2.6-3.5: Bad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2.6-3.5: Bad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

A Million Ways to Die in West

Genre : Comedy, Western
Director : Seth MacFarlane
Year : 2014

Oyuncak ayı olarak söylediğin şeyleri insan olarak söyleyemezsin demişler. İşte Seth MacFarlane'in düştüğü yanılgı da bu. Kadınlarla gününü gün eden uyuşturucu bağımlısı serseri ayımız Ted'den sonra bir anti kahraman olmasına rağmen Albert'ın hikayesi Ted'in yarattığı etkiyi yaratamıyor. Tek benzer noktaları evet, bu da yetişkinler için bir komedi.

Vahşi batıda geçen A Million Ways to Die in West o yıllara ve o bölgeye pek de uyum sağlayamayan bir çobanın aşk hayatını konu ediyor. Filmin düşüşe geçtiği yerleri o kadar düşük ki filmi yarım bırakmamanız büyük bir başarı olarak sayılabilir. Filmin katakterleri olan babayla, doktorla, en yakın arkadaşla, en yakın arkadaşın hayat kadını sevgilisiyle yola çıkarken eminim MacFarlane'in büyük hayalleri vardı. Bir şeyler yakaladığını ve bunun çok komik bir filmin oluşması için yeterli olduğunu sanmıştı. Ancak diyalog, tempo ve yönetimsel olarak büyük sorunları olan film, sinemaya hiçbir şey verememesinin yanı sıra bir komedi olmasına rağmen son dönemde izlediğim en sıkıcı filmlerden bir tanesi olmayı başardı.

Cast'ın en büyük ismi Charlize Theron çok yaşlanmış. Filmde asıl adamın ablası ya da annesi gibi duruyor. Asıl adam Seth MacFarlane ise yönetmenlik dışında sinema tarihinin en birbirine uymayan duo'sunun erkek kısmını temsilen başrolü de kendi oynamış. Kamera önünde duran her şey uyumsuz ve kötüydü. Sadece her konuştuğunda ''evet, bu kötü adam'' demenizi sağlayan Liam Neeson ve Liam Neeson'ın sesi ayakta durabilmişti.

Back to the Future ve Django sahneleri olmasa gelmiş geçmiş en kötü komedi filmi olabilirmiş. Umarım Seth MacFarlane 2015'te vizyona girecek Ted 2'da da aynı hatalara düşmez.

* Casting, Acting : 3

* Script : 4
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 2.5
* Naked Eye : 3.5


                          3.3

X - The Ward

Genre : Horror, Thriller
Director : John Carpenter
Year : 2010

DVD'sindeki extra'lara bakmak ve röpörtajlar yerine filmin nasıl doğduğunu en gerçekçi haliyle benim ağzımdan dinlemelisiniz. Bu senaryoyu yazan (tahminen kardeş olan) Michael ve Shawn Rasmussen'ler aslında John Carpenter'ın ellerini bağlayıp mahsende işkence yaptılar. Arkalarından sallamak istemiyorum ama belki meşrebine göre sayısız kere büyük ustaya tecavüz ettiler. Bunun üzerine Carpenter ''Sizinle hesaplaşmamız beyaz perdede olacak. Gününüzü göreceksiniz!'' demiş olacak ki Rasmussen'lerin yazdığı bu ***** senaryoyu tüm çıplaklığıyla izleyiciyle buluşturmuş. Bu size inandırıcı gelmedi mi? Tamam, tekrar deniyorum. Halloween gibi bir filmden sonra The Thing'i de yaratan üst insan uzaylıların bile dikkatini çekmeye başardı. Gezegenlerden birinde hadi adı da Türkiye olsun İmparator Öz Hakiki Yeşil Sıvı gezegeninde hiç iyi sinemacılar yetişmediğinin farkındaydı. Her cuma bakanlarıyla yaptıkları sinema gecesinde dostlarına 4. kez Halloween'i seyrettikleri sırada ''Tez getirin şu adamı buraya! Bizim gezegenimiz de sanatla tanışsın!'' demiş ve Carpenter için yakalama emri çıkarmış. Bunun üzerine polis güçleri uzay mekiklerine binip 90'lı yıllarda Carpenter'ı kaçırma planları yapmaya başladı. Yerine koyacakları robotun tamamlanmasıyla beraber asıl Carpenter'ı mekiğin bagajına atıp ışık hızıyla uzaklaşmışlar. Yani artık elimizde olan ya işkence görmüş ve silah zoruyla böyle filmler çeken bir Carpenter ya da Carpenter'ın birebir kopyası olan bir robot. Bu ikisi dışında herhangi bir teoriyi kabul etmiyorum.

