Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Comedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

A Million Ways to Die in West

Genre : Comedy, Western
Director : Seth MacFarlane
Year : 2014

Oyuncak ayı olarak söylediğin şeyleri insan olarak söyleyemezsin demişler. İşte Seth MacFarlane'in düştüğü yanılgı da bu. Kadınlarla gününü gün eden uyuşturucu bağımlısı serseri ayımız Ted'den sonra bir anti kahraman olmasına rağmen Albert'ın hikayesi Ted'in yarattığı etkiyi yaratamıyor. Tek benzer noktaları evet, bu da yetişkinler için bir komedi.

Vahşi batıda geçen A Million Ways to Die in West o yıllara ve o bölgeye pek de uyum sağlayamayan bir çobanın aşk hayatını konu ediyor. Filmin düşüşe geçtiği yerleri o kadar düşük ki filmi yarım bırakmamanız büyük bir başarı olarak sayılabilir. Filmin katakterleri olan babayla, doktorla, en yakın arkadaşla, en yakın arkadaşın hayat kadını sevgilisiyle yola çıkarken eminim MacFarlane'in büyük hayalleri vardı. Bir şeyler yakaladığını ve bunun çok komik bir filmin oluşması için yeterli olduğunu sanmıştı. Ancak diyalog, tempo ve yönetimsel olarak büyük sorunları olan film, sinemaya hiçbir şey verememesinin yanı sıra bir komedi olmasına rağmen son dönemde izlediğim en sıkıcı filmlerden bir tanesi olmayı başardı.

Cast'ın en büyük ismi Charlize Theron çok yaşlanmış. Filmde asıl adamın ablası ya da annesi gibi duruyor. Asıl adam Seth MacFarlane ise yönetmenlik dışında sinema tarihinin en birbirine uymayan duo'sunun erkek kısmını temsilen başrolü de kendi oynamış. Kamera önünde duran her şey uyumsuz ve kötüydü. Sadece her konuştuğunda ''evet, bu kötü adam'' demenizi sağlayan Liam Neeson ve Liam Neeson'ın sesi ayakta durabilmişti.

Back to the Future ve Django sahneleri olmasa gelmiş geçmiş en kötü komedi filmi olabilirmiş. Umarım Seth MacFarlane 2015'te vizyona girecek Ted 2'da da aynı hatalara düşmez.

* Casting, Acting : 3

* Script : 4
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 2.5
* Naked Eye : 3.5


                          3.3

The World's End

Genre : Comedy, Action, Sci-Fi
Director : Edgar Wright
Year : 2013

Kimi iyi yerlere gelmiş, kimi gelememiş tekrar eski mahallede buluşan çocukluk arkadaşlarının konu edildiği filmin ilk kısmı iyiydi. Amaçları kimine göre aptalca kimine göre eğlenceli gelebilecek 12 farklı pub'ta da bira içmekti. Filmin bir sci-fi filmi olduğunu bilmeyen ben, buraya kadarki The World's End'i eğlenceli bulmuştum. Ne olduysa daha önce bu üçlünün zombilerle denerken başarılı olduğu formülü robotlar ve uzaylılarla denemeye kalkmasıyla oldu. The World's End'te Sci-Fi olan hiçbir öğeyi beğenmedim. Zaten film, setten ve salondan önce pre-production aşamasındayken kaybetmiş.

The World's End, genç yönetmen Edgar Wright'ın birçok kişi tarafından beğenilen ancak bana göre kötü bir film olan Scott Pilgrim'ine göre birkaç adım önde. Ancak konu muhteşem üçlü olarak adlandırılan Wright-Pegg-Frost ise bu filmi daha önceki iki örnekle kıyaslamalıyız. İlk yaptıkları film Shaun of the Dead'ti. Onunla sinemaya yeni, bambaşka bir tarz getirdiler. Sonra yine aynı yapıyla Hot Fuzz'ı yaptılar ki bana göre o da son derece başarılı bir filmdi. Ama bu filmi Shaun of the Dead ve Hot Fuzz'la kıyaslamak ya da sırf bu üçlünün yeni filmi diye iyi film olarak nitelemek sinemaya ve sanata sırtını dönmektir.

