1980s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1980s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bill & Ted's Excellent Adventure

Genre : Adventure, Comedy, Sci-Fi
Director : Stephen Herek
Year : 1989

Back to the Future'ın tutmasıyla birlikte bir başka zamanda yolculuk filmi olan Bill ve Ted'in iki filmi çekildi. Bu ilk filmde tarih dersi için dönem ödevlerini teslim etmesi gereken iki ergenin bir şekilde zaman makinesiyle karşılaşması ve tarihte yolculuk yapması anlatılıyor.
 

Filmin başrolünde yetişkin suratlı çocuk bedenli Keanu hariç sonradan kaybolup giden Alex Winter yer alıyor. Bu iki ergen yani Bill ve Ted birçok denemeye rağmen beni hiç güldürmeyi başaramadılar. Fazlasıyla rahatsız edici, itici ve ucuz buldum. Bu filmde oynayan karakterlerin yaptığı her hareket ergenlere bile ergence gelebilir. Bu iki rahatsız edici ergen dışında tarihin ünlü isimleri de filmde yer bulmuş. Hepsi yer yer kendi karakterlerini ve hepimiz tarafından bilinen özelliklerini ortaya koymuş. Bunların dışında bir de gelecek kısmı var ki o kısma da tıpkı zaman makinesinin ortaya nasıl çıktığı kısmı gibi hiç girmeyeceğim. Bir zamanda yolculuk filminin senaryosu ancak bu kadar kötü olabilirdi.

Dumb&Dumber'ın biraz daha çocuklara yönelik versiyonu gibi olan Bill & Ted's Excellent Adventure zamanda yolculuk filmlerinin ortak özelliği olan izleyicide mutluluk yaratmayı bile başaramıyor. Son dönem Kevin Smith filmlerinden bile daha kalitesiz olan bu film bittiğinde ekran karşısından sinirleniriniz bozulmuş ve biraz yıpranmış kalkıyorsunuz.

* Casting, Acting : 4

* Script : 2.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 2.5


                            3.6


RoboCop (1987)

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Paul Verhoeven
Year : 1987

Sinemanın tatlı evlatlarından Robocop çocukluğumuzun da en meşhur filmlerinden bir tanesiydi. Yarı cyborg da olsa sevilebilitesi olan tek polis memuru Murphy'nin hunharca öldürülmesiyle başlayan, düzenin nasıl işlediğine ışık tutan ve çoğunlukla Amerikan sistemini eleştiren bir film.

Verhoeven'in yarattığı atmosferi beğendim. Kullanılan make-up'lar ve efektler dönemine göre Robocop'ı eşsiz kılmasa da bilimkurgu ruhunu ''outdated'' gözükmeden başarıyla verebilmiş. Ayrıca kesin olan bir şey var ki o da  Robocop'ın kostüm tasarımı bundan 50 yıl sonra bile retro gözükmeyecek.

Filmde bazılarını rahatsız edebilecek sahneler mevcut. Özellikle bu sahneler nedeniyle benim de Robocop'a bakış açım değişti. Bu beklenmedik gore sahneler'i filmin belirli bir kitleyi kaybederken belirli bir başka kitleyi kazanmasına yol açıyor. Bir de kötü adamımız vardı ki sinema tarihinin en iyi kötü adamları listesi yapılsa ilk 50'de yer alabilir. Kurtwood Smith'in canlandırdığı Clarence Boddicker karakteri kadar rahat adam yaralayan/öldüren pek insan tanımadım. Kendisi gerilimi artırmak için oyalanmaya ya da tüm toplum tarafından izlenecek bir film içinde usturuplu bir kötü adam olmaya hayır diyor. Boddicker ve Robocop'ın kostümü dışında dikkat çekici son detay ise sound editing departmanının başarısıydı. Filmin bluray'ini tercih etmeniz için önemli bir neden.

Serinin devamı ilk filmi mumla aratadursun ilk film her zaman basmakalıp düzen içindeki sıradışı karakter olarak hatırlanacak.

* Casting, Acting : 6
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                            6.7


Rocky IV

Genre : Sport, Drama
Director : Sylvester Stallone
Year : 1985

Filmin gösterildiği yıl itibariyle bir gösteri maçından çok daha fazlası olması beklenen ve bu beklentiye fazlasıyla karşılayan Apollo Creed-Ivan Drago karşılaşmasında yaşanan beklenmedik olay Rocky Balboa'nın ring'lere geri dönmesine sağlıyor.