Film, 743. kez işlenen ve artık kabak tadı veren bir temele dayanmaya çalıştığı için oyunculuk kabiliyeti sınırlı olsa da güzelliğiyle oynadığı kötü filmleri bir nebze yukarı çekmeye başaran Amber Heard'ü bile yutup içine çekmiş. Zaten çevresindeki figürandan bozma oyuncular filmin nasıl bir tadı olduğunu açılış sahnesinde bile hissettirmişti. Film 30. dakikadan sonra öyle bir yola girdi ki devamı ne şekilde gelişirse gelişssin türe hiçbir yenilik katmayan, kendinden önceki filmlerden otlanan saçma bir film olacaktı ve öyle de oldu.

John Carpenter'ın en kötü filmi olan The Ward'un tüm yapabildiği ani ses ve görseller ile izleyiciyi korkutmaya çalışmak.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 1.5
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3


                          3.0

Aliens vs. Predator 2

Genre : Sci-Fi, Action, Fantasy, Thriller
Director : Colin Strause, Greg Strause
Year : 2007

Sürpriz bir şekilde -yer yer- hoşça vakit geçirmemizi sağlayan ilk AVP'ın kaldığı yerden hikayeye devam eden AVP2'yu iki serinin fan'ları için de hakaret olarak niteleyebiliriz.

Düzinelerce Alien'ın hep birlikte değil de 6 saniyede bir sırayla saldırmasının nedeni gencimizin kullandığı silahın reload süresi. Bahsettiğim bu genç başrol. İnanın bu filmde başrolü belirlemek bile imkansıza yakın. Bu projede imzası olan müthiş Strause Brothers sayesinde kimin Alien, kimin Predator hatta kimin insan olduğunu anlayamıyorsunuz. Thomas Edison'un kulaklarını fazlaca çınlatacağınız düzeyde bir ışık kullanımı mevcut. İlk AVP'a göre tek artısı ise cast'ında. Oyuncu kadrosunda dublajlanmış bir İtalyan oyuncu yer almıyor.

7 filmdir korkuyla beklenen olay sonunda gerçekleşiyor. Alien'larımız Dünya'da! Peki bu filmden sonra nam-ı diğer Strause Biraderler'i Alien'ların en bol olduğu gezegene ışınlama görevini kim üstlenecek?

* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3


                                2.9



Maradona by Kusturica

Genre : Documentary
Director : Emir Kusturica
Year : 2008

Nasıl becerebilmiş bilemiyorum ama bu film Kusturica'nın kariyerinde kara bir leke. Maradona'nın farklı kişiliği sayesinde bir çok noktaya değinen belgeselde elle tutulur hiçbir şey olmadığı gibi, sunumu da 1. sınıfta okuyan sinema öğrencilerinin bile hazırlayabileceğini düşünüyorum.

Maradona'yı çok seviyorsanız bunun kötü bir deneme olduğunu düşüneceksiniz çünkü yeni pek bir şey yok. Özel bir ilginiz yok ve sadece Maradona'yı büyük bir yetenek olarak görüyorsanız önceden uyarmayalım ki bu, Maradona ve Kustirica isimlerinden herhangi birinin geçtiği en kötü film. Ve tabii Maradona'yla hiçbir alakanız yoksa ''Maradona kim?'' diyorsanız ya kaçın ya da sonuçlarına katlanın.

* Directing, Aura : 1.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3
 

                              2.8

Friday the 13th Part 7 : The New Blood

Genre : Horror, Thriller
Director : John Carl Buechler
Year : 1988

John Carl Buechler, A Nightmare on Elm Street ve Re-Animator gibi 80'lerin en önemli korku serilerinde make-up artist olarak görev almış bir isim. Yönetmenlik deneyimleri ise sürekli başarısızlıkla sonuçlanmış. Filmin 2-3 dakikası hariç tamamen gece çekimlerini tercih eden yönetmene en büyük darbeyi editing departmanı vurmuş. Uzun süredir gördüğüm en kötü montaja sahip olan film, sayısız sorun barındıran kesmelere sahip.