Filmin elbette birkaç komik sahnesi vardı. Ancak Simon Pegg'in oynadığı her filmde zaten en az bu filmdeki kadar gülüyorsunuzdur. Filmin komik olamamasından çok böyle bir kadroyla beklenildiği kadar komik olamaması bende hayal kırıklığına yol açtı. Yönünü şaşıran senaryo da hayal kırıklığımın tuzu biberi oldu.

Olmuyor Pegg, olmuyor Wright bir türlü olmuyor. Yarattığınız sansasyonel etkiyi bir türlü tekrar yaratamıyorsunuz. Üçlünün son filminden sonra da ortaya özel efektleri ve cast'ıyla parayı cebe indiren içi boş bir kandırmaca çıktı.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                            5.5


The Wolf of Wall Street

Genre : Drama, Crime, Comedy, Biography
Director : Martin Scorsese
Year : 2013

90'larda sıfırdan zirveye çıkan Jordan Belfort'un hayat hikayesini işleyen Scorsese iplerin yarısını Leonardo Di Caprio'nun elinde bırakmış. 3 saat süren filmde yer almadığı sahne neredeyse olmayan Leonardo'ya birbirinden yetenekli isimler eşlik ediyor. Bunlardan biri de Jonah Hill. Hep söylediğim gibi o, oynadığı her filmi zirveye taşıyabilecek yeteneklere sahip. Bu filmin düşüş kısmında dahi izlenebilmesini sağlayan başlıca faktör de onun performansı oldu.

Sayısız uyuşturucu, sayısız yalan ve sayısız sevişme sahnesi içeren filmin duygusal açıdan izleyiciye herhangi bir şey kattığını düşünmüyorum. Her ne kadar kimsenin öldürülmediği bir kara komedi gibi de dursa drama yanı oldukça zayıftı. Filmde yer alan tüm karakterlerin etik kuralların ve genel ahlakın uzağında kaldığını düşünürsek belki de sorun buydu. Bu filmde izleyici adeta filmin ve Leonardo'nun iyi gün dostu oldu. Yükselirken onunla yükseldik güldük ve eğlendik. Ama düşerken filmde drama'nın d'si, izleyicide empatinin e'si yoktu.

Yapısal olarak fazlasıyla Scarface'i anımsatan bir sıfırdan zirveye biyografisi. Ve tabii unutmadan, Freaks'e yaptığı göndermeden dolayı Scorsese'ye teşekkür ediyorum.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                          7.7


X - The Lego Movie

Genre : Animation, Adventure, Comedy
Director : Phil Lord, Christopher Miller
Year : 2014

Çoğu sinema izleyicisi ve eleştirmen tarafından 2014'ün en iyi filmi ve son dönemdeki en iyi animasyon olarak lanse edilen The LEGO Movie birçok açıdan abartıldığı kadar iyi değildi. Diğer markalara ve kişilere atıp tutuyor diye bu filmi ''büyük bir kapitalizm eleştirisi'' olarak yorumlayan insanlar bile mevcut. Gereksiz yorumları bir kenara bırakıp LEGO'nun geri dönüşünü sağlayan 100 dakika süren bu reklam filmini yorumlamaya geçelim.

Filmin ilk bölümlerinde hiçbir sahnede kahkaha atmadım, gülmedim, gülümsemedim ve hatta yanaklarım bile hareket etmedi. Kaşlarım çatık bir şekilde tıpkı Jump Street filmlerinde olduğu gibi bu mu mizah? dedim kendi kendime. İşin kötü tarafı içinde onlarca başarısız güldürme çabası olmasına rağmen Jump Street'ler beyni hiç yormuyordu. Ancak bu film Lord ve Miller'ın önceki filmlerinde olduğu gibi onlarca kötü espri denemesi dışında epilepsi krizlerini bile tetikleyebilecek renkleri, parlaklığı ve devinimi bünyesinde barındırıyor. Bir animasyonun beni bu kadar yorduğuna ilk defa tanık oldum. Son derece olumsuz ilerleyen filmin ikinci yarısında sahne alan DC Comics'in ve Star Wars'un yıldızları deyim yerindeyse filmi ipten aldı.

