Genre : Drama, Crime
Director : Frank Darabont
Year : 1994
Stephen King'in korku öğeleri içermeyen ender eserlerinden biri olan The Shawshank Redemption sinema sohbetlerinde her daim tartışma konusu olmuştur. Kimileri gelmiş geçmiş en iyi film olduğunu öne sürerken kimileri gelmiş geçmiş en over-rated film olduğunu düşünür. Bu filmin herkes tarafından büyük saygı gören diğer hapishane filmleri The Green Mile ve American History X'ten artıları neler? Oyunculuk bağlamında Tim Robbins'in oynadığı Mystic River veya Morgan Freeman'ın Glory'sinden artıları neler? Anlatım ve directing bağlamında Milos Forman'ın One Flew Over the Cuckoo's Nest'inden ya da Scorsese'nin Dog Day Afternoon'undan artıları neler? Hepsinin cevabı: Yukarıda saydığım tüm filmler bana göre bu filmden daha başarılıydı ancak bu, The Shawshank Redemption'ın iyi bir film olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu film sinemayla pek de sıkı fıkı olmayan kitlenin en iyi filmi olabilir ki zaten IMDb'de de yıllardır ilk sırada. Bu film de tıpkı Fight Club ve The Godfather gibi. The Shawshank Redemption da, The Godfather da, Fight Club da beğendiğim filmler ancak bunları ilk 100'üme sokmam için sinema kültürümü sıfırlayıp çok daha az film izlemeye başlamam gerekli.
Sevdiklerinize yakın olduktan sonra dört tarafı duvarla çevrili her yer eviniz olabilir diyor filmdeki bazı mahkumlar. Bazı ortamlarda değersiz görülen kişiler farklı ortamlarda değer kazanabilir diyenler de var. Bazıları umudun içinizi çürüteceğine inanırken bazıları umudun yaşamak için şart olduğunu düşünüyor. The Shawshank Redemption 140 dakikalık pek de azımsanmayacak süresine ve düşük temposuna rağmen kendini izlettirmeyi başaran bir film. Bunu ağızda güzel bir tat bırakan mizahına, izleyiciyi gerçekten etkilemeyi başaran dramasına ve beklentileri karşılayan iyimserliğine borçlu.
Tüm zamanların en iyi filmi olmasa da izlediğinize pişman olmayacağınız, bana birçok özelliğiyle bayıldığım 70'ler sinemasını hatırlatan oldschool bir drama.
* Casting, Acting : 9
* Script : 9
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8.5
8.5
7.6-8.5: Great etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7.6-8.5: Great etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Wolf of Wall Street
Genre : Drama, Crime, Comedy, BiographyDirector : Martin Scorsese
Year : 2013
90'larda sıfırdan zirveye çıkan Jordan Belfort'un hayat hikayesini işleyen Scorsese iplerin yarısını Leonardo Di Caprio'nun elinde bırakmış. 3 saat süren filmde yer almadığı sahne neredeyse olmayan Leonardo'ya birbirinden yetenekli isimler eşlik ediyor. Bunlardan biri de Jonah Hill. Hep söylediğim gibi o, oynadığı her filmi zirveye taşıyabilecek yeteneklere sahip. Bu filmin düşüş kısmında dahi izlenebilmesini sağlayan başlıca faktör de onun performansı oldu.
Sayısız uyuşturucu, sayısız yalan ve sayısız sevişme sahnesi içeren filmin duygusal açıdan izleyiciye herhangi bir şey kattığını düşünmüyorum. Her ne kadar kimsenin öldürülmediği bir kara komedi gibi de dursa drama yanı oldukça zayıftı. Filmde yer alan tüm karakterlerin etik kuralların ve genel ahlakın uzağında kaldığını düşünürsek belki de sorun buydu. Bu filmde izleyici adeta filmin ve Leonardo'nun iyi gün dostu oldu. Yükselirken onunla yükseldik güldük ve eğlendik. Ama düşerken filmde drama'nın d'si, izleyicide empatinin e'si yoktu.
Yapısal olarak fazlasıyla Scarface'i anımsatan bir sıfırdan zirveye biyografisi. Ve tabii unutmadan, Freaks'e yaptığı göndermeden dolayı Scorsese'ye teşekkür ediyorum.
* Casting, Acting : 8
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8
7.7
Vi är bäst! (We are the Best!)
Genre : Drama, MusicDirector : Lukas Moodysson
Year : 2013
Kendinizi iyi hissetmenize yol açan filmler listesine bir yenisi daha eklendi. İsveç'in son dönemde yetiştirdiği en önemli yönetmen Lukas Moodysson'dan şaşırtıcı derece iyi bir gençlik filmi. Şaşırtıcı derecede iyi dememin nedeni sonradan ekleneni de sayarsak 3 çocukla bundan daha iyi bir film yapılamazdı. Moodysson'ın karısının elinden çıkan hikaye 12-13 yaşındaki çocukları depresyonda, uyuşturucu batağında ve şiddete maruz kalırken ekranlara taşımak yerine tam da görmek istediğimiz şekilde yansıtıyor.
1982'de Stockholm'de geçen hikayemizin başrolünde ergenliğe yeni yeni adım atan 3 genç kız yer alıyor. Üç kafadarın hayata farklı bakabilmek diye adlandırdıkları punk tarzları diğer insanlar tarafından pek hoş karşılanmasa da bu durum onların hiç umrunda değil. Hiçbir enstrüman çalamamalarına rağmen bir müzik grubu kuruyorlar ve bu sorunu da hiç mi hiç dert etmiyorlar. Çünkü onlar punk olduklarını söyleseler de aşırı tatlılıktan ölmek üzere olan We Are the Best oyuncuları! Özellikle Klara... söylenecek tek şey, mutluluk verdin.
We are the Best; arkadaşlık, ergenlik, kötü müzik ve iyimserlikle dolu bir film. Düşüşe geçen Lukas Moodysson, bu kez belki de en iyi filmiyle karşımızda.