Jason'ı Peter Benchley'nin Jaws'ı, başroldeki kızı ise Stephen King'in Carrie'sine benzetirseniz sinema sohbetlerinde havalı gözükebilirsiniz. Filmden çıkarabileceğiniz tek artı da bu. Zorlama bir aşk, ne idüğü belirsiz bir doktor, ''Herkesi öldüren bu.'' deseler inanacağım tipte bir anne ve ölülere hayat veren telekinetik bir ergen. Kabul edilebilir ve eğlenceli absürtlükle kabul edilemeyecek sıkıcı absürtlük zıt kutuplarda kalan iki kavramdır. The New Blood baştan sona ikincisini içeriyor.

Film afişleri bile bana spoiler gibi geldiği için asla filmden önce afişine bakmam ama bu filmin ne kadar kötü olduğu afişinden bile belliymiş.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 2
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3.5


                                                        3.2



A Fantastic Fear of Everything

Genre : Comedy, Horror
Director : Chris Hopewell, Crispian Mills
Year : 2012

Ne bir korku ne de bir komedi, bu bir dolandırıcılık filmi. Dolandırılan herhangi bir başrol, yanrol ya da extra değil. Dolandırılan bu filme para ödeyip salona gidenler. Dolandırılanlar DVD ya da Bluray'ini alıp şu filme para ödeyenler. Sınırlı internetinin bir miktarını bu filme harcayarak bu filmi download edenler. Hatta dolandırılanlar arkadaşından filmi ödünç alıp filmi izlemek için elektrik harcayanlar. Bu kişiler para dışında hayatlarından da 1.5 saat yitirdiler. Bu basbaya bir hırsızlık filmidir. Bu basbaya crime genre'sına uygundur. Simon Pegg'i kapanın ortasına koyup ona yaklaşan herkesin kafasını koparmak amacında olan prodüktörlerin, 7 yaşından gün almış bir senaristin projesidir bu.

Ele yapışan bıçağı ilk gördüğüm sahne koskoca filmin tek güzel anıydı ki yanlış hatırlamıyorsam American Pie'da bunun çok daha komiği sahnelenmişti. Devamı ise yaklaşık 75 dakika boyunca çamaşır makinesi muhabbeti içeriyor. 


Neredeyse Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü? filmindeki kadar kötü bir sound department sayesinde efekt ve müzikler 5 dB, konuşmalar ise -5dB şeklinde işitiliyor. Bu durum, diyalogları rahat duyamamanıza ve sürekli tekrar eden saçmasapan ani ses artışlarından rahatsız olmanıza yol açıyor. 

Aralarında hiçbir uyum bulunmayan çiftten şipşak bir aşk hikayesi de yaratılarak anlamsızca başlayan film yine anlamsızca son buluyor. Keşke tagline'ı ''Sınavsız Giriş İmkanı!'' olsaymış çünkü bu filme gülmek de sabır göstermek de özel yetenekler gerektiriyor.

* Casting, Acting : 4
* Script : 1.5
* Directing, Aura : 4.5
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 2


                               2.8


Planet of the Apes (2001)

Genre : Action, Adventure, Sci-Fi, Thriller
Director : Tim Burton
Year : 2001

Maymunların kuş gibi uçtuğu bir Planet of the Apes'e hoşgeldiniz.

Saçları, sakalları hepsi birbirinden farklı stilde olan ape'leriyle, konuşan insanlarıyla, insan-ape-insan-ape aşk dörtgeniyle, merchant of venice'in apeleşmiş karakteriyle, maymundan çok köpek gibi koklaya koklaya hareket eden kumandanlarıyla, 4 grizzly bear gücündeki gorilleriyle, aynı anne babadan doğan kardeşlerden birinin kolluk kuvveti birinin terörist olmasıyla, Tim Burton ve Mark Wahlberg gibi rüyamda görsem falso duracak bir ikiliyi bir araya getirmesiyle, Kingdom of Heaven'ı andıran savaş sahneleriyle ve ape'lerin fiziksel olarak maymundan çok afro saçlı afrikalılara benzemesiyle gerçekten unutulmaz bir filmdi.