Filmin ana karakteri Emmet'ın hiçbir özel gücü, yeteneği ve yaratıcılığı yoktu. Kahramanlık vasıflarını bünyesinde bulunduran asıl kişi ona bu yolda yardımcı olan Wyldstyle'dı. Bu iki gence eğitmen ve yol gösterici rolündeki Vitruvius'u ve esprili, şımarık, bencil ve zengin olan kötü karakterimiz Lord Business'ı ekleyelim. Bu 4 karakter size herhangi bir şeyi anımsattı mı? İpucu vereyim, Matthew Vaughn'un Kick-Ass'ini mesela? Bu durumda gerek ana karakterleri, gerek bundan önce bahsettiğim gibi kalitesiz mizah anlayışıyla The LEGO Movie'nin kötü bir film olmasını engelleyen DC Comics karakterlerine bir kez daha teşekkür edelim. Kayda değer 2-3 karakter ve bazı sahneler (spaceship!) dışında filmin son sahnesi ve Little Big Planet benzerlikleri filmin hoşuma giden taraflarıydı.

Hedef kitlesinin çocuklar olduğunu ve asıl amacın o çocuklara LEGO aldırmak olduğunu varsayarsak 100 dakikalık bu reklam filmi arzuladığı  başarıya ulaşmıştır. Unutulmaya yüz tutmuş LEGO firması, satışlarından da belli olduğu üzere eski günlerine geri dönmüştür. Filmin içinde sıkça tekrarlanan Everything is Awesome adlı şarkının en çok indirilenler listelerinde 1 numaraya kadar yükselmesi ve The LEGO Movie'nin yalnızca animasyon dalında değil tüm dallarda adaylıklar ve ödüller elde etmesi gerektiğini söyleyenleri düşünürsek, bu film aslında boyundan büyük işlere kalkışmış ve korkarım ki bu yolda oldukça başarılı olmuştur.

Sonuç; Phil Lord, Chris Miller ve tüketiciler sayesinde LEGO'nun cebi doldu. LEGO ve tüketiciler sayesinde Phil Lord ve Chris Miller'ın cebi doldu. İzleyiciler tüketmekten ve bu işin bir parçası olmaktan dolayı memnun. E bu durumda siz de durmayın. İsteneni yapın ve tüketin çocuklar! Unutmayın, LEGO'larla her şeyi yapabilirsiniz. Onlarla yepyeni bir dünya yaratabilirsiniz. Zeki ya da yaratıcı olmamıza bile gerek yok. Bu filmde hoşunuza giden her şeyi yapmak için yalnızca LEGO satın almanız yeterli, teşekkürler.

* Characters : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                             5.6


Bill & Ted's Excellent Adventure

Genre : Adventure, Comedy, Sci-Fi
Director : Stephen Herek
Year : 1989

Back to the Future'ın tutmasıyla birlikte bir başka zamanda yolculuk filmi olan Bill ve Ted'in iki filmi çekildi. Bu ilk filmde tarih dersi için dönem ödevlerini teslim etmesi gereken iki ergenin bir şekilde zaman makinesiyle karşılaşması ve tarihte yolculuk yapması anlatılıyor.
 

Filmin başrolünde yetişkin suratlı çocuk bedenli Keanu hariç sonradan kaybolup giden Alex Winter yer alıyor. Bu iki ergen yani Bill ve Ted birçok denemeye rağmen beni hiç güldürmeyi başaramadılar. Fazlasıyla rahatsız edici, itici ve ucuz buldum. Bu filmde oynayan karakterlerin yaptığı her hareket ergenlere bile ergence gelebilir. Bu iki rahatsız edici ergen dışında tarihin ünlü isimleri de filmde yer bulmuş. Hepsi yer yer kendi karakterlerini ve hepimiz tarafından bilinen özelliklerini ortaya koymuş. Bunların dışında bir de gelecek kısmı var ki o kısma da tıpkı zaman makinesinin ortaya nasıl çıktığı kısmı gibi hiç girmeyeceğim. Bir zamanda yolculuk filminin senaryosu ancak bu kadar kötü olabilirdi.