* Casting, Acting : 9
* Script : 8
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8.5
8.3
X - Edge of Tomorrow
Genre : Sci-Fi, ActionDirector : Doug Liman
Year : 2014
Her şey neden ve nasıl sorularının sorulmaması halinde bir klasik sayılabilecek Groundhog Day ile başlamıştı. Filmde senaryo akışını sağlamak için karakterin yaptığı tercihlerdeki zorlamalar insanı sinir edecek seviyelerdeydi. Ayrıca tıpkı filmde Bill Murray'nin canlandırdığı karakter gibi izleyici de tekrar tekrar izlediği sahneler sırasında düşen tempodan ve çoğu sahnenin fazlalık olmasından sıkılmış olmalıydı. En azından ben Groundhog Day'i izlerken sıkıldığımı hatırlıyorum. Zamanda yolculuk filmlerinin çoğalmasına rağmen 2000'li yıllara kadar zamanı tekrar yaşama filmleri bir elin parmaklarını geçmiyordu. Uzun süre tek başına hükümdarlığını sürdüren Groundhog Day'den sonra bu fikri bilim kurgu platformuna taşımalıyız diyen Moon'un yönetmeni Duncan Jones Source Code ile çıkageldi. Harold Ramis'ten aldığı bayrağı tematik açıdan başarıyla taşısa da beklenen filmi ortaya çıkaramadı. Çünkü Source Code'un senaryosunda problemler vardı. Taslak halindeki bir senaryo ile ancak o seviyede bir film çıkabilirdi. Biz de geçmişi tekrar tekrar yorumlamayı bırakıp gelelim günümüze, Edge of Tomorrow'a. Daha önce birçok iyi projeye imza atmış Doug Liman, Groundhog Day'deki gibi bir ikili bulup Source Code'daki teknolojiyle birleştirmiş. Bu karışıma bir de basit, akla yatkın ve bünyesinde çok daha az sorun bulunduran senaryo ekleyince şu ana kadar yapılmış en iyi bilim kurgu filmlerinden bir tanesi ortaya çıkmış. Verdiğim puandan da belli olacağı üzere Edge of Tomorrow, en azından sci-fi genre'sında benim ilk 10'umdaki yerini aldı.
2005'te War of the Worlds'le başlayan ve önceki yıl Oblivion'la devam eden Tom Cruise'un başrol olduğu kapalı gişe bilim kurgu filmleri serisi bu yıl Edge of Tomorrow'la zirvenin de zirvesini yapıyor. Dünya dursa iyi oyuncu olamayacak Chris Evans gibi şişirme isimlerin başrolleri kaptığı günümüzde Tom Cruise gibi bir ismi en çok yakıştığı aksiyon ve bilim kurgu filmlerinde görmek gerçekten mutluluk verici. Filmin Jeanne d'Arc'ı Emily Blunt ise her zaman olduğu gibi kusursuzdu. Kendisine sarı saç o kadar yakışmış ki dikkat çeken acting skills'ine bir de femme fatale bir dış görünüş eklenmiş. Tom Cruise'la beraber salya sümük ya da vücut sıvıları olmadan nasıl harika partner olunabileceğini bu filmle birlikte kanıtlamış oldular.
Filmin kurgusu o kadar iyiydi ki bir kez bile saatime bakamadım. CGI ve efektler ise kurgu kadar göz doldurmasa da bünyesinde önemli kusurlar barındırmıyordu. Doug Liman'a tüm bileşenleri iyi olan bir proje gelmiş ve o da gerekeni yapmış.
Sinema hayatım boyunca Back to the Future Part II, The Deaths of Ian Stone ve The Butterfly Effect gibi filmlere belki de hak ettiklerinden fazla değer verdiğimin farkındayım. Bunlar hep zamanla ilgili ''iyi'' filmleri çok sevmemden kaynaklanıyor. Zaman kavramıyla oynayıp beklediğimi veremeyenlere de hak ettiklerinden daha fazla kızıyorum. (Hot Tub Time Machine, Bill and Ted's...) Her ne kadar ağdalı bir dil tercih etmeyen, halkı hedef almış bir gişe filmi gibi dursa da Robocop'u Groundhog Day ile başarıyla birleştiren Edge of Tomorrow son yılların en iyi filmlerinden bir tanesi.
* Casting, Acting : 8
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8.5
8.2
Lilja 4-ever
Genre : Drama
Director : Lukas Moodysson
Year : 2002
Lilja Forever yalnızca Moodysson'ın değil sinema tarihinin de en can sıkıcı filmlerinden bir tanesi. Cast'ta tamamen amatörlerden oluşan bir avuç gence şans verilmiş. Bunlardan başrol olanı Lilja rolündeki Oksana Akinsjina film çevrildiğinde henüz 15 yaşında olmasına rağmen yaşından çok daha büyük bir performans sergilemiş. Eski Sovyetler Birliği'nde geçen film, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini yalnızca gözümüzün önüne sermeyip, gözümüze sokup, gözümüzü yuvalarından çıkarma yolunu tercih ediyor.
İyi şeyler hemen olur derdi ya Oğuz Atay, filmi izlerken hep bu söz geldi aklıma. Annesinin onu terk etmesiyle başlayan hikaye sürekli bir hayalin peşinden koşan ve asla umudunu yitirmeyen bir kızın hayatını anlatıyor. Film, birden fazla yaralıyıcı sahneye sahip olsa da beni en çok etkileyeni bere almak için mağazada bulunduğu sahneydi. Lilja'nın çevresindeki kadınlara bakışını özellikle vurgulayan Moodysson bana göre filmin en ağır balyozunu burada indirdi.
Herhangi bir film geçmişi olmayan Oksana Akinsjina 2001 yılında cast ajansları tarafından keşfedilmeseydi gerçekte de filmde canlandırdığı karakter gibi bir hayatı olabilirdi. Evet, bunun bilincinde olmak bile rahatsız edici.
Lukas Moodysson bu sefer hiçbir şekilde gülümsetmemeyi tercih etmiş. Lilja 4-ever'la birçok kez yüreğinize tecavüz ediyor.
* Casting, Acting : 8.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.8
Director : Lukas Moodysson
Year : 2002
Lilja Forever yalnızca Moodysson'ın değil sinema tarihinin de en can sıkıcı filmlerinden bir tanesi. Cast'ta tamamen amatörlerden oluşan bir avuç gence şans verilmiş. Bunlardan başrol olanı Lilja rolündeki Oksana Akinsjina film çevrildiğinde henüz 15 yaşında olmasına rağmen yaşından çok daha büyük bir performans sergilemiş. Eski Sovyetler Birliği'nde geçen film, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini yalnızca gözümüzün önüne sermeyip, gözümüze sokup, gözümüzü yuvalarından çıkarma yolunu tercih ediyor.
İyi şeyler hemen olur derdi ya Oğuz Atay, filmi izlerken hep bu söz geldi aklıma. Annesinin onu terk etmesiyle başlayan hikaye sürekli bir hayalin peşinden koşan ve asla umudunu yitirmeyen bir kızın hayatını anlatıyor. Film, birden fazla yaralıyıcı sahneye sahip olsa da beni en çok etkileyeni bere almak için mağazada bulunduğu sahneydi. Lilja'nın çevresindeki kadınlara bakışını özellikle vurgulayan Moodysson bana göre filmin en ağır balyozunu burada indirdi.