Stallone oyuncu olarak büyük bir gerileme gösterirken, yazarlığı ve yönetmenliği de bu gerilemeden nasibini almış. Bana Rocky 4'u silah zoruyla yazmış, çekmiş, oynamış gibi bir izlenim verdi. Tüm Rocky'ler arasında en başarısız make-up'lar bu filmde. Tıpkı Rambo'larda olduğu gibi Rocky'i de bir propaganda malzemesi yapması  hedefe yönelik bir senaryoya neden olmuş. Ivan Drago'nun karısı rolündeki Brigitte Nielsen de olmasa filmde iyi olan ve ilgi çeken hiçbir şey yoktu.  Baş döndürücü temposu yüzünden pek fazla sıkılma şansını bulamadığınız film ilerleyen dakikalarda muzik video'larının bir derlemesine dönüşüyor. Bazı dakikalarda filmin sanata ve izleyiciye yapılmış bir hakaret olduğunu düşünebilirsiniz.

Ruslar'ın sporda yasak madde kullandığını iddia eden film, konuyla hiçbir alakası olmayan ve tahminen Paulie'nin yalnızlığını simgeleyen bir robot ve birkaç video klipten oluşuyor. Anlaşılan o ki Stallone kariyerine 76'da Rocky ile Al Pacinovari bir başlangıç yapmış ancak 80'lerin gelişiyle iri Pacinomuz yeteneksiz, esmer bir Schwarzenegger'e dönüşmüş.

* Casting, Acting : 4
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 4


                            4.3



Rocky III

Genre : Sport, Drama
Director : Sylvester Stallone
Year : 1982

İlk filmde tutan yarı yarıya drama ve sport tarifini devam filminde fazla drama ile bozan Stallone, serinin 3. filminde Rocky'nin gerçek ruhunu yok edip duygusuz bir spor filmi ortaya koymuş. Seride en çok antreman içeren ve her çalışma sırasında Rocky III için yaratılan meşhur parça Eye of The Tiger'ı dinleme fırsatı bulduğumuz film, uzun süreli 2 title fight ve 1 gösteri maçı ile seride en çok boxing içerme rekorunu da ele geçirmiş bulunuyor.

Sinema eleştirmenleri tarafından ''İzleyicinin istediğini aldığı'' Rocky olarak yorumlanan film, açıkçası bana istediğimi veremedi. Rocky rakibinin dikkatini dağıtarak ve centilmenlik dışı hareketlerle halkın sevgisini kazanmadı. Pahalı kıyafetleri, evleri ve arabaları bir anda mükemmeleşen diksiyonuna borçlu değil. Karısına ve menejerine yapılanlara rağmen ''Eye of the Tiger''ı kendinde barındırmayan kişi, 80'lerin diskotek ruhu ile giydiği göbeği açık body'lerle Los Angeles'a gidip bir anda başka bir insana dönüşüyor. Bu durum öykü akışı içinde bir hayli ''zorlama'' olmuş.

70'lerin ruhunu Oscar'a aday olan Eye of the Tiger'la kaybeden Rocky serisi bu filmle beraber Balboa'yı da kaybetmiş oldu. Karakter DNA'sına uymayan tavırları ile mütevazılığı ve mülayimliği bir kenara bırakıp Ramboculuk dönemini başlattı. Hepsinin dışında bir gerçek daha var ki artık seride hiçbir maç Apollo Creed-Rocky Balboa rövanş maçının tadını veremeyecek.

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5


                             5.5



Tango & Cash

Genre : Action, Comedy, Crime
Director : Andrey Konchalovskiy, Albert Magnoli
Year : 1989
 

Tango ve Cash'e sırtımı dönemiyorum çünkü bu film çocukluğumuzun klasiği. Bu haliyle de kabul edilebilir olsa da Shawshank Redemption'dan A-Team'e dönüştürülmeseydi damakta daha iyi bir tat bırakabilirdi.

Los Angeles'ın en iyi iki polisinin bir kumpas yüzünden hapishaneye düşmesi ve unutulmaz elektrik telinden kemerle kayma sahnesine kadar filmden memnundum.
Stallone'nin otoriter olan Tango'suna alıştığımız esprili tavırlarıyla Kurt Russell, Cash karakteriyle eşlik ediyor. Dönemin güzel oyuncularından şimdilerin Desperate Housewife'ı Teri Hatcher'ın canlandırdığı karakterin bireysel olarak incelendiğinde iyi ancak kümülatif açıdan pek de gerekli olmadığını bir gerçek. Filmde Kurt Russell'ın bahseder gibi olduğu kılişeleşmiş iyi polis-kötü polisi kötü polis-daha kötü polis olarak pek görmesek de tamamen kar amaçlı çekilmiş kötü bir filmin daha kötü bir filme dönüşmediği için teşekkür ediyorum.
  