Dumb&Dumber'ın biraz daha çocuklara yönelik versiyonu gibi olan Bill & Ted's Excellent Adventure zamanda yolculuk filmlerinin ortak özelliği olan izleyicide mutluluk yaratmayı bile başaramıyor. Son dönem Kevin Smith filmlerinden bile daha kalitesiz olan bu film bittiğinde ekran karşısından sinirleniriniz bozulmuş ve biraz yıpranmış kalkıyorsunuz.

* Casting, Acting : 4

* Script : 2.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 2.5


                            3.6


Tillsammans (Together)

Genre : Drama, Romance, Comedy
Director : Lukas Moodysson
Year : 2000

Yönetmenin diğer filmleri Fucking Åmål ve We are the Best kadar olmasa da Together da kendinizi iyi hissetmenize yol açıyor. Bir Moodysson klasiği olarak yine ergenler kadrodaki yerini almış. Diğer filmlerinden farklı olarak ergenleri aileler, eski aileler, aile olmayan çiftler, çift olmak isteyen yalnızlar ve yalnız kalmak isteyen çiftler tamamlıyor.

Komün hayatı yaşayan sol görüşlü insanlar arasında eski karı-kocalar, gay ve lezbiyenler ve hatta cinsiyet değiştirenler bile mevcut. Birçok şeyi İsveç'in rahatlığına ve 70'lere bağlıyabiliriz. Çünkü 25-40 yaş arası 10 kişinin sürekli aynı çatı altında yaşaması pek görülmüş şey değil. Ülkemizde biz bu duruma daha çok TV programlarında tanık oluyoruz.

Together Moodysson'ın en sıradışı filmi olmasa da bana göre en absürt filmi olma özelliğini taşıyor. Karakterlerini senaryo içinde sağdan sola ve yukarıdan aşağıya sallarken size sadece ''Yok artık!'' demek düşüyor. Bu kadar kalabalığa rağmen karakter gelişimleri ve senaryodaki bağlantı o kadar yerinde ki yapılan onca absürtlük size bir zaman sonra olağan gelmeye başlıyor.

Genel sinema izleyicisine göre pek uygun olmayan Moodysson'ın 2. filmi Together; hoşgörü, affetmek, değişmek, yeni deneyimler ve aile bağları üzerine kurulu.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6


                            6.5

X - Fucking Åmål

Genre : Drama, Romance, Comedy
Director : Lukas Moodysson
Year : 1998

Lukas Moodysson'ın ilk uzun metrajlı filmi Fucking Åmål daha sonra Show Me Love diye anılmaya başlandı. Aynı zamanda filmin kapanış şarkısı da olan Show me Love bu film için daha yerinde bir isim olabilirmiş, evet. Ancak ben, farklı duran orijinal adını kullanmayı ve onu bu adla hatırlamayı tercih ediyorum. Title'daki Åmål İsveç'in batısında Norveç sınırında olan bir şehrin adı. Hikayemiz de bu şehirde geçiyor. Filmde Åmål'dan fazlasıyla nefret eden Elin dışında başroldeki Agnes de Åmål yerine daha büyük bir şehirde yaşasaydı belki de Elin'in söylediği gibi daha rahat edebilir ve daha mutlu olurdu. Yani filmin iki başrolünün de Åmål'ı sevdiğini söyleyemeyiz. Bu duruma rağmen title'daki kötü sözün büyük etkisiyle kafası fazlasıyla karışık Elin'e ve filmin genel yapısına uygun olan Show Me Love adı kullanılmaya başlandı.