Herhangi bir film geçmişi olmayan Oksana Akinsjina 2001 yılında cast ajansları tarafından keşfedilmeseydi gerçekte de filmde canlandırdığı karakter gibi bir hayatı olabilirdi. Evet, bunun bilincinde olmak bile rahatsız edici.
Lukas Moodysson bu sefer hiçbir şekilde gülümsetmemeyi tercih etmiş. Lilja 4-ever'la birçok kez yüreğinize tecavüz ediyor.
* Casting, Acting : 8.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.8
X - Frank
Genre : Drama, Comedy, Music
Director : Lenny Abrahamson
Year : 2014
Her zaman olduğu gibi film hakkında hiçbir şey bilmeden ekran karşısına oturdum. Ne yazık ki yönetmen Lenny Abrahamson'un daha önce hiçbir filmini izlemedim ve adını ilk kez bu film sayesinde duydum. Burada ne yazık ki dememin nedeni Frank bir harika dostum! Kolayca ele yüze bulaşabilecek bir film olsa da Abrahamson bu projeden alnının akıyla çıkmayı başarmış.
Planet of the Apes'te Serkis'in modellemeli oyunculuğundan sonra Frank'de yüzü ve mimikleri olmadan yalnızca vücut dili, sesi ve şarkılarıyla usta işi bir oyunculuk ortaya koyan Fassbender'i tebrik ediyorum. Kendisi 12 Years a Slave'de de dikkat çekici bir performans sergilemişti. Fassbender dışında başrolden daha çok dikkat çeken isim hiç şüphesiz dişi Gyllenhaal'du. Yaratılan bu iki karakter de, ve onlar için ortaya konulan oyunculuklar da filmi sürekli merak edilir kıldı.
Ünlü bir müzisyen olma hayaliyle isminin nasıl telafuz edildiği bile bilinmeyen avangart bir gruba dahil bir klavyecinin, psikolojik sorunlar yaşayan bir sanatçının ve sinemanın en havalı kadın karakterlerinden biri olan Clara'nın hikayesi. Bu absürt hikaye fazlasıyla karanlık, içten ve şaşırtıcı derecede komik. Farklı olmak isteyen ve bunu başaran bir melodram.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8.5
8.2
Director : Lenny Abrahamson
Year : 2014
Her zaman olduğu gibi film hakkında hiçbir şey bilmeden ekran karşısına oturdum. Ne yazık ki yönetmen Lenny Abrahamson'un daha önce hiçbir filmini izlemedim ve adını ilk kez bu film sayesinde duydum. Burada ne yazık ki dememin nedeni Frank bir harika dostum! Kolayca ele yüze bulaşabilecek bir film olsa da Abrahamson bu projeden alnının akıyla çıkmayı başarmış.
Planet of the Apes'te Serkis'in modellemeli oyunculuğundan sonra Frank'de yüzü ve mimikleri olmadan yalnızca vücut dili, sesi ve şarkılarıyla usta işi bir oyunculuk ortaya koyan Fassbender'i tebrik ediyorum. Kendisi 12 Years a Slave'de de dikkat çekici bir performans sergilemişti. Fassbender dışında başrolden daha çok dikkat çeken isim hiç şüphesiz dişi Gyllenhaal'du. Yaratılan bu iki karakter de, ve onlar için ortaya konulan oyunculuklar da filmi sürekli merak edilir kıldı.
Ünlü bir müzisyen olma hayaliyle isminin nasıl telafuz edildiği bile bilinmeyen avangart bir gruba dahil bir klavyecinin, psikolojik sorunlar yaşayan bir sanatçının ve sinemanın en havalı kadın karakterlerinden biri olan Clara'nın hikayesi. Bu absürt hikaye fazlasıyla karanlık, içten ve şaşırtıcı derecede komik. Farklı olmak isteyen ve bunu başaran bir melodram.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8.5
8.2
Facing Ali
Genre : Documentary, Sport
Director : Pete McCormack
Year : 2009
Tıpkı boks kariyeri ve sivil hayatında olduğu gibi dökümenterinde de eğlenceli başlayan ama sonuna doğru yaklaştığınızda üzüldüğünüzü fark etmenizi sağlayan bir akış mevcut. Facing Ali, bizlere Muhammad Ali sayesinde 50'lerin sonundan 80'lerin ortasına kadar dünyada boksa damga vurmuş isimlerin bir çoğunu canlı canlı izleme fırsatı sağlıyor. Şu anda hayatta olmayıp filmde gerçek footage'larıyla yer alan birkaç ismin dışında Muhammad Ali'yle karşılan en önemli 10 boksör neden Ali'nin gelmiş geçmiş en iyi boksör olduğunu ve aralarında gerçekleşen boks müsabakalarını anlatıyor. Şimdilik Muhammad Ali filmlerinin sonuncusu olma özelliğini taşıyan Facing Ali o kadar iyiydi ki umarım sonsuza kadar son yapılan Muhammad Ali filmi olarak kalır.
Boksla ilgili olan kronolojik sırayı hiçbir şekilde bozmayan Facing Ali bu şekilde Muhammad Ali'nin gelişimini ve çöküşünü en iyi şekilde yansıtmayı başarmış. Sırayla ekrana ve ring'e çıkan ağır sikletin önemli isimleri Muhammad Ali'yle olan ilişkilerinden ve o dönem yapılan karşılaşmalardan bahsediyor. Tüm Muhammad Ali filmleri arasında en çok boksun olduğu film olma özelliğini kaybetmeden Muhammad Ali'nin hayatında önemli dönüm noktaları olan askerlik problemi ve Vietnam, Elijah Muhammed ve Malcolm X meselelerinin de kısaca üstünden geçiliyor.
Yaşadığı sağlık problemlerine rağmen biz onu her zaman sevimli kişiliği ve müthiş egosuyla ring'lerde dans eden adam olarak hatırlayacağız. Bir kez daha güle güle The Greatest!
