamak için dünyaya geldiğini hissedebilirsiniz. Ayrıca Mr. Bean karakteriyle slapstick komedileri ayakta tutmaya çalışan Rowan Atkinson da otelin yöneticisi rolüyle karşımızda.

İngiltere'de geçen bu uyarlama hikayemiz, cadılar hakkında fazlaca bilgiye sahip büyükannenin torunuyla beraber cadılarla dolu bir otele yerleşmesiyle başlıyor. Kitapla filmin en büyük farklılık gösterdiği yer ise sonu.

Karanlık atmosferiyle benzerlerinden farklı bir çocuk masalı izlemek isterseniz The Witches'a göz atabilirsiniz. Bence hoş bir pazar sabahı filmi. Tamam... Belki biraz kara bulutlu, biraz yağmurlu bir pazar.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5.5


                              6.3


Addams Family Reunion

Genre : Family, Comedy
Director : Dave Payne
Year : 1998

Bu filmle ilgili düşüncelerim filmin ilk 10 dakikasında şekillendi. Christopher LLoyd'un Fester'ından sonra Lloyd'un yerini kim alsa sırıtırdı ama Fester için bu kadar kötü bir tercih kabul edilemez. Tanıdığımız ve bildiğimiz Fester; utangaç, asosyal ve belirli bir ağırlığı olan bir karakterdi. Yeni Fester ise 3 yaşındaki bir çocuk gibi dayanılmaz bir sese sahip ve son derece hiperaktif.  Hudson'dan sonra Morticia rolünde sinema tarihinin en meşhur sarışınlarından biri olan Daryl Hannah yer almış. Adını açılış jeneriğinde gördüğümde  aile dışı yeni bir karakteri canlandıracağını düşündüm. Morticia olacağı aklımın ucundan bile geçmedi. Hudson, Lloyd ve Ricci gibi isimlerin yerlerini alanlar seviyeyi o kadar aşağıya çekmiş ki Addams serisinden nefret etmeye başladım. Başroldeki isimleri bir yana bırakırsak ilk filmlerden sonra tahminen aç kalan ''diğer'' cast bu filmde de oynamayı kabul etmiş.

Serinin 3. filminde plot, büyükanne ve büyükbabanın normalleşmesiyle şatolarından uzaklaşan Addams'ların şehirdeki maceraları. Ne Daryl Hannah bir esmer ne de Fester bir şaklaban. Red red reddediyorum.


 * Casting, Acting : 2
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 1.5
* Naked Eye : 1.5


                                 1.9


Addams Family Values

Genre : Dark Comedy
Director : Barry Sonnenfeld
Year : 1993

İlki kadar karanlık bir atmosfere sahip olmayan Addams Family Values'da ailemize 2 yeni karakter katılıyor. 

Gomez ve Morticia'nın bebekleri Pubert'ın olduğu tüm sahneler kötü. Zaten bebeklerin oynadığı hiçbir film komik olamaz. Buna Christina Ricci'nin ve erkek kardeşinin yaz kampındaki berbat maceralar da eklenince tüm yük aile büyüklerine kalıyor Sanırım Debbie rolüyle kadroya yeni katılan Juan Cusack'tan filmin çarkını çevirmesi rica edilmiş. Ekranda kalma süreleri filmin toplam süresinin yarısından az olsa da Couple'larımızı izlemek eğlenceliydi. 

İzleyiciyi memnun etmek için gereğinden fazla uğraşan film damakta güzel bir tat bırakmıyor.

P.S. İlk filme kronolojik olarak bağlı olsa da ikinci filmi izlemek için ilk filmi görmek zorunda değilsiniz.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 5.5


                                 5.5


The Addams Family

Genre : Dark Comedy
Director : Barry Sonnenfeld
Year : 1991

Charles Addams'ın yarattığı karakterlere hiçbir sözüm yok. Sıradışı, eğlenceli ve fazlasıyla karanlık bir aile. The Addams Family'nin en büyük sorunu script'inin basit ve tahmin edilebilir olması. 15 dakika izledikten sonra sırasıyla ne olabileceğini kestirebiliyorsunuz. İşbu nedenle yıllar geçse de aile aklımızdan çıkmazken filmi hatırlamakta zorluk çekiyorsunuz. Çünkü gerçekten cast, kostüm, makyaj ve set o kadar ön planda ki Addams'ların bu sıradan script'ini hatırlamak hiç de kolay değil.

Back to the Future'ın profesöründen, Huston'a ve hatta sinemaya yeni adım atan Ricci'ye dönemin sevilen oyuncuları bu kara komedi için bir araya toplanmış. Daha sonra farklı filmlerini de izlediğimiz yönetmen Sonnenfeld ise hiçbir zaman fantasy'den vazgeçmedi.