Stallone'yi yalnızca Rocky'de beğeniyoum. Ray Tango'nun dediği gibi ''Rambo is a pussy.'' ve ne yazık ki bu film, yalnızca 80'lerde çocuk olanlar için bir klasik.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5


                             5.8



Rambo III

Genre : Action
Director : Peter MacDonald
Year : 1988

Filmin başrollerini yine Stallone ve Crenna paylaşıyor. Bol sosyal mesaj içeren serinin 3. filmi gelmiş geçmiş en pahalı aksiyon filmlerinden bir tanesi ama bu film, ne prodüktörlere ne de izleyiciye parasının karşılığını geri veremiyor.

Vietnam'dan dönen askerlere kötü davranan Amerikan halkı, Vietnam'a girme kararının bir hata olduğunu kabul eden generaller ve Rusya'nın Afgan halkına yaptığı zalimlik. Bir sinema filmi serisinin bu kadar mesaj vermek için çekildiğine daha önce şahit olmamıştım. Rambo filmleri bu özelliğiyle beni gerçekten yordu. Bu filmle beraber sürekli ''mesaj'' veren karakterlerimiz bir de havalı diyalog kurma zorunluluğuna erişmiş ki her söylenen laf quote olacak nitelikte.

Ruslar'a karşı Mücahitler'le bir olan Rambo helikopterleri, tankları havaya uçuradursun Afgan halkı iade-i ziyareti 11 Eylül'de gerçekleştirmiş oldu.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 4
* Directing, Aura : 4.5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 3.5


                           4.2



First Blood : Part II

Genre : Action
Director : George P. Cosmatos
Year : 1985

İlki neydi ki follow-up'ı ne olsun dedirten First Blood : Part 2 sanılanın aksine çok da kötü bir devam filmi değil. Zaten ilk film de sanılan kadar iyi değildi. Rahatsız edici müzikleri ve toplamda 15 satırı geçmeyen diyalogları ile kahramanımız John Rambo bu sefer ardında daha da fazla ceset bırakıyor.

''Vietnam'dan dönen askerlerimizi sevin'' demek için trilyonlar harcayan producer'lar anti-militarist kesim için mesaj verici bir filme imza atarken azımsanmayacak sayıda olan ''patriot''lara da John Rambo gibi bir kahraman takdim ediyorlar. Filmin Oscar'a aday olan departmanı sound editing, aslında o kadar kötüydü ki film daha çok bir müzikal tadındaydı. O kulak tırlamayan, sürekli değişim gösteren berbat müzikler başından sonuna kadar bir türlü durmak bilmedi.


Rambo serisindeki sosyal mesajları dinlemek yerine Milgram Deneyi ile ilgili kurgusal ve belgesel filmleri izleyebilir ya da bununla ilgili akademik makaleler okuyabilirsiz. Zaten bunları biliyorum diyorsanız John Rambo'nun Murdock'la telsizden konuştuğu sahne için 90 dakikaya katlanıp First Blood : Part 2'ya bir şans verebilirsiniz.

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                             5.2


First Blood

Genre : Action
Director : Ted Kotcheff
Year : 1982

80'lere göre değerlendirirsek tahammül edilebilir bir film olan First Blood'ın başrolünde John Rambo karakteriyle şöhreti yakalayan Sylvester Stallone yer alıyor.

Aynı fame, decade ve genre oyuncusu olan Arnold Schwarzenegger'le kıyaslayınca Stallone'nin birkaç adım önde olduğunu söyleyebilirim. Belki birkaç adımdan da fazla... ''İlk kanı akıtan'' emniyet güçlerine karşı tek kişilik bir ordu olan Yeşil Bereli Rambo'nun kasabayı birbirine kattığı First Blood serisinin bu ilk filmi tüm zamanların en ünlü aksiyon filmleri arasında gösterilir. 