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
8.0
Director : Pete McCormack
Year : 2009
Tıpkı boks kariyeri ve sivil hayatında olduğu gibi dökümenterinde de eğlenceli başlayan ama sonuna doğru yaklaştığınızda üzüldüğünüzü fark etmenizi sağlayan bir akış mevcut. Facing Ali, bizlere Muhammad Ali sayesinde 50'lerin sonundan 80'lerin ortasına kadar dünyada boksa damga vurmuş isimlerin bir çoğunu canlı canlı izleme fırsatı sağlıyor. Şu anda hayatta olmayıp filmde gerçek footage'larıyla yer alan birkaç ismin dışında Muhammad Ali'yle karşılan en önemli 10 boksör neden Ali'nin gelmiş geçmiş en iyi boksör olduğunu ve aralarında gerçekleşen boks müsabakalarını anlatıyor. Şimdilik Muhammad Ali filmlerinin sonuncusu olma özelliğini taşıyan Facing Ali o kadar iyiydi ki umarım sonsuza kadar son yapılan Muhammad Ali filmi olarak kalır.
Boksla ilgili olan kronolojik sırayı hiçbir şekilde bozmayan Facing Ali bu şekilde Muhammad Ali'nin gelişimini ve çöküşünü en iyi şekilde yansıtmayı başarmış. Sırayla ekrana ve ring'e çıkan ağır sikletin önemli isimleri Muhammad Ali'yle olan ilişkilerinden ve o dönem yapılan karşılaşmalardan bahsediyor. Tüm Muhammad Ali filmleri arasında en çok boksun olduğu film olma özelliğini kaybetmeden Muhammad Ali'nin hayatında önemli dönüm noktaları olan askerlik problemi ve Vietnam, Elijah Muhammed ve Malcolm X meselelerinin de kısaca üstünden geçiliyor.
Yaşadığı sağlık problemlerine rağmen biz onu her zaman sevimli kişiliği ve müthiş egosuyla ring'lerde dans eden adam olarak hatırlayacağız. Bir kez daha güle güle The Greatest!
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
8.0
Gone Girl
Genre : Drama, Mystery, ThrillerDirector : David Fincher
Year : 2014
Hikaye biraz klişe olsa da bilindik şeyleri bilinmedik yollarla anlatmak farklılıktır. Eski filmlerine bakarsak bu filmde de bazı fincherlıklar görebilmemiz mümkün ama Gone Girl için en kısa tanım sanırım: Yumuşatılmış Fincher.
Belirli bir açıdan bakarsak yönetim ve teknik kararları nedeniyle David Fincher'ın muhtemelen en zayıf filmi olabilir. TV programları, hayranlar ve hatta selfie'lerin böyle bir filmde bu şekilde yer alması filmin harika bir film olamamasını daha pre-production aşamasındayken garanti etmiş. Ancak bir diğer açı da, kendi kendimize günümüzde best-seller olan bir kitabın ne kadar sanatsal olabileceği sorusunu sorabilmek üzerine kurulu olabilir. Fincher'dan beklediğim kadar karanlık olsaydı zaten best-seller olamazdı. Ya kitaba daha çok müdahale etmeliydi ya da kitapta olduğu gibi toplumla kalmalıydı. İki görüşü birleştirirsek Fincher yaratmayı sevdiği atmosferik dünyaya ve bunu yaparken kullandığı iyi kurgusuna Gillian Flynn'in dünya insanları tarafından kolay anlaşılan ve çokça sevilen kitabını yerleştirdi. Ya da vice-versa. Sonucunda çıkan şey ise 80'lerde ve 90'larda sıkça karşılaştığımız Drama-Thriller türü filmlere benzemiş. Film isimleri vermem biraz spoiler'a girebileceğinden siz Glenn Close veya Nicole Kidman'ın karakterlerine Sharon Stone tavırları ekleyerek bazı anımsamalar gerçekleştirebilirsiniz. Özellikle son dönemde oyunculuğunu beğendiğim filmin Michael Douglas'ı olan Ben Affleck'i ise Gone Girl'de pek beğenemedim. Daha önce hiçbir iyi performansına tanık olmadığım Rosamund Pike'ı ise çok beğendim ki muhtemelen bu filmdeki performansıyla birçok ödül kazanır.
Özetle tıpkı filmde olduğu gibi senaryo da yönetim de oyunculuk da çift taraflıydı. Bir tarafı yazı bir tarafı tura olan filmde turayı seçtim ve tura biraz daha fazla geldi.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 7.5
8.0
Under the Skin
Genre : Drama, Thriller, Sci-Fi
Director : Jonathan Glazer
Year : 2013
Birinin sinema filmi birinin fotoğrafçılık olduğunu düşünürsek benzer tempolarından dolayı Tree of Life gibi bir filmle bu filmi kıyaslamak fotoğrafçılığa övgü, sinemaya ise büyük bir hakarettir.
Glazer'ın filmde bize sunduğuyla farklı bir konumlandırma istediği apaçık. Başlarda kişisel tatmin filmi gibi gelen Under the Skin bilinçaltından kendine bir yol bulup saykodelik tavırlarla ilerliyor. Dakikalar ilerledikçe geçtiği yollarda minik ipuçları bırakıyor. Bu minik ipuçlarını takip etme isteğinizin nedenlerinden biri sizi gerçekten bir yere götürebilme ihtimali. Diğer bir neden ise filmin akıl almaz müziği. Hiçbir şey için olmasa bile müziği için izlenebilecek bir film. Bu nedenle film bittikten sonra kendinizi original score'u tekrar dinlerken bulursanız lütfen garipsemeyin. Emin olun ''bu dünyada'' yalnız değilsiniz.
İlk bir saati hiçbir yere bağlanamayan Under the Skin'i bu zaman zarfında sinematografi, müzik ve Scarlett götürüyor. Pasta sahnesinden sonra gelişen her olayda ise önceden herhangi bir anlamı bulunmayan imgeler bile anlam kazanmaya başlıyor. Önceden herhangi bir anlamı bulunmayan diyorum çünkü bu filmi izlemeden önce afişteki yıldızlara ya da filmin trailer'larına bakmadım. Her zaman dile getirdiğim gibi film posteri ve trailer gibi detayları mümkün olduğunca görmezden gelin. Bunlar sanatın ticari boyutudur. Sanat ticaret değildir. Sanat başlar ve 90 dakika sürer. Spoiler vermek istemiyorum ancak keşke filmin afişinde herhangi bir yıldız kullanılmasaymış. Evet, belki filmde anlatılmak istenen benim anlamak istediğimle aynı değil. Durum böyleyse bile kitabın yazarı, uyarlayan, senaryolaştıran her kim varsa farkında olup ya da farkında olmadan en metaforik hikayelerden birini anlatmış. Hatta belki de dış görünümün ve ne kadar yüzeysel olduğumuzun altını birkaç kere çizmek istemiş.