Son derece akıcı filmler yapan Moodysson bu filmde de aslında hiç umrumda bile olmayacak bir hikayeyi bana satmayı başarabildi. Fucking Åmål kendi cinsinden birine aşık olan bir ergenin hikayesi. Normal şartlarda asla ilgimi çekmeyecek bu konuyu bazen yüzümde bir gülümseme ile bazen surat asarak ilerleyen dakikalarda ne olacağını merak ede ede izledim. Moodysson gerçekten Avrupa'nın en iyilerinden biri olabilir. Bizi o yaşlarımıza, o ortamlara ve hatta doğrudan hikayeye sokmayı bir kez daha başardı.(kronolojik olarak ilk kez)

O yaştaki insanların hissettiklerini bana göre doğru bir şekilde belgelediği ve fazlasıyla başarılı diyaloglar içerdiği için her ne kadar basit de olsa senaryo, benden geçer puan almayı başardı. Lukas Moodysson'ın diyaloglardaki başarısı günümüze kadar yaptığı filmlerin hepsinde sürüyor. Bunu kendi de yeterli gördüğü için olacak ki ilerki yıllarda kendi yazdıklarını çekmeye devam etti.
Moodysson'dan Fucking Åmål, ergenlerin dünyasına keyifli bir bakış açısı.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7.5


                           7.3


X - Frank

Genre : Drama, Comedy, Music
Director : Lenny Abrahamson
Year : 2014

Her zaman olduğu gibi film hakkında hiçbir şey bilmeden ekran karşısına oturdum. Ne yazık ki yönetmen Lenny Abrahamson'un daha önce hiçbir filmini izlemedim ve adını ilk kez bu film sayesinde duydum. Burada ne yazık ki dememin nedeni Frank bir harika dostum! Kolayca ele yüze bulaşabilecek bir film olsa da Abrahamson bu projeden alnının akıyla çıkmayı başarmış.

Planet of the Apes'te Serkis'in modellemeli oyunculuğundan sonra Frank'de yüzü ve mimikleri olmadan yalnızca vücut dili, sesi ve şarkılarıyla usta işi bir oyunculuk ortaya koyan Fassbender'i tebrik ediyorum. Kendisi 12 Years a Slave'de de dikkat çekici bir performans sergilemişti. Fassbender dışında başrolden daha çok dikkat çeken isim hiç şüphesiz dişi Gyllenhaal'du. Yaratılan bu iki karakter de, ve onlar için ortaya konulan oyunculuklar da filmi sürekli merak edilir kıldı.

Ünlü bir müzisyen olma hayaliyle isminin nasıl telafuz edildiği bile bilinmeyen avangart bir gruba dahil bir klavyecinin, psikolojik sorunlar yaşayan bir sanatçının ve sinemanın en havalı kadın karakterlerinden biri olan Clara'nın hikayesi. Bu absürt hikaye fazlasıyla karanlık, içten ve şaşırtıcı derecede komik. Farklı olmak isteyen ve bunu başaran bir melodram.

* Casting, Acting : 8
* Script : 8
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8.5

                                 8.2

Run Fatboy Run

Genre : Comedy, Romance
Director : David Schwimmer
Year : 2007

Sizi 5 yıl önce hamileyken nikah masasında bırakıp kaçan adam sizin için maraton koşarsa onunla barışır mısınız sorusuna 1000 kişiden 999'u tabii ki hayır der. Tamamı böyle bir konu üzerine kurulu bir filmin de aklı başında izleyiciler tarafından kabul edilme oranı tıpkı hayır diyenler gibi %99.9 çıkabilir. Simon Pegg'i sevsem de Run Fatboy Run'ı sinemanın bu kadar kolay olmamasını istediğim için sevemedim.

Geri kazanılmaya çalışılan eski kız arkadaş rolünde Thandie Newton yer alıyor. Kendisini Haggis'in Crash'inde tacize uğrayan zenci olarak da hatırlayabiliriz. Gerek o gerek şimdiki zaman aşkı olan adam (''bay kusursuz'') da bana fazlasıyla yapay geldi. Aslında filmin tüm kadrosunda hissedilebilen bu durumun nedeni belki de kimsenin böyle bir olayın gerçekleşmeyecek olmasına inanmasıdır. Yapay olan senaryoya oyuncular da yapaylıklarıyla katkı sağlamaya çalışmış. Ev sahibinin nedensiz yere değişen karakter özelliklerinin nasıl gerçekleştiğini anlayamadım. Pegg ne zaman kapıda kalsa bambaşka bir adamdan yardım istiyor gibiydi. Bir de ev sahibinin kızının Pegg koşuya katılırsa biriken kiraları almayacağım demesi. Peki neden? Ev sahibinin kızı karakterine gerek var mıydı? Hikayedeki rolü ne? Sanırım filmde gerçekleşenleri düşündükçe filmden daha fazla nefret edeceğim.