Aksiyon filmlerinin yalnızca para işi olduğunu düşünen benim için, iyi bir film olabilmek bundan çok daha karmaşık bir senaryoya sahip olmayı gerektirir. First Blood, iyi bir senaryo yerine bize ''ders veren'' bir senaryo sunuyor ki bu, durumun (Vietnam) zaten farkında olanlar için biraz ''hard sell'' bir strateji. Vietnam'dan dönen askerlerin psikolojik sorunlarını ''Rambo''ya göre çok daha fazla sanat içeren The Deer Hunter gibi filmlerde de izleyebilirsiniz. First Blood gibi filmler zamanında çok ses getirip serilere dönüşmüş olsalar da bu filmlerin çekildiği yıllarda dünya bir TV dünyasıydı. Günümüzde TV yerini internete bırakırken TV'nin kullanım amaçları da eskisiyle farklılık göstermekte.

Parliament Sinema Kulübü, pazar gecesi sineması günlerinde olmadığımıza göre, John Rambo'nun ve aksiyon türü filmlerin daha bir Inception'laşması gerekiyor.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                              6.3


Predator

Genre : Action, Sci-Fi, Thriller
Director : John McTiernan
Year : 1987

Maymun anne-babanın insanlar tarafından kaçırılıp yetiştirilen çocukları Arnold Schwarzenegger'in başrol olduğu ve çoğu zaman Alien'la kıyaslanan sci-fi filmi Predator gelmiş geçmiş en over-rated filmlerden bir tanesi.

''Sci-fi yapacağız ama paramız bol ve Arnold'ımız var, biraz çatışma sahnesi eklesek hiç fena olmaz.'' diyen producer'ları sayesinde filmin ilk yarım saati yaşanan her şey spordaki ''hazırlık maçları'' niteliğinde. Tamamı ormanda geçen film kalan sürede ape ağızlı Arnold ve silah arkadaşlarının bir Predator ile ölüm kalım mücadelesini işliyor. Title'a adını veren Predator'ımız bana; insan fiziğinde, Batman kadar zengin, hayvan özellikleri taşıyan bir uzaylı gibi geldi. Yani Arnold Schwarzenegger ile birçok ortak noktaları mevcut.

Uyanıkken beni rahatsız etse de uyurken hiç rahatsız etmeyen filmin müziği Alan Silvestri imzası taşıyor. Berbat oyunculuklardan yorulup, uykuya dalmayı tercih eden benim için filmde beğenimi kazanan tek nokta bu oldu. Belki bu kadar övülmese ve hatta sinema filmi yerine bir TV filmi olsaydı daha sempatik gelebilirdi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5


                                 5.0



Aliens

Genre : Sci-Fi, Action, Adventure, Thriller
Director : James Cameron
Year : 1986

İlk filmde zayıf seviyede de olsa hissedilen korku bu filmde yerini çılgınca bir aksiyona bırakıyor. Bu aksiyonu bol film için senaristliğe soyunan James Cameron muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi aksiyon filmi senaryolarından birini ortaya çıkarmış. Daha önce hiçbir aksiyon senaryosunda bu kadar oturaklı çatışmalar görmemiştim. James Cameron yarattığı bu çılgın gösteri ile sizi son dakikaya kadar koltuklarınıza çivilemeyi başarıyor. Bolca kan, android kanı ve asit  görmek istiyorsanız antolojideki favori filminiz ikinci film olan Aliens olmalı.

Kapitalistlerin yarattığı koloniden haber alınamamasıyla başlayan heyecan yaklaşık 100 yaşındaki Ripley'in belalı gezegene geri dönmesine neden oluyor. Bu kez yanında taşımacılık yapan mürettebatı yerine bir düzine asker var. Bir devam filmi olması nedeniyle beklentilerinizi ufak tutmayın çünkü James Cameron'ın Alien'ları neredeyse original Alien'a kafa tutacak seviyede.

* Casting, Acting : 6
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8


                                7.6



Deathtrap

Genre : Thriller, Mystery, Comedy, Crime
Director : Sidney Lumet
Year : 1982

Ira Levin'in oyunundan beyaz perdeye aktarılan Deathtrap'in yönetmen koltuğunda efsanevi Sidney Lumet oturuyor. Cast'ta ise oyun yazarı Sidney Bruhl rolündeki Michael Caine'e öz hakiki Superman Christopher Reeve eşlik ediyor. Bu 2 isim dönemin en popülerlerinden olsa da Deathtrap hiçbir zaman gündeme gelmedi, gelemedi. Bunun nedeni belki kısıtlı screening, dar dağıtım ağı ya da sonradan oluşan hukuki sorunlar olabilir. Yıllarca İngilizce, altyazılı ve kaliteli bir versiyonunu beklediğim film, Lumet'nin en unutulmaya yüz tutmuş eseri olabilir.