Under the Skin'in dikkat çeken tarafları olan ucu kısmen açık senaryosu, müzikleri ve sinematografisine rağmen bilinmezlerle donatılmış çözümleme isteyen bu gibi filmlerin beni yormasını isterim. Under the Skin beni hiç yormadı. Ancak tam bilinmez bölümün gereğinden fazla uzun tutulması filmin aşırı dibe inmesine ve sıkıcı gözükmesine neden oldu. Bu kadar dibe inmiş bir filmin de en tepeye çıkması pek mümkün değil.
İster Tarkovsky ister Lynch'e benzetin. Ama bu aşırı belirsiz filmi bize 100 dakika boyunca izletmeyi başaran adamlara lütfen saygı duyun. Uzun süre sonra Glazer gibi sinemacıları görmek çok güzel. Indie'lerin realist, komedilerin absürt, gerilimlerin bilinmez olduğu dünyayı seviyorum.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 9
8.0
Director : Jonathan Glazer
Year : 2013
Birinin sinema filmi birinin fotoğrafçılık olduğunu düşünürsek benzer tempolarından dolayı Tree of Life gibi bir filmle bu filmi kıyaslamak fotoğrafçılığa övgü, sinemaya ise büyük bir hakarettir.
Glazer'ın filmde bize sunduğuyla farklı bir konumlandırma istediği apaçık. Başlarda kişisel tatmin filmi gibi gelen Under the Skin bilinçaltından kendine bir yol bulup saykodelik tavırlarla ilerliyor. Dakikalar ilerledikçe geçtiği yollarda minik ipuçları bırakıyor. Bu minik ipuçlarını takip etme isteğinizin nedenlerinden biri sizi gerçekten bir yere götürebilme ihtimali. Diğer bir neden ise filmin akıl almaz müziği. Hiçbir şey için olmasa bile müziği için izlenebilecek bir film. Bu nedenle film bittikten sonra kendinizi original score'u tekrar dinlerken bulursanız lütfen garipsemeyin. Emin olun ''bu dünyada'' yalnız değilsiniz.
İlk bir saati hiçbir yere bağlanamayan Under the Skin'i bu zaman zarfında sinematografi, müzik ve Scarlett götürüyor. Pasta sahnesinden sonra gelişen her olayda ise önceden herhangi bir anlamı bulunmayan imgeler bile anlam kazanmaya başlıyor. Önceden herhangi bir anlamı bulunmayan diyorum çünkü bu filmi izlemeden önce afişteki yıldızlara ya da filmin trailer'larına bakmadım. Her zaman dile getirdiğim gibi film posteri ve trailer gibi detayları mümkün olduğunca görmezden gelin. Bunlar sanatın ticari boyutudur. Sanat ticaret değildir. Sanat başlar ve 90 dakika sürer. Spoiler vermek istemiyorum ancak keşke filmin afişinde herhangi bir yıldız kullanılmasaymış. Evet, belki filmde anlatılmak istenen benim anlamak istediğimle aynı değil. Durum böyleyse bile kitabın yazarı, uyarlayan, senaryolaştıran her kim varsa farkında olup ya da farkında olmadan en metaforik hikayelerden birini anlatmış. Hatta belki de dış görünümün ve ne kadar yüzeysel olduğumuzun altını birkaç kere çizmek istemiş.
Under the Skin'in dikkat çeken tarafları olan ucu kısmen açık senaryosu, müzikleri ve sinematografisine rağmen bilinmezlerle donatılmış çözümleme isteyen bu gibi filmlerin beni yormasını isterim. Under the Skin beni hiç yormadı. Ancak tam bilinmez bölümün gereğinden fazla uzun tutulması filmin aşırı dibe inmesine ve sıkıcı gözükmesine neden oldu. Bu kadar dibe inmiş bir filmin de en tepeye çıkması pek mümkün değil.
İster Tarkovsky ister Lynch'e benzetin. Ama bu aşırı belirsiz filmi bize 100 dakika boyunca izletmeyi başaran adamlara lütfen saygı duyun. Uzun süre sonra Glazer gibi sinemacıları görmek çok güzel. Indie'lerin realist, komedilerin absürt, gerilimlerin bilinmez olduğu dünyayı seviyorum.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 9
8.0
Gravity
Genre : Sci-Fi, ThrillerDirector : Alfonso Cuarón
Year : 2013
Yönetmen fabrikası Meksika'nın dikkat çekici isimlerinden biri olan Cuaron, Children of Men'den sonra tekrar bir Sci-Fi ile karşımızda. 2013 ve 2014'te hiçbir ödül töreninden eli boş dönmeyen Gravity, 90 dakika süren klostrofobik bir gerilim.
100 milyon dolarlık bir film bütçesi rağmen yalnızca Sandra Bullock ve George Clooney'den oluşan kamera önünü fark edince aslan payının kamera arkası ve özellikle muhteşem modellemeleriyle CGI ekibine gittiğini düşünmek pek de yanlış değil. Diğer tüm uzay filmlerinden farklı olarak bu 3D görüntülerin tamamı Bullock ve Clooney ile etkileşim içerisinde. Bundan önceki bilim kurgularda uzay mekiğinin yalnızca uzaydaki devinimini görüp ''Harika!'' dediğimizi düşünürsek, Cuaron ve ekibinin ortaya koyduğu film türdeşlerinden sinematografi ve bilgisayarla yaratılan görseller açısından çok daha önde.
Son dönemin iyi filmlerinden bir tanesi olan Gravity'de, yalnızca bir durumu anlatmak yerine 80-90 dakikalık bir eklenti ile birlikte daha iyi bir giriş ve dolayısıyla izleyiciye daha fazla duygu verebilirdi. Bu set-up kısmındaki yüklemeler filmin başlangıcı için değil halihazırda var olan izlediğimiz kısımların etkilerini artırırdı. Gravity bu haliyle bazı yönleri vasat bazı yönleri çok kuvvetli bir film.
* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8
7.9
Rocky
Genre : Sport, Drama
Director : John G. Avildsen
Year : 1976
70'lerin kendine has temposu ve hikaye anlatımıyla hissettirmek istediği duyguları en iyi şekilde yansıtan Rocky, çoğu kişi için başlı başına bir motivasyon kaynağı.
Evet, Rocky Balbao ve filmin dili o kadar içten ki bu durum yer yer sizi üzüyor. Belki de bu sayede gerçekleşen en ufak olumlu gelişme bile sizi mutlu etmeyi başarıyor. Sinema tarihinde birçok ''iyi hissettiren'' film vardır. Bu tür filmler, onu 15. kez izleseniz bile ruh halinizi düzeltebilir. İşte Rocky de bunlardan bir tanesi.