Kaçak gelin klişesine kaçak damat yaklaşımında bulunan, yalnızca Simon Pegg'i ve bazı absürtlükleriyle ayakta kalabilip diğer tüm özellikleriyle dökülen ve son derece tahmin edilebilir olan vasatın çokça altında bir komedi.

* Casting, Acting : 5.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4
 

                             4.4

Sleepwalk With Me

Genre : Comedy
Director : Mike Birbiglia, Seth Barrish
Year : 2012

Birbiglia, hepimizin hayatında en azından bir kez karşılaştığı ruh hali ve kararsızlığı otobiyografisi niteliğindeki filmi aracılığıyla indie komedilerin ana malzemesi olan ''sıklıkla görülmeyen bir durumu ele alma'' eylemi ile süsleyerek bizlere sunuyor. Bu filmdeki konumuz: Uyurgezerlik.

Evlilikten kaçan komedyenin evlilik korkusu sayesinde iyi bir komedyene dönüşme hikayesini anlatan film modern zaman ilişkilerine ışık tutuyor. İki filmden de daha kötü olduğunu unutmamak şartıyla Sleepwalk with me'yi Realist yaklaşımı nedeniyle 500 Days of Summer'a, kadın-erkek ilişkileri nedeniyle de Annie Hall'a benzetebiliriz.


Bu filmi sevdiyseniz yine bir komedyen olan Goldthwait'in Sleeping Dogs Lie'ını da izleyebilirsiniz. Bu iki filmde de sinemaya el atan komedyenlerin gözünden kadın-erkek ilişkileri anlatılıyor. Bu kıyaslamada bile Sleepwalk with Me 3-5 adım geride kalıyorsa bu filmi diğer eleştirmenler gibi önermem için dürüstlükten uzaklaşmam gerekir. 

Biraz over-rated olan elinize geçerse izleyebileceğiniz, sıradan bir komedi.

* Casting, Acting : 6
* Script : 6
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                            6.1

Footloose

Genre : Comedy, Music, Drama
Director : Craig Brewer
Year : 2011

Kevin Bacon'ın başrolünde olduğu 84'teki orijinal Footloose'a sadık kalan günümüzün Footloose'u yalnızca biraz daha güneyleştirilmiş. Yapmak istenilen yalnızca güneyleştirmek değil güncellemek de olsa günümüzde dans etmenin ve müzik dinlemenin yasak olduğu yerler olduğuna inanmıyorum. Godfather'ı çeken kişi Godfather 4 yerine Godfather 1.1'i yapıyorsa script'te de bir hayli değişime gitmek zorundadır çünkü 30-40 yıl öncesiyle 2011 ya da 2014 bir değil, bir olamaz. 


Gerek diyalog'lar gerek filmin temel yapısı bana 80'leri hatırlattı. Zamana uyum sorunu yaşayan film ayrıca tren sahnesi, öpüşme sahneleri ve karakter gelişimi gibi sorunları bünyesinde barındırıyor. Çocuğun ablasını bile hatırlamakta güçlük çekebilirsiniz. Hatta belki de bahsettiğim kişi çocuğun yengesidir. Evinde kaldığı kişiyi toplam 2 kere görüyorsunuz. Hiçbir karakterin neyi sevip neyi sevmediğini öğrenmeden 1.5 saati tamamlıyorsunuz. Öğrenebildiğiniz en net şey 3 yıl önce gerçekleşmiş ve 5 kişinin ölümüyle sonuçlanmış kaza sonrası gelen yasaklar ve bu yasakları aşmaya çalışan gençler.

Kötü line'ları ve anlam veremediğim aksan problemleri ile Footloose'un remake'i fazlasıyla silik bir film. Siz yine orijinalinden şaşmayın.