Bu filme remake demek bir hakarettir. Bu film bir reboot'tur. Filmde Walhberg tahminen kemikleri sızlayan orijinal filmin rejisörü Franklin J. Schaffner'ın kafatasını bulup eline almıştır. Yazıklar olsun sizin yapacağınız filme.

* Casting, Acting : 2.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3.5

                              3.0


August Underground Mordum

Genre : Horror
Director : Fred Vogel
Year : 2003

Hiçbir senaryo olmadan el kameralarıyla çekilen August Underground serisinin ikinci filmi en çok ses getireni oldu. Buna bir sinema filmi demek pek doğru değil ancak insanların işkence görüp, öldürüldüğü torture ve rape içerikli korkulardan hoşlanıyorsanız August Underground'u da mutlaka görmelisiniz.

Bu sub-genre'ya yeni başlayanların kesinlikle izlememesi gereken film bu sub-genre'ya yıllarını vermiş kişiler için ''Ee nerede dayanılmayacak kadar iğrenç kısımlar?'' dedirtiyor. Evet, senin yaptıkların da çok masum değil ama bundan daha rahatsız edici görüntüler gördü bu gözler Fredciğim.

Mordum'un herhangi bir script'i olmaması ve yapılanların nedensizliği yüzünden ''film''in gergin doğası bile sıkılmamı engelleyemedi. Yine de 300-500 dolara yapılabilecek en gerçekçi şeyi yapmış gençler, tebrikler. ''Yarışmak güzeldi ama sonuncu oldun.'' gibi kötü bir snuff film örneği.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 1
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3.5


                                                            3.3



Jaws 2

Genre : Horror, Thriller
Director : Jeannot Szwarc
Year : 1978

Bu ilk sequel'da Roy Scheider hariç kayda değer hiçbir şey yok. Spielberg'ün yarattığı inanılmaz gerilim bir saniye bile hissedilemiyor. Bu kadar para harcanmasına rağmen bu kadar kötü bir köpekbalığı tasarlamaları büyük bir eksi. Zaten günden güne yazılmış gibi bir script, hepsi birbirine benzeyen 10-15 aptal çocuk ve sadece düz hareket edebilen, herhangi bir esnekliği olmayan bir köpekbalığı şeklinde bir üçlüyle yola koyulunca iyi bir film elde etmeniz de imkansız. O kadar ki neredeyse etiketi üstünde kalmış kıyafetler gibiydi bu bahsettiğim maket. Hatta eskiden Mc Donald's'ın verdiği çocuk menüsü oyuncakları bile daha gerçekçiydi bundan. Ama ilk filme oranla daha hırçın gördüm kendisini. Artık insan, tekne, sandal gibi şeyler değil helikopter, uçak gibi şeylerle beslenir olmuş.

Filmin Roy Scheider dışında bir ikinci artısı ise sık sık tekrara düşmesiydi. Yani film o kadar kötüydü ki ilkine benzetmeye çalışmaları belki de ilk defa bir devam filminin en iyi özelliği olarak tarihe geçmiştir.

Neresinden bakarsanız bakın elinizde kalan Jaws 2'den yalnızca denizde, okyanusta değil evinizde, koltuğunuzda da korunun. Hiçbir set-up ve karakter gelişimi olmadan, 1.5 saatlik filmin yüzde 97'sinde eli bıçaklı katil gibi sağa sola saldıran bir köpekbalığının hikayesi.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 2.5
* Naked Eye : 3


                                                             2.7



Casa de mi Padre

Genre : Comedy, Western
Director : Matt Piedmont
Year : 2012

Yönetmen koltuğunda oturan Matt Piedmont, geçmişte kalan Western furyasını ve gene geçmişte ''kalması gereken'' Brezilya dizilerini birleştirip absürt bir film ortaya çıkarmaya çalışmış.

Garcia Bernal'in filmde rol alması kabul edilebilecek bir durumken (bir Hispanic) Will Ferrell'ın projeye evet demesi uzun bir tartışma konusu olabilir. 


8. dakika civarında filmde neler olacağı baştan sona ortaya çıktı. Ve ne yazıktır ki sırayla hepsi gerçekleşti. 15 dakikada anlatılacak hikayeyi 85 dakikaya yaymaya hiç gerek yoktu. Elinde bu kadar kötü bir senaryoyla yola çıkan ekibin Will Ferrell'ı İspanyolca konuşulan bir film için ikna etmesi de az önce bahsettiğim tartışma konusu nedenidir. Çoğu sahnenin yapmacık, kötü hazırlanmış setlerde çekildiği belli oluyordu. Yeşil perdeli sahneler felaket, film boyunca Heinz ketçaplı kanlar ve vurulma efektleri berbattı.