Toplum tarafından hakkımızda oluşan önyargıları kabullenmemek ve kendini kanıtlamakla ilgili bir film olan Rocky'den çıkarılabilecek en önemli mesaj aslolanın mücadele etmek olduğu. ''Başarı için her yol mübahtır.'' şeklindeki şeref yoksunu görüş savaşı da sporu da baltalaladığı için ne zaman bir bandonun, bir topluluğun Gonna Fly Now'ı çaldığını duysam duygulanırım. Anlaşılan o ki sonuç onlar için bir şey ifade etmiyor. Irk, uyruk ya da aidiyet hissi ile bağlı olduğunuz grubu iyi temsil etmenizi istiyorlar. Siz elinizden gelen her şeyi yaparsanız sonucu mutlaka bir başarı olacaktır. Ve tabii her başarı kazançtır.
Rocky sürekli daha çok sevmek istediğiniz bir film.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 9
8.3
Director : John G. Avildsen
Year : 1976
70'lerin kendine has temposu ve hikaye anlatımıyla hissettirmek istediği duyguları en iyi şekilde yansıtan Rocky, çoğu kişi için başlı başına bir motivasyon kaynağı.
Evet, Rocky Balbao ve filmin dili o kadar içten ki bu durum yer yer sizi üzüyor. Belki de bu sayede gerçekleşen en ufak olumlu gelişme bile sizi mutlu etmeyi başarıyor. Sinema tarihinde birçok ''iyi hissettiren'' film vardır. Bu tür filmler, onu 15. kez izleseniz bile ruh halinizi düzeltebilir. İşte Rocky de bunlardan bir tanesi.
Toplum tarafından hakkımızda oluşan önyargıları kabullenmemek ve kendini kanıtlamakla ilgili bir film olan Rocky'den çıkarılabilecek en önemli mesaj aslolanın mücadele etmek olduğu. ''Başarı için her yol mübahtır.'' şeklindeki şeref yoksunu görüş savaşı da sporu da baltalaladığı için ne zaman bir bandonun, bir topluluğun Gonna Fly Now'ı çaldığını duysam duygulanırım. Anlaşılan o ki sonuç onlar için bir şey ifade etmiyor. Irk, uyruk ya da aidiyet hissi ile bağlı olduğunuz grubu iyi temsil etmenizi istiyorlar. Siz elinizden gelen her şeyi yaparsanız sonucu mutlaka bir başarı olacaktır. Ve tabii her başarı kazançtır.
Rocky sürekli daha çok sevmek istediğiniz bir film.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 9
8.3
Goodfellas
Genre : Crime, Drama, BiographyDirector : Martin Scorsese
Year : 1990
Ray Liotta yerine Sharon Stone'u alan Scorsese 1995 yılında Casino ile tekrar gündemi meşgul etmeyi başarmıştı. İki filmin de çok iyi filmler olduğunu düşünmeme rağmen Joe Pesci Casino'da devleşmişti. Yani burdaki Pesci'den az da olsa daha iyiydi. Duygusal iniş çıkışları ve sürprizleri ile sıradan bir Scorsese filmi olarak gösterilen Casino'yu bir sinema klasiği olarak gösterilen Goodfellas'a tercih ederim. Bu Goodfellas'a sırt dönmek olarak algılanmamalı ama Scorsese'nin After Hours, The Departed ve Casino gibi filmleri varken Goodfellas, Taxi Driver ve Raging Bull hayranlarının biraz sesini alçaltması gerekiyor. Sanatın bir formülü, bir sistemi olmamalı. Herkes bunu beğeniyor ve klasik olarak görüyor ben de bunu beğenmeliyim şeklinde işlememeli. Bu nedenle, sinema kültürü düşük seviyede olan kişilerin izledikleri filmler de beğendikleri filmler de hep aynı.
Çocukluğundan beri gangster olmaya özenen Henry'nin (Ray Liotta) kurduğu yakın arkadaşlıklar ve bulaştığı olayları konu eden filmin senaryosu gerçek hayattan alıntı. 2.5 saatlik uzun sayılabilecek süresine ve düşük temposuna rağmen, güçlü hikaye anlatımı ve kuvvetli kadrosuyla en iyi gangster filmlerinden biri olan Goodfellas, özellikle ''crime'' tutkunlarının mutlaka izlemesi gereken bir film. İlk izlediğimde bile beni şaşırtmayı baraşamadı ama sevdim.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
8.2
The Hunger Games 2
Genre : Adventure, Sci-FiDirector : Francis Lawrence
Year : 2013
Size verilen şey bir Al Pacino filmi (80'ler) değil. Öncelikle bunu kabul edelim. Herhangi bir AVM'ye gidip paranızın hakkını sonuna kadar alabileceğiniz bir eğlence. Uzun süredir bu kadar keyifli bir film izlememiştim. Bu açıdan The Butterfly Effect'le bazı ortak noktaları var. Emeği geçen herkese teşekkürler.
Sinemaseverler kadın başrolü olan bir filmin dünyayı kasıp kavurmasını özlemiş. İlk filmde becerilemeyen dramatik yapının bu sefer üstesinden gelinmiş ki Catching Fire'da oyundan çok oyuncular ön planda. Jennifer Lawrence'la gülüyor, Jennifer Lawrence'la üzülüyorsunuz. Kimi gerçekten ve daha çok sevdiğini merak ediyorsunuz. Bir de cast'a yeni eklenen Philip Seymour Hoffman var ki ne yazık ki bunlar büyük oyuncuyu son izleyişlerimiz.
Yönetmen koltuğunu Gary Ross'tan devralan Francis Lawrence'ın ortaya koyduğu işin bir Sci-Fi klasiği olmaması için tek engel serinin bu kadar popüler olması. Olay kapitalizmden çıkıp sembolleri, devrimi, adaleti ve aşkı arkasına alarak aşılamayacağı düşünülen kapılara dayandı. Hepimizin istediğini vermeye başlayan seri bu yüzdendir ki yukarı doğru bir ivme kazandı. Ve daha da kazanacağa benziyor.
2 saati aşan süresine rağmen film o kadar zirve yapmışken bitiyor ki finalden sonra kıpırdayıp koltuğunuzdan kalkmayı insanlığa karşı bir hakaret gibi hissediyorsunuz. Buna Coldplay ve Silhouettes'in iki harika şarkısı da eklenince zaten bitmesini istemediğiniz filmin bir de ending credits'inin bitmesini istemiyorsunuz.