Zaman zaman film içinde film senaryolarıyla karşılaşıyoruz. Deathtrap ise film içinde oyun. Hatta film içinde oyun içinde oyun da denilebilir. Birçok twist'i bulunan Deathtrap, gitgelleriyle kurşunu bitmek bilmeyen bir silah gibiydi. En kuvvetli özelliği olan senaryosunun bu kadar zorlanması ise beni memnun etmedi. Bu durum, Death Trap adlı silahın zaman zaman tutukluk yapmasına neden oldu. ''Sanat, sanat içindir.''i de aşıp sanat yazarın kişisel tatminidire döndü. Plot her ne kadar başta parıldasa da film sonunda izleyici koltuğundan yorgun ayrılıyor.

Tamamı tek mekanda geçen film kafanızda birkaç soru işareti bırakabilir. Farklı olmaya çalışan ve bunu başaran nadide bir Ira Levin-Lumet eseri.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                                6.7


Fatal Attraction

Genre : Drama, Romance, Thriller
Director : Adrian Lyne
Year : 1987

80'lerin klasiklerinden biri olan Fatal Attraction Douglas, Close ve Archer'ı bir araya getiriyor. Şimdilerde 70 yaşında olan Douglas'ın hala karizmasından ve harika saçlarından bir şey kaybetmemesi sinir bozucu. Filmde sinir bozuculuk görevini üstlenen ise Glenn Close. Sizi o kadar rahatsız ediyor ki film boyunca ölmesini istiyorsunuz. Rahatsız edici hiçbir kare olmamasına rağmen bu kadar nahoş hissettirmek de filmin thriller yanının ne kadar kuvvetli olduğunun bir kanıtı. Thriller'ın en çok tutan kullanım tekniği olan Hitchcockian tarzını benimseyen Lyne, bir yasak aşk adamı olduğunu daha sonra yönettiği filmlerde de kanıtladı.

Film, biraz obsesif biraz aşık bir kadının neler yapabileceğini 2 saat içinde bize anlatıyor. Bu şekilde oluşan üçgenlerle ilgili filmler birbirinin tekrarı gibi gözükse de öncü filmlerden biri Fatal Attraction'dır. 


Çekildiği yıllarda hayatta olmayan gençler mutlaka izlemeli. 80'lerin çocukları ise bu filme illa denk gelmiş, ''Aşk bu mu yani?'' ya da ''Geber artık kıvırcık!'' demiştir.

Sonlarına doğru kız olduğunu öğrendiğim çocuk adına üzülüyor, tatlılar tatlısı köpeğin yanaklarından öpüyorum.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7.5


                              7.2


Friday the 13th Part 8 : Jason Takes Manhattan

Genre : Horror
Director : Rob Hedden
Year : 1989

Jason Takes Manhattan izlediğim ilk 13. Cuma filmiydi. Neden hep Friday the 13th'e önyargıyla yaklaştığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Kronolojik sırayı pek bozmayan ve devam filmi olmayı bir şekilde hak eden 6 filmden sonra serinin 8. filmi olası part 2 ve part 3 arasında, garip bir yerde kalmış.

Yalnızca New Yorker'lara merak uyandırmayı başarabilecek aptallık sınırlarını zorlayan ''Jason Takes Manhattan'' gibi bir title'dan daha da aptalca olan şey filmin Manhattan içermemesi. Yüzde 90'ı su üstünde geçen filmde Jason konuşmalara tepki verip muziplikler bile yapıyor. Gidişat öyle kötü ki 9 ve 10. filmlerde Jason'a bir gelin de bulunabilir. Sosyalleşme derdinde olan kötü çocuğumuz bu filmde bana evliliğe hazır bir görüntü çizdi. Bir başka değişen özelliği ise kurban seçmesi. 6 kişilik bir grubun içine girip dilediklerini öldürüp dilediklerine gidebilirsin demeye başlamış. Yapay zekası bir hayli gelişen Jason Voorhees biraz Mortal Kombat'ın Raiden'ına çalarak 425. kez elektrik akımı sayesinde hayat buluyor. Artık film başlarında nereden gölün dibine elektrik verilebilir diye kareleri araştırmaya başlayacağım.