* Casting, Acting : 5
* Script : 4
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 5


                             4.9


Tango & Cash

Genre : Action, Comedy, Crime
Director : Andrey Konchalovskiy, Albert Magnoli
Year : 1989
 

Tango ve Cash'e sırtımı dönemiyorum çünkü bu film çocukluğumuzun klasiği. Bu haliyle de kabul edilebilir olsa da Shawshank Redemption'dan A-Team'e dönüştürülmeseydi damakta daha iyi bir tat bırakabilirdi.

Los Angeles'ın en iyi iki polisinin bir kumpas yüzünden hapishaneye düşmesi ve unutulmaz elektrik telinden kemerle kayma sahnesine kadar filmden memnundum.
Stallone'nin otoriter olan Tango'suna alıştığımız esprili tavırlarıyla Kurt Russell, Cash karakteriyle eşlik ediyor. Dönemin güzel oyuncularından şimdilerin Desperate Housewife'ı Teri Hatcher'ın canlandırdığı karakterin bireysel olarak incelendiğinde iyi ancak kümülatif açıdan pek de gerekli olmadığını bir gerçek. Filmde Kurt Russell'ın bahseder gibi olduğu kılişeleşmiş iyi polis-kötü polisi kötü polis-daha kötü polis olarak pek görmesek de tamamen kar amaçlı çekilmiş kötü bir filmin daha kötü bir filme dönüşmediği için teşekkür ediyorum.
  
Stallone'yi yalnızca Rocky'de beğeniyoum. Ray Tango'nun dediği gibi ''Rambo is a pussy.'' ve ne yazık ki bu film, yalnızca 80'lerde çocuk olanlar için bir klasik.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5


                             5.8



The Campaign

Genre : Comedy
Director : Jay Roach
Year : 2012

Senatör Cam Brady karakteriyle izlediğimiz Will Ferrell için hep olumlu şeyler yazmışımdır. İyi-kötü film ayırt etmeden onun yer aldığı her şeyi izlemekten zevk alıyorum. Bu filmde de iğrenç birini oynayan Will Ferrell'a iğrenç biri olmak çok yakışıyor. O iğrençleştikçe ve sıradışı davrandıkça filmler daha komik hale geliyor.

Tıpkı beklediğim gibi The Campaign de son derece seviyesiz başlamıştı ki (bu bir komedi için pek de kötü bir özellik değil) script ciddileştikçe filmin gereksiz drama yönü ve sosyal mesajlar devreye girdi. Filmdeki North Carolina halkı durumdan memnun olsa da izleyicinin istediği hikaye akışı bu değil. Bu şekilde olmamalıydı. Elinde pek işe yaramayacak bir script ve iki komik oyuncu varken eğlencenin dibine vurmak daha iyi bir tercih olabilirdi.

Meet the Parents'ların yaratıcısı Jay Roach'tan sıradan bir politik komedi.
 

* Casting, Acting : 6
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4.5


                            5.1


Moonrise Kingdom

Genre : Comedy, Romance, Drama
Director : Wes Anderson
Year : 2012

Paul Thomas Anderson'un filmi olduğunu düşündüğüm ama ilk sekanstan sonra bir Wes Anderson filmi olduğunu fark ettiğim Moonrise Kingdom iki çocuğun aşkını konu ediyor.

Yapısal olarak kavuşamamak aşkın en iyi şekilde işlenmesine olanak verir ancak Wes Anderson'ın kendine has üslubuyla bize sunduğu bu aşk hikayesi kavuşamama kısmını kısa kesip aşkın saflığını ön plana çıkarıyor. Engel gibi görünen kişi ve olayların aslında bir çatışmaya neden olmaması asıl olması gereken çatışmalar yerine garip olayların yaşandığı (Wes Anderson tarzı) absürt bir filmin ortaya çıkmasını sağlamış. Dallanıp budaklanmak yerine çok kısıtlı bir alan içinde dönüp duran hikaye izleyici olarak beni biraz boğdu. Moonrise Kingdom'ın fanları ile beni ayıran en önemli nokta da bu, senaryo. Bazı eleştirmenler ve izleyicilerin çok iyi bir senaryoya sahip çok iyi bir film olarak gördükleri Moonrise Kingdom bence hiçbir şekilde çok iyi bir film olamaz. Bunun olabilmesi için öncelikle çok daha iyi bir senaryoya sahip olması gerekiyordu.