Yıllar geçse de film; Beetlejuice, Edward Scissorhands, Death Becomes Her gibi filmlerle aynı rafta saklanmaya devam edecek. Karakterleri hep gülümseyerek hatırlanacak.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                                6.7


Fear and Loathing in Las Vegas

Genre : Comedy
Director : Terry Gilliam
Year : 1998

Fear and Loathing in Las Vegas, LSD'nin insan üzerindeki etkilerini anlatan bir uyuşturucu filmi. Bana göre Terry Gilliam'ın adını lekeyen film, gazeteci Depp ve avukatı Del Toro'nun Las Vegas'ta yaşadığı yer yer güldüren ancak çoğunlukla tekrardan oluşan maceralarını anlatıyor. Yaratıcılık ve hayalgücünde sınır tanımayan Gilliam'ı bu sefer Depp ve Del Toro'dan oluşan cast'ın bile kurtaramaması filmin pek de iyi bir film olmadığının ve hatta senaryosunun bile bulunmadığının işareti.

Sinefillerin büyük olasılıkla beğenmeyeceği, sinema kültürü zayıf uyuşturucu bağımlıların en iyi film olarak niteleyebileceği film yerine  Hunter Thompson'ın yazdığı gazeteciliği subjektifleştiren orijinal eseri okuyabilirsiniz. Set tasarımı ve Depp'in eğlenceli karakteri filmi katlanabilir kılan sayılı etkenlerdendi.

Birçok skecin bir araya gelmesiyle oluşturulmuş gibi duran bu filmimsi eğlence; Depp'in araya sıkıştırdığı göndermeleriyle iyi, uyuşturucuya özendirmesi açısından tehlikeli bir deneme.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5.5


                               5.5


Miller's Crossing

Genre : Crime, Thriller, Drama
Director : Joel Coen, Ethan Coen
Year : 1990

Coen'lerin kalbur üstü filmlerinden bir tanesi olan Miller's Crossing bir gangster filmi. Ufak tefek eksiklerini görmezden gelirsek Miller's Crossing'te bir Brezilya dizisi sezonunda görebileceğiniz kadar ihaneti 2 saat içinde görebilirsiniz. Bu ihanetleri güçlü diyaloglar ve kusursuz sinematografiyle harmanlayan Coen'ler, bana 70'lerin sinemasında bulunan dingin ama içi fazlasıyla dolu havayı vermeyi başardı.

Dürüstlükten uzak karakterleri nedeniyle etiği bize sorgulatan film, kendi içinde de etik kavramını birçok defa sorguluyor. İyinin ve kötünün sürekli konum değiştirmesi, güçlünün bir anda güçsüz kalması ve hikayeye dahil olan tüm karakterlerin hikaye içinde bir işlevi olması düşük tempolu ama ilgi uyandırıcı bir film yaratılmasını sağlıyor.

Tüm bunlara ek olarak Coen'lerin bu artsy gangster flick'i Miller's Crossing'in içinde, filmin aranan adamı John Turturro'nun tamamen ücretsiz verdiği oyunculuk derslerini görebilirsiniz.

* Casting, Acting : 9
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7

* Naked Eye : 7.5

                               7.9


Batman & Robin

Genre : Action, Sci-Fi
Director : Joel Schumacher
Year : 1997

Batman'in başrol olmadığı ilk Batman filmine hoşgeldiniz! Arnold Schwarzenegger ismini açılış jeneriğinde gördükten sonra yaklaşık bir 15 dakika buz patenleriyle Batman ve Robin'i pataklamaya çalışan ve hatta buz hokeyi oynayan kötü adamları izliyoruz. Karakterler neyse de Akiva Goldsman'ın script'i ve filmin casting'i içler acısı. George Clooney'den Batman mi olur? Bu soruya ''Evet, olur.'' diyenlere ikinci bir sorum daha olacak. George Clooney'den Batman mi olur? Eminim Uşak Alfred bile yarasa adam kostümü içerisinde daha havalı dururdu.

Saçmalıklarla ilerleyen başrolsüz film, Batman'in adını 2 saat boyunca lekelerken o dönemki sinema izleyicisi yıllarca Batman çekilmesin diye dua etti. Ta ki Chris Nolan kolları sıvıyana kadar. Gothic başlayan sci-fi ve aksiyon arasında gidip gelen seriye Nolan sayesinde güzel bir drama katılmış oldu.

Joel Schumacher'in bu 2. Batman'i tüm Batman filmleri arasında tartışmasız en kötüsü.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 3.5
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4


                           4.0