Sondaki sigara sahnesi hariç bir kere bile gülemedim. Casa de mi Padre Will Ferrell'ın kara lekesi. Yönetmenin film içinde yaptığı saçmalıklara değinmeyeceğim bile. Herhalde arkadaşları çok sempatik buluyor bu hiç uzun metraj girişmemesi gereken yaşlı kurtu.

* Casting, Acting : 4
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 1.5
* Ease of Viewing : 2.5
* Naked Eye : 2.5


                              2.6



XX/XY

Genre : Drama, Romance
Director : Austin Chick
Year : 2002

Ruffalo ve karısı da olmasaydı bu bitmek tükenmek bilmeyen 90 dakika nasıl geçerdi hiçbir fikrim yok.

Film iki bölümden oluşuyor. Bir aşk üçgeninin (hatta dörtgen, altıgen, sekizgen...) sunulduğu kısım ve yıllar sonra bu kişilerin tekrar karşılaşmalarını içinde bulunduran kısım. İlk yarısı için yorum bile yapmaya gerek yok aslında. Austin Chich menage a trois içeren birkaç film izlemiş olacak ki böyle saçma bir şeyle karşımıza çıkmaya karar vermiş. Önce sıfır duygu içeren ve kimin kimle neden birlikte olduğunu anlayamadığımız bir senaryo yaratmış. Sonra Mark Ruffalo'yu kafalamış ve başrolü bir ''ünlü''ye vererek dikkatleri üzerine çekmiş. Sonunda da yersiz bir title koyup havalı gözükmeye çalışmış. Evet, bir sci-fi olsaydı havalı olabilirdi ya da en azından bir komedi. Bu haliyle hem drama/romance hem dikkat çekmeye çalışan bir title birlikteliği bayağılık doğurmuş.

İkinci bölümde ise Ruffalo ve partneri sayesinde ergenlik filmimiz daha oturaklı bir drama'ya dönüşüyor. Yine de iyi olduğu söylenemez ama kabus gibi bir başlangıcın ardından buna da şükür. Tarkan-Şımarık bile çaldı filmde artık gerisini siz düşünün. Menage a trois ve Şımarık...

Filmin belki de en güzel sahnesi cafe'deki 20'lik sahnesiydi. Bu sahne, 5-10 dakikalık da olsa filmi sevmeme ve ilgimi yöneltmeme sebep oldu.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 3.5
* Directing, Aura : 2.5
* Ease of Viewing : 3
* Naked Eye : 3.5


                              3.4


Deadline

Genre : Thriller, Horror
Director : Sean McConville
Year : 2009

Something Wicked'ı izleyebilmemizin zor olduğunu düşünürsek Deadline'ı Brittany Murphy'nin son filmi olarak ilan edebiliriz. Filmde Brittany Murphy'e bir baska aynı dönem kadın oyuncularından Thora Birch eşlik ediyor.

Deadline, korku ya da dramdan çok bir psikolojik gerilim. Filmde Haunted Mansion, paranormal olaylar, ''katil kim?'' ve psikolojik sorunlar yaşayan kişiler var. Yani korku sinemasının 3-4 farklı sub-genre'sından azar azar katılıp bir yemek oluşturulmuş. Yönetmenin debut'su lezzetsiz.

Thora'nın Moonlight Sonata çaldığı sahne filmin en güzel sahnesiydi. Buradan çıkarılacak sonuç bu filmin kötü olduğu. Hayatınıza hiçbir şey katmayan bolca tekrarın olduğu, sıradan bir korku klişesi.

* Casting, Acting : 3

* Script : 2.5
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3.5


                                3.2


Crocodile Dundee III

Genre : Adventure, Comedy
Director : Simon Wincer
Year : 2001

Nerden nereye geldik. Crocodile Dundee efsanesi uzun bir ara verdikten sonra berbat bir 3. filmle karşımıza çıktı. Seri, beni kıkır kıkır güldüren ilk filmden TV filmi bile olamayacak bir aksiyona dönüştü.