Sonuç olarak her şeyin üstünden bir saat geçiyor ve fonda filmin original soundtrackler'i çalarken 21 Kasım 2014 tarihi bir an önce gelsin istiyorsunuz.
* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
7.6
Aliens
Genre : Sci-Fi, Action, Adventure, ThrillerDirector : James Cameron
Year : 1986
İlk filmde zayıf seviyede de olsa hissedilen korku bu filmde yerini çılgınca bir aksiyona bırakıyor. Bu aksiyonu bol film için senaristliğe soyunan James Cameron muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi aksiyon filmi senaryolarından birini ortaya çıkarmış. Daha önce hiçbir aksiyon senaryosunda bu kadar oturaklı çatışmalar görmemiştim. James Cameron yarattığı bu çılgın gösteri ile sizi son dakikaya kadar koltuklarınıza çivilemeyi başarıyor. Bolca kan, android kanı ve asit görmek istiyorsanız antolojideki favori filminiz ikinci film olan Aliens olmalı.
Kapitalistlerin yarattığı koloniden haber alınamamasıyla başlayan heyecan yaklaşık 100 yaşındaki Ripley'in belalı gezegene geri dönmesine neden oluyor. Bu kez yanında taşımacılık yapan mürettebatı yerine bir düzine asker var. Bir devam filmi olması nedeniyle beklentilerinizi ufak tutmayın çünkü James Cameron'ın Alien'ları neredeyse original Alien'a kafa tutacak seviyede.
* Casting, Acting : 6
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8
7.6
Alien
Genre : Sci-Fi, HorrorDirector : Ridley Scott
Year : 1979
Bilimkurgu klasiklerinden biri olan Alien'ın 1979 yılında çekildiği düşünülürse o dönemki teknolojiyle bir hayli iyi bir iş çıkarıldığı söylenebilir. Geçmişi bir kenara bırakıp günümüze göre değerlendirirsek bir korku filmine göre standart üstü oyunculuklar sergilenmiş. Bunun dışında build-up kısmı olan eski tip korku filmlerini seven biri olarak büyük çoğunluğu durağan geçen Alien gibi filmlerden hiçbir zaman sıkılmıyorum, sıkılamıyorum. Birileri ne kadar geç ölmeye başlarsa bana göre filmin genel değeri o kadar yüksek oluyor.
Bir sci-fi filmi olarak başarılı olan Alien'ın bir horror olarak bir benzeri olan Carpenter'ın The Thing'inin gerisinde olduğu söylenebilir. Her şeye rağmen yaratıcı ve sürprizlerle dolu olan Alien serisinin bu ilk filmine saygı duymak gerekiyor.
* Casting, Acting : 7
* Script : 8
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8
7.8
The Curious Case of Benjamin Button
Genre : Drama, Fantasy, Romance
Director : David Fincher
Year : 2008
Geçen ay son filmi Gone Girl'ü release eden Fincher'ın yaptığı tüm çalışmaları izleyen biri olarak TCCOBB'ın eleştirmenler tarafından beğenilmemesini anlayamıyorum. Her ne kadar Zemeckis'i sevsem de Forrest Gump gibi başarısız bir filme ölüp biten bu kişiler neden bu filme cephe alıyor?
3 saatlik uzun gösterim süresi boyunca yalnızca başlarında sıkıldığımı belirteyim. İlk yarım saat sonrasında ise zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Dikkat çekici karakterleriyle harcadığınız her dakikaya değen Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden uyarlanan film, drama ve fantasy'nin öpüşüp sweet romance yapmasının güzel bir örneği.
The Curious Case of Benjamin Button, make-up'lar ve art direction ile benden artı puan alan, storytelling ve karakter gelişiminin örnek teşkil edebileceği son dönem klasiklerinden bir tanesi. Bırakın kötü filmi hala ''eh'' denebilecek bir filmi bile olmayan Fincher'a kalpten teşekkürler. Yine işin hakkını vermiş. Ve tabii bu güzel hikayesi için Pazar günleri kadınlarla birlikte olamayan ihtiyar delikanlıya da ayrıca teşekkürler.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8
8.0
Director : David Fincher
Year : 2008
Geçen ay son filmi Gone Girl'ü release eden Fincher'ın yaptığı tüm çalışmaları izleyen biri olarak TCCOBB'ın eleştirmenler tarafından beğenilmemesini anlayamıyorum. Her ne kadar Zemeckis'i sevsem de Forrest Gump gibi başarısız bir filme ölüp biten bu kişiler neden bu filme cephe alıyor?
3 saatlik uzun gösterim süresi boyunca yalnızca başlarında sıkıldığımı belirteyim. İlk yarım saat sonrasında ise zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Dikkat çekici karakterleriyle harcadığınız her dakikaya değen Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden uyarlanan film, drama ve fantasy'nin öpüşüp sweet romance yapmasının güzel bir örneği.
The Curious Case of Benjamin Button, make-up'lar ve art direction ile benden artı puan alan, storytelling ve karakter gelişiminin örnek teşkil edebileceği son dönem klasiklerinden bir tanesi. Bırakın kötü filmi hala ''eh'' denebilecek bir filmi bile olmayan Fincher'a kalpten teşekkürler. Yine işin hakkını vermiş. Ve tabii bu güzel hikayesi için Pazar günleri kadınlarla birlikte olamayan ihtiyar delikanlıya da ayrıca teşekkürler.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8
8.0
Miller's Crossing
Genre : Crime, Thriller, DramaDirector : Joel Coen, Ethan Coen
Year : 1990
Coen'lerin kalbur üstü filmlerinden bir tanesi olan Miller's Crossing bir gangster filmi. Ufak tefek eksiklerini görmezden gelirsek Miller's Crossing'te bir Brezilya dizisi sezonunda görebileceğiniz kadar ihaneti 2 saat içinde görebilirsiniz. Bu ihanetleri güçlü diyaloglar ve kusursuz sinematografiyle harmanlayan Coen'ler, bana 70'lerin sinemasında bulunan dingin ama içi fazlasıyla dolu havayı vermeyi başardı.
Dürüstlükten uzak karakterleri nedeniyle etiği bize sorgulatan film, kendi içinde de etik kavramını birçok defa sorguluyor. İyinin ve kötünün sürekli konum değiştirmesi, güçlünün bir anda güçsüz kalması ve hikayeye dahil olan tüm karakterlerin hikaye içinde bir işlevi olması düşük tempolu ama ilgi uyandırıcı bir film yaratılmasını sağlıyor.
Tüm bunlara ek olarak Coen'lerin bu artsy gangster flick'i Miller's Crossing'in içinde, filmin aranan adamı John Turturro'nun tamamen ücretsiz verdiği oyunculuk derslerini görebilirsiniz.