Freddy Krueger'ın signature gülüşü ve musluktan akan kandan bile daha çok şaşırdığım şey ise Jason'ın bir Japon olduğunu öğrenmem oldu. ''Beni serbest bırak.'' ve ''Bana yardım et.'' nidalarıyla münasebetsiz anlarda ekranda beliren Hidetoshi Vooerhees'e karnımız tok.

Bu filmi 3. kez izlersem gerek yapım şirketinden gerek prodüktörden tazminat alacağım.
 

* Casting, Acting : 2
* Script : 1.5
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 1.5


                             1.8



Friday the 13th Part 7 : The New Blood

Genre : Horror, Thriller
Director : John Carl Buechler
Year : 1988

John Carl Buechler, A Nightmare on Elm Street ve Re-Animator gibi 80'lerin en önemli korku serilerinde make-up artist olarak görev almış bir isim. Yönetmenlik deneyimleri ise sürekli başarısızlıkla sonuçlanmış. Filmin 2-3 dakikası hariç tamamen gece çekimlerini tercih eden yönetmene en büyük darbeyi editing departmanı vurmuş. Uzun süredir gördüğüm en kötü montaja sahip olan film, sayısız sorun barındıran kesmelere sahip.

Jason'ı Peter Benchley'nin Jaws'ı, başroldeki kızı ise Stephen King'in Carrie'sine benzetirseniz sinema sohbetlerinde havalı gözükebilirsiniz. Filmden çıkarabileceğiniz tek artı da bu. Zorlama bir aşk, ne idüğü belirsiz bir doktor, ''Herkesi öldüren bu.'' deseler inanacağım tipte bir anne ve ölülere hayat veren telekinetik bir ergen. Kabul edilebilir ve eğlenceli absürtlükle kabul edilemeyecek sıkıcı absürtlük zıt kutuplarda kalan iki kavramdır. The New Blood baştan sona ikincisini içeriyor.

Film afişleri bile bana spoiler gibi geldiği için asla filmden önce afişine bakmam ama bu filmin ne kadar kötü olduğu afişinden bile belliymiş.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 2
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3.5


                                                        3.2



Friday the 13th Part 6 : Jason Lives

Genre : Horror, Thriller
Director : Tom McLoughlin
Year : 1986

Part 6 hariç Friday the 13th franchise'ının hiçbir filminde yer almayan C. J. Graham fiziksel özellikleri ve vücut diline bakacak olursak Jason Voorhees rolü için oldukça uygun bir aday olduğu söylenebilir. Jason uzun süredir birini öldürmediği için biraz göbek yapmış diyebilirsiniz ama Jason dediğin böyle olmalı. Son iki filmde önemli roller üstlenen Tommy, önceki filmlerde pek göremediğimiz minik bir aşk hikayesinin kahramanı. Tommy rolü için yine bir başka aktör recast edilmiş. Bu durum biraz rahatsız edici. Her film başladığında sürekli ''Selam, ben Tommy Jarvis.'' demek durumunda kalıyor. Tommy'deki bir başka rahatsız edici durum ise Part 4 ve Part 5'daki adam gitmiş yerine gökten bir iyilik meleği düşmüş. Kötüleğe daha yakın ya da en azından gidip gelen bir akıl hastasıyken hiçbir zihinsel sorunu kalmayan bir kahramana dönüşmesi bence biraz ''sorunlu''.

Yüzlerce gencin tatlı aşk yaptığı franchise'a delikanlı bir romantizm getiren Tom McLoughlin, Friday the 13th'in kusma isteği uyandıran kılişelerine de kısa süreli bir son vermiş oldu. İlk 6 film içersinde en az meme (1 çift) ve en az sevişme (1 adet) gördüğümüz film.

Barındırdığı mizah ve sürekleyici temposuyla Jason Lives en iyi Friday the 13th filmi.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6.5
 

                             6.5


Friday the 13th Part 5 : A New Beginning

Genre : Horror, Mystery, Thriller
Director : Danny Steinmann
Year : 1985

Jason'ın estirdiği terör 5. filmde farklı boyutlarda olsa da devam ediyor. Muhtemel kapanış filmi olması beklenen 4. filmde gerçekleşen olaylardan sonra son filmdeki kahramanımız Tommy bu filmde de kilit noktada yer almış. Bir rüya sahnesiyle başlayan film ilerleyen dakikalarda özüne dönüyor ve ''bir avuç insan-memeler-ani ölümler'' 3'lüsünü tekrar bizlere sunuyor.