Dundee çok yaşlanmış ve ekrana yakışmıyor. Karısının sesine çok rahatsız edici bir şeyler olmuş, kulakları tırmalıyor. Film hakkında ise yorum yapmaya bile gerek yok. 2001 yılında çekilip 1990'da çekilmiş gibi duran başarısız bir kapanış filmi diyelim. Hoşçakal Dundee.

* Casting, Acting : 2.5
* Script : 2
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 2.5


                              2.7



Kutsal Damacana

Genre : Comedy, Horror
Director : Kamil Aydın, Ahmet Yılmaz
Year : 2007

Hikayenin içi boş. Onu geçtim ama diyaloglar kim tarafından yazılmış ise bir daha senaryo işlerini bulaşmamasında yarar var. Bir de korkuyla dalga geçmekse amaç anlamsız ötesi 2 aşk hikayesini neden koyarsınız işin içine. Bir anda nasıl bu hale gelir Eyşan Özhim papaza karşı akıl sır ermiyor.         

          
Eyşan, beyaz ten-siyah saç ikilemesi ve yerinde boyu posuyla ben kadınım diye bağırsa da oyunculuğu konusunda aynı şeyleri düşünmek mümkün değil. En büyük sorun olarak diksiyonu göze çarpıyor. Şafak her zaman izlediğimiz Şafak Sezer. Dizilerdeki tiplemelerinin yanına sinemada bir de bol küfür ekliyor. Gülmedim değil, elbette bazı yerlerde beni de güldürmeyi başardı.

Başında çok başa zaman harcayan film 3-5 dakikada 2 aşkı doğurup saçma bir şekilde son buluyor.
 

* Casting, Acting : 3
* Script : 2
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4


                                  3.4


A Shot in the Dark

Genre : Comedy, Mystery
Director : Blake Edwards
Year : 1964

Inspector Clouseau rolüyle gene karşımızda Sellers'ı gördüğümüz serinin ikinci filmi ilkinden bile kötü. Bu film, nasıl olur da en iyi filmler arasında gösterilir anlayamıyorum. Son derece ucuz esprilerin kullanıldığı filmin en güzel özelliği açılış sekansı ve finali olsa gerek.

A Shot in the Dark, Peter Sellers'ın gene sakarlıklar üzerine kurulu oyunculuk tarzı, güzel bir sarışın ve Blake Edwards'ın senarist kurbanı olması dışında akılda pek fazla şey bırakmadı.

Bu filmden sonra The Shadows of Paris'i Elsie Bianchi'den dinleyin ve hayatınıza devam edin.

* Casting, Acting : 5
* Script : 2
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 3


                                3.4


Bad Taste

Genre : Comedy, Horror, Sci-fi
Director : Peter Jackson
Year : 1987

Peter Jackson'ın henüz 26 yaşında çektiği ilk filmi Bad Taste bana korkunç derecede itici geldi. Gerçekten çok gülmek istedim ama film boyunca hiç gülemedim. Bu anlamsız korku paradosini izlerken gülen insanların nasıl mizah anlayışları var anlamıyor ve hayret ediyorum.

Hareketli kamerasından ve sayısız detay çekimlerinden dolayı bünyemi kusma isteği sardı. Oyuncular tahminen bölgenin bakkalı, manavı ya da öğretmeni. Eline kamera alan her insan makyajı hallettikten sonra bu filmi çekebilir. Yönetime verdiğim 3 puan da makyaj ve hileler yüzündendir.

Yönetmen, bundan sonra çektiği filmlerde daha iyi espriler kullanmayı öğrenmiş. Paranın büyük katkısı sayesinde de bu tür saçmalıklardan vazgeçmiş. Peter Jackson'ın kara lekesi olan Bad Taste'i izleyip zaman kaybetmeyin. Hele bundan 230 kat güzel braindead'i varken.
 

* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 3
* Naked Eye : 3


                                3.0


The Blob

Genre : Horror, Sci-Fi
Director : Irvin S. Yeaworth Jr.
Year : 1958

Bay Yeaworth Jr.'ın 3 sci-fi eserinden henüz yalnızca bunu izledim ancak itiraf etmeliyim ki diğer filmleri de bu şekildeyse sinemayla birkaç yıl ingilenmesi isabet olmuş. Dönemin sci-fi furyasına rağmen küçük yatırımlarla çekilen bu filmler çokça dialog ve mümkün olduğunca az yaratıkları gösterir. Tür sci-fi ise yıl 50-65 arası ise bu duruma sinema kültürünüz arttıkça alışacaksınız.