* Casting, Acting : 9
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5
7.9
Adaptation.
Genre : Drama, ComedyDirector : Spike Jonze
Year : 2002
Charlie Kaufman, Darren Aronofsky ve Michel Gondry gibi isimleri seviyorum. Yazdıklarıyla her zaman farklı olmaya çalışıp, bunu başarıyorlar. İyi ya da kötü, yazarların yazılmayanı denemesi sanatı güçlendirmese de çeşitlendiriyor. Bu çeşitlilik bazı yazarların kemikleşen hayran kitlelerine sahip olmasını sağlarken Kaufman için oluşan bu kemik kitle de Kaufman'daki bu sorguculuğu, bu farklı bakış açılarını ve eleştiri gücünü seviyor olmalı. İtiraf etmek gerekirse ben de onlardan biriyim.
Kaufman, Being John Malkovich'ten sonra bu ikinci uzun metrajlı film senaryosunu yine BJM'de olduğu gibi Spike Jonze'a teslim etti. Spike ve cast'taki trio senaryodan sonra filmin en dikkat çeken bileşenleriydi.
Metafilm kavramını daha önce çeşitli filmlerde görmüştük. Bunu kısaca film içinde film şeklinde özetleyebiliriz. Metafilm içeren filmlerin çoğunlukla yanılsamalara yol açması izleyicinin zihnini uyanık ve keskin tutmaya yarar. Bu yanılsamalar ve karmaşık kurgusuyla pek kolay bir film gibi durmayan Adaptation, bu filmi izlemeyi amaç edinmiş birçoklarını memnun edeceğe benziyor.
İnsan hiçbir zaman amaçsız kalmamalı öyle değil mi Sayın McKee?
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5
7.6
La Piel que Habito (The Skin I Live In)
Genre : Drama, ThrillerDirector : Pedro Almodóvar
Year : 2011
The Skin I Live in Almodovar'ın en iyi filmlerinden bir tanesi. Eğer hala izleyip izlememeye karar veremediyseniz filmle ilgili hiçbir enformasyonu almadan direkt filmi izlemenizi öneririm.
Almodovar'ın diğer yönetmenlere göre en büyük avantajı sürekli iyi senaryoları yakalayabilmesi. Storytelling'i o kadar kuvvetli ki gerilim içeren kadın-erkek ilişkilerini ondan iyi anlatabilecek pek az kişi vardır. Oyuncu performanslarıyla ödülleri toplayan filmin bir başka dikkat çekici özelliği de uyarlama olan senaryosuydu. Filme unique bir hava kazandıran senaryoyu kusursuz şekilde yöneten Almodóvar, gittikçe ciddileşen anlatımıyla süre ilerledikçe sizi koltuğunuza sabitlemeyi başarıyor.
Her zaman olduğu gibi bu filmi de hakkında hiçbir şey bilmeden, araştırmadan izledim. Horror tag'ine kanıp sakın bir korku filmi olarak izlemeyin. Bu film bir korku filmi değil. Büyük bir hayal kırıklığı yaşarsınız. Ben filmden beklediğim her şeyi aldım. Hatta beklemediklerimi de...
* Casting, Acting : 8.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8.5
8.5
Bonnie and Clyde
Genre : Biography, Crime, Drama
Director : Arthur Penn
Year : 1967
Ne Clyde ne de Bonnie ne de Amerikalılar durumun bu şekilde gelişeceğini tahmin edemezdi. Tarihin unutulmaz ikililerinden Clyde Barrow ve Bonnie Parker'ı beyaz perdeye taşıyan Arthur Penn, pek katkı sağlamadığı filmin kendi büyüsüyle akmasına izin vermiş. Warren Beatty ise Bonnie & Clyde'ın prodüktörü hem de ''Clyde'' rolünde karşımıza çıkıyor.
Kronolojik ve sosyolojik bilgi birikimlerimden dolayı filmi izlemeden bile büyük zevk aldığımı söyleyebilirim. Bu hikaye oldum olası ilgimi çekmekteydi. Bir anti kahramanlık, bir Robin Hood'luk gibi yorumlanabilir.
Hepsinin istedikleri farklı şeylerdi. Aralarından bazıları para, bazıları sıkıcı hayatlarından kurtulmak, bazıları aşk, bazıları kendini kanıtlama ve bazıları da yalnızca şöhret peşindeydi. Muhattap oldukları halkın da intikam duygularıyla yanıp tutuşması ekmeklerine yağ sürmüş oldu. Bu sayede hepsi bir şekilde istediğine kavuştu.
Garip bir aşk, garip bir kahramanlık, garip bir suç çetesi. Büyük Buhran'ın yarattığı korkunç ortamda bir avuç köylünün dünya çapında şöhret oluşu. Karşınızda Bonnie and Clyde ya da Gene Hackman'a saygıyla; Borrow Çetesi.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 8
7.7
Director : Arthur Penn
Year : 1967
Ne Clyde ne de Bonnie ne de Amerikalılar durumun bu şekilde gelişeceğini tahmin edemezdi. Tarihin unutulmaz ikililerinden Clyde Barrow ve Bonnie Parker'ı beyaz perdeye taşıyan Arthur Penn, pek katkı sağlamadığı filmin kendi büyüsüyle akmasına izin vermiş. Warren Beatty ise Bonnie & Clyde'ın prodüktörü hem de ''Clyde'' rolünde karşımıza çıkıyor.
Kronolojik ve sosyolojik bilgi birikimlerimden dolayı filmi izlemeden bile büyük zevk aldığımı söyleyebilirim. Bu hikaye oldum olası ilgimi çekmekteydi. Bir anti kahramanlık, bir Robin Hood'luk gibi yorumlanabilir.
Hepsinin istedikleri farklı şeylerdi. Aralarından bazıları para, bazıları sıkıcı hayatlarından kurtulmak, bazıları aşk, bazıları kendini kanıtlama ve bazıları da yalnızca şöhret peşindeydi. Muhattap oldukları halkın da intikam duygularıyla yanıp tutuşması ekmeklerine yağ sürmüş oldu. Bu sayede hepsi bir şekilde istediğine kavuştu.
Garip bir aşk, garip bir kahramanlık, garip bir suç çetesi. Büyük Buhran'ın yarattığı korkunç ortamda bir avuç köylünün dünya çapında şöhret oluşu. Karşınızda Bonnie and Clyde ya da Gene Hackman'a saygıyla; Borrow Çetesi.
* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 8
7.7
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