Sonlarda yaşanan yüzleşmeler ve sürprizler olmasa en kötü Friday the 13th filmi olabilirdi. Bu çatışmalar pek mantıklı gözükmese de rutinin dışına çıkılmaya çalışılmasından dolayı bile beni memnun etti. Zaten iyi olmayan bir şeyi bu kadar ona özenerek, sadık kalarak devam ettirmek kadar aptalca bir şey olamaz.

Ufak zenci çocuğun genç Eddie Murphy tavırları, akla mantığa sığmayan twist'ler ve ''Ben bir setim!'' diye bağıran mekanı hazırlayan sanat yönetimiyle Crystal Lake'liler bir kez daha sınıfta kaldı.

* Casting, Acting : 3.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 4.5


                                4.1



Friday the 13th Part 4 : The Final Chapter

Genre : Horror, Thriller
Director : Joseph Zito
Year : 1984

Serinin en Hollywood kokan filmi bu. Friday the 13th'in en büyük sorunu her filmde Producer'ından yazarlarına, yönetmeninden tüm oyuncu kadrosuna herkesin değişiyor olması. Ve ne acıdır ki kimse isteneni veremiyor. Steve Miner'ın dibe vurduğu 2 filmin ardından Joseph Zito, Miner'a göre Oscar'lık bir film çıkarmış. Oyuncu kadrosu da ilk filmlere nazaran daha dikkat çekici isimlerden oluşuyor.

Bu sefer kamp yerine evin tercih edilmesi daha korkutucu bir atmosfer yaratılmasına önayak olmuş. Jason Voorhees'i ilk defa kendinden bu kadar emin ve kızgın gördüm. Kötü filmlerin çoğunda görmeye alıştığım ''Dünyanın en güçlü, öldürme konusunda en yetenekli isminin sıra başrole gelince Chaplin'e dönüşmesi'' hadisesi The Final Chapter'da da mevcut. Final Chapter dediğime bakmayın Friday the 13th serisi günümüzde bile devam etmekte.

Yığınla olumsuzluğuna rağmen o kadar başarısız bir seri ki bu film serinin en iyilerinden bir tanesi. Durum o kadar kötü yani.
 

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 5.5


                                                          5.3



Friday the 13th Part 3

Genre : Horror, Thriller
Director : Steve Miner
Year : 1982

Komik desen komik değil, korkunç desen korkunç değil. Başından sonuna kadar ilk iki filmdeki gibi gitmesi de artık bıkkınlık vermeye başladı. 1.5 saatinizi bu filme harcamayın. Başındaki 3-5 dakikayı izledikten sonra sondaki 5 dakikayı da izleyin ve kapatın. İnanın bana aradaki 75 dakikada hiçbir şey olmuyor.

2. filmin de yönetmeni olan Steve Milner bu sefer iyiden iyiye batırmış. Dünya üzerinde kafasına bir şeyler geçirilmiş katilin suratını o kadar merak ediyoruz ki bu uğurda ömür boyu Friday the 13th'i takip etmeye devam edeceğiz diyen mankafalılar var herhalde. Ve tabii unutmadan, öyle bir cast vardı ki filmde...Bu kadar kötü oyuncuyu bir araya getirmek gerçekten yetenek ister.

Jason Voorhees'u ilk defa hokey maskesiyle gördüğümüz part 3 sadece seriyi bitirmek isteyenler tarafından izlenmeli.

* Casting, Acting : 2
* Script : 2
* Directing, Aura : 3
* Ease of Viewing : 2
* Naked Eye : 2.5

                             2.3

Friday the 13th Part 2

Genre : Horror
Director : Steve Miner
Year : 1981

Friday the 13th sinema tarihinin en overrated franchise'larından bir tanesidir. Orijinali bile tartışılması gereken serinin 10 film sürmesi bana hep mantıksız gelmiştir. Bu film de tıpkı ilk filmdeki gibi ilerliyor. Filmdeki en büyük parça değişse de genel yapı bozulmamış. Friday the 13th part 2 da 100'lerce filme konu olan ''8-10 genç yaz kampına gider...'' şeklinde başlayan filmlerden bir tanesi.