The Blob o kadar yalın bir anlatıma sahip ki oyuncular birbiriyleriyle konuşurken nerdeyse nefes alıp verme seslerini duyabiliyorsunuz. Bu filmde iyi performans göstermeye çalışan cast'a üzüldüm. Müziksiz, efektsiz, kötü montajlanmış ve filtreden tamamıyla bir haber bir proje.

80 dakika süren filmde şu meşhur Blob'u 2-3 kere görebiliyorsunuz. 10 dakikalık bir anlatım bu filme uygun olabilirdi. Ama The Blob'u yaratanlar yavan bir yalancı çoban hikayesi ekleme gereği duymuşlar. Filmin 70 dakikası o kadar anlamsız ve boşuna ki anlatamam. Sıkılmaktan zevk alan kendiyle çelişen biriyseniz hayatınızın filmi sizi bekliyor.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 3


                                                             3.4



Fetih 1453

Genre : History, War, Action, Drama
Director : Faruk Aksoy
Year : 2012

Çılgın Dershane serileri sonrası Recep İvedik'e de el atan Faruk Aksoy gene Türkler'in seveceği bir konuyla karşımıza çıkıyor. Çılgın Dershane'yi ne amaçla çektiği belli, Recep İvedik serilerinde ne amaçla prodüktör olduğu da. Çok ağır bir yazı olmaması için zorlansam da Faruk Aksoy'un iyi ve aklı başında bir insan olduğunu sanmıyorum. Herhangi bir yeteneği olmadığı da apaçık. Bu filme yaklaşık 20 milyon dolar harcayan Aksoy, Türk halkının milleyetçi duygularını hedef almış ve paranın karşılığını fazlasıyla alacağını düşünmüş olmalı. Bu film ne kadar gişe hasılatı yaptı bilmiyorum ancak gene kar etmiş olabilir. Çünkü burası eğitim seviyesi düşük ve milliyetçi bir ülke, Türkiye.

Hiçbir sanatsal değeri olmayan çıplak kızlar, benim de çok güldüğüm ama gene hiçbir sanatsal değeri olmayan Recep İvedik sonrası bir diğer para edebilecek konu İstanbul'un Fethi olarak görülmüş olacak ki Faruk Aksoy buna el atmış. ''Para verip izlemeyin, para kazandırmayın. Hakkında konuşmayın, reklamını yapmayın.'' diyerek filmi görmeden önceki düşüncelerimi sonlandırıyorum.

Film, 300 ve Kingdom of Heaven'dan fazlaca şey çalmış. Tamamen aynı prodüksiyon ve aynı teknikler kullanılmaya çalışılmış. Kamera kullanmayı bilmemek, geçişlerden bir haber olmak ve iyi bir yönetmen olmamak yüzünden o kadar para ve özel efektler boşa gitmiş. Filmin oyuncu kadrosu sokaktan toplanılmış olabilir. 1-2 kişi hariç gayet abartı ve komik oyunculuklar görmek mümkün. Senaryo için ise saatlerce konuşmak mümkün. Dakikalarca ''Muhteşem Osmanlı'' ve ''Harika Mehmet''i izlemek beni yordu. ''İğrenç Bizans'' da bu duruma tuz biber oldu. Bizans'la ilgili her şey alçakça, güçsüz ve onurdan yoksun olarak ekrana getirilirken, Osmanlı ile ilgili her şey yüce, güçlü ve şerefli olarak sunuldu. Osmanlı ve Mehmet'in kötü yanlarından hiç bahsedilmez, iyi yanları abartılırken; Bizans'a ait her şey küçük görüldü ve ufak detaylarda kaldı.

Tarihle ilgili bir film çekerken tıpkı savaş sırasında olduğu gibi düşmana saygı duymak zorundasın. Şayet bunu duymuyorsan ve gözlerin yeşil paracıklardan başka bir şey görmüyorsa tıpkı bu filmin yönetmeni ve yapımcısı olan Faruk Aksoy gibi böyle bir ''film'' yapabilirsin. Yaşasın yalan tarih ve yaşasın propaganda! Bunu aşırı milliyetçi bir Türk olarak ben düşünüyor ve hissediyorsam vay diğer ''beyni ve bilgisi olan'' ecnebilerin haline.

* Casting, Acting : 3
* Script : 1
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 2


                                2.8


Forgetting Sarah Marshall

Genre : Comedy, Drama, Music
Director : Nicholas Stoller
Year : 2008

2010'da çekilen Get Him to the Greek'in yıldızları Russell Brand ve Jonah Hill'in dışında üvey kardeş rolündeki (oyunculuğunu çok farklı bulduğum) Bill Hader'ı da çıkarırsak filmden geriye hiçbir şey kalmıyor.

Jonah Hill, Paul Rudd ve Bill Hader arka planda kalsa da Russell Brand gene popstar Aldous Snow rolüyle filmi ayakta tutmaya çalışmış. Gelelim ön plandaki üç isme. Jason Segel çok sönük bir performans sergilemiş. Zaten pek komik olmayan bir adam ve yaptığı hiçbir şeye film boyunca gülmedim. Kristen Bell'i zaten oyuncu olarak görmüyorum. Kendisi yalnızca dizilerde takılabilecek kötü bir isim. Elbette ''dizici'' fan kitlesi sayesinde böyle filmlerde rol bulabiliyor. Black Swan'da izlediğim Mila Kunis ilgi çekiciydi. Gerek karakteri ve tarzı, gerek filme kattıkları ve performansı. Bu filmde ise korkunç derece itici ve inandırıcılıktan çok çok uzak şekilde yapaydı. Böyle bir cast ile daha iyi bir film bekliyor insan ama maalesef olmamış. Yani özetle filmdeki ''figüran rollerindekiler'' de olmasa gelmiş geçmiş en kötü filmi izleme ihtimalimiz olacaktı.

Filmin senaristi Jason Segel olursa o filmden hayır gelme şansı zaten yok. Senaryonun, hiçbir eğitim almamış ve yeteneksiz birinin elinden çıktığı belli.

Genel olarak pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim bu komedi için özel bir şey daha değinmek istiyorum. Bu penis flashing olayı nedir? Hele 10 kere gösterilmesi nedir? Birileri akıl edip bunları hobi edinen birkaç kansıza dava açsa eminim dava açanın destekçisi milyonlar olur. Kimse bunları görmek zorunda değil. Bu filme yüksek not verip durmadan penis flashing izlemek isteyen şırfıntılar ya da homolar yüzünden biz yemek yerken kusmak zorunda değiliz. Sıkıldım artık bu onun bunun evlatlığı tarzında espri anlayışlarından. Adam senaryo yazıp, tamamen nedensiz, salak bir espri için 30 saniye çıplak kamera karşısında duruyor. Sinemayı bir kenara bırakın; biraz erkek, biraz insan olun.

Üzülerek söylüyorum ama günümüzde yalnızca iki türlü mizah anlayışı kaldı. Acaba bu ikisi de olmasa ne olurdu? İyi ki varsın seks! İyi ki varsın sakarlık! Komedi filmlerinin başlıca iki ögesi. Siz olmasanız kimse gülemeyecek demek şu dünyada. Ey Jerry ''Mehdi'' Seinfeld! Gel de kurtar bizleri.

* Casting, Acting : 4
* Script : 2
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3
* Naked Eye : 4

3.0

The Smurfs

Genre : Animation, Adventure, Comedy
Director : Raja Gosnell
Year : 2011

Smurfs ile büyümüş jenerasyonu ve dünyadaki çocuk nüfusunu göz önünde bulundurursak The Smurfs yalnızca adıyla bile sattırabilir. Sony firması ve yapımcılar da böyle düşünmüş olacak ki bu projeye 100 milyon doların üstünde para bağlanmış. En başında ''Nerden pörtledi şimdi Smurfs!'' diye kızdım, saçma buldum. Bunun yalnızca para için olduğu çok belli olsa da biraz düşününce Smurf'lerin de sinema perdesinde olma hakkı var. Yani günümüzde tüm çizgiler animasyona dönüşürken bu dönümüşe katılma hakları Smurf'lerin de var. İkinci film çekilmedikten sonra herhangi bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Alan razı, satan razı.

Film, Sony'nin çağın gerisinde kaldığının ulu orta kanıtı.

* Characters : 4
* Script : 2
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3

3.4