Sanat yönetimi ve makyaj konusunda herhangi bir değişiklik olmamış. Hala olması gerekenin çok altında. Tahminen Jason'ın kafasının kapalı tutulması nedeni de bu olmalı. O kadar yeteneksizler ki her şeyin başında ''Şu adamın kafasını kapayalım da en azından komik gözükmesin.'' demiş olabilirler. Steve Miner'ın POV denemeleri beni yakalayamadı. Filmin süresini 80 dakika tutması ise sıkıntıdan ölmeden kurtulmanızı sağlıyor.

Jason'ın sarışın kızla annesini karıştırdığı sahne çok etkileyiciydi. 1-2 havalı ölüm sahnesini es geçersek sırf bu sahne yüzünden orijinal filmden daha iyi olduğunu bile söyleyebilirim. Suratını görmesek de monoloğa verdiği tepkiler farklı bir psikolojiye girmeme sebep oldu. Evet, sevişiyorlarken ölmüş de, herkesi seviştirelim sonra öc alsınlar falan da... Bu saçmalıkları bir kenara bırakırsak 3 saat civarında süren ilk iki filmdeki en kayda değer sahne insandan çok bir hayvanı izlediğimi hissettiğim, beni üzen bu ''karıştırma'' sahnesiydi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 4.5


                                                        4.8



X - Poltergeist

Genre : Horror
Director : Tobe Hooper
Year : 1982

Hem Steven Spielberg'ün hem de Tobe Hooper'ın horror genre'sına kattıklarına şapka çıkarırım. Günümüzde Spielberg, tamamen farklı genre'larda filmler çekerken, Tobe Hooper'ın esamesi bile okunmuyor. En meşhur oldukları dönemler olan 80'lerde Spielberg, baştan aşağı kendi projesi olan Poltergeist'i yönetmesi için Tobe Hooper'ı seçti. Bundan 30 yıl öncesini düşünürsek standart üstü olan özel efektleri için büyük paralar harcandı.

Gördüğüm en güzel çocuk olabilecek kadar tatlı Heather O'Rourke ve bir başka dünyalar güzeli olan köpekleri her ekrana geldiklerinde deyim yerindeyse eridim. Hatta izlerken Türkler izlese kesin bu kıza nazar değdirir diye dalga geçtim. Film bittikten sonra gördüm ki Carol Anne karakterini canlandıran 5 yaşındaki minik kız ölmüş. Poltergeist'le ilgili bir şey unutmayacaksam eminim bu Heather O'Rourke'un ölümü olacak.

Filmi, 2000'lerde tekrar pörtleyen haunted house filmlerinin en önemli temsilcisi olan Paranormal Activity ile kıyaslarsak çok zayıf kalıyor. Her şeyden önemlisi Poltergeist hiçbir şekilde korkutmuyor. Ve daha da kötüsü gerilim duygusu bile vermiyor. Ancak filmdeki belirsizlik ile bir mystery havası hakim. Korku filmleri illa büyük bütçeli ya da önemli isimlerin yer aldığı projeler olmamalı. Korku filmleri doğal olmalı. Drama, Sci-Fi, Action, War, Fantasy gibi genre'lara para akıtılabilir ama komedi ve özellikle korku filmleri kesinlikle doğal ve gerçekçi olmalı. Şirinlikten ölecek karakterlerle, kahramanlık müzikleri eşliğinde, mutlu sonlarla dolu Hollywoodvari korkuların gerçek horror genre'sında pek yeri yok. Yani ''Korkuda az çoktur''.

Filmle ilgili bir başka içime sinmeyen konu Anne-Baba karakterleriydi. Sanki çocuklarını geri alsalar ruhlarla mutlu mutlu yaşayacak gibi bir imaj çizdiler ve bu çok rahatsız ediciydi. Şakalar, eğlenceler, hakkı yenen ruhlar... Böyle yansıtılmak istemediğine eminim ama iyi gören göz, bu hatalı yansımayı fark etmiştir.

Dışarıdan eve giren ağacın bir haunted house filminde ne işi var diyeceğim ama herhalde The Evil Dead özentiliği olmalı. The Evil Dead'in 30 katı bütçeyle çekilen filmde bir de TV kanalı anlamsızlığı vardı. Ve tabii eve gelip The Exorcist'teki gibi olayları çözen bir bilge.

Özetle bazı kesimlerce öne sürülen mutlaka görmeniz gereken filmler listelerinde başlarda yer alan Poltergeist'i mutlaka görmek zorunda değilsiniz. Yalnızca sinefillerin, korku filmi delilerinin ve sinema tarihiyle ilgili kişilerin görmesinde fayda olan bir film.

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                           5.8