Paul Thomas Anderson'un imzası haline gelen sinematogri ve set tasarımına film müzikleri de eklenince Moonrise Kingdom en azından katlanılabilir bir film haline geliyor.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                                6.5



30 Minutes or Less

Genre : Comedy, Action, Crime
Director : Ruben Fleischer
Year : 2011

Tıpkı aynı yıl Türkiye'de çekilen Şafak Sezer'in bombayla gezdiği film Kolpaçino Bomba'da olduğu gibi Jesse Eisenberg de bomba yüklü bir yelekle karşımıza çıkıyor. Bu kadar benzer iki filmin aynı dönemde vizyona girmesi şüphe uyandırıcı. İkisinin de bekleneni verememesi ise olumsuz bir başka ortak yönleri.

Birçok noksanı olan senaryoya göz yumup tanıdık simalara ya da filmin aksiyon yanına odaklanmak istedim ancak bu tanıdık simaların ortaya koyduğu oyunculuklar da beni tatmin etmemekle kalmayıp rahatsız etti. Aksiyon tarafı ise 2-3 dakikalık car chase sahnelerinden ibaret. Elle tutulur hiçbir tarafı olmadığı halde kolay bir film olması ve 75 dakika sürmesi kendisi için bir avantaj.

Senarist Michael Diliberti'nin debut'su 30 Minutes or Less'i tanıdık cast'ı da kurtamamış.

* Casting, Acting : 4.5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5


                                  5.1


Bridesmaids

Genre : Comedy, Romance
Director : Paul Feig
Year : 2011

Süreklilik sağlayan hafif bir gülümseme, birkaç kez kahkaha atmak ve fazla sıkılmamak istiyorsanız Bridesmaids'i denemelisiniz.

Evlilik öncesi işlerin sarpa sarması komedisi olan Bridesmaids için The Hangover'ın dişi versiyonu da diyebiliriz. Başroldeki Kristen Wiig ayrıca filmin senaryosunu da yazmış. Oscar adaylığı kazandığı bu senaryoda yapı itibariyle pek başarılı olduğu söylenemez hatta içerik için kılişe bile denebilir. Ancak kullandığı bu feminen mizah aşırıya kaçılmamasını sağlamış. Tekrara düşmeyen ve sıkmayan hikayeye IT Crowd'dan tanıdığımız polis karakteri ve şişman nedime de eklenince film benzerlerinden bir adım öne çıkmayı başarıyor.

Eğer aradığınız bir chick flick ise bu film size göre. Eğer aradığınız bir absürt komedi ise bu film yine size göre. Bridesmaids, yalnızca slapstick ya da +18 olan comedy genre'sı için alternatif bir çözüm.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 6.5


                                6.8


Carnage

Genre : Comedy, Drama
Director : Roman Polanski
Year : 2011

Carnage; tek mekanda geçen, çocukları kavga eden iki ailenin 75 dakika boyunca iletişimde bulundukları bir tiyatro oyunu. Durum böyle olunca Carnage için oyuncuların filmi de diyebiliriz. Ev sahiplerinden Penelope rolündeki Jodie Foster sahnelere uygun bir biçimde fazla overacting yapıyor. Biz sinemada böylelerini sevmeyiz. Komedi filmlerinden tanıdığımız John C. Reilly ise en zayıf performansı sergileyen kişi. Bana fazla eğreti ve yapmacık geldi. Dayağı atan çocuğun annesi rolündeki Kate Winslet'ın performansını beğendim. Büyük filmlerin küçük oyuncusu bu filmdeki ani çıkışlarıyla dikkat çekiyor. Umursamaz ve yapmacık Nancy karakterinin aslolan mutsuzluğuna dönüşümünü çok iyi yansıtmış. Kocası Christoph Waltz ise filmin açık ara en iyisiydi. Aralarında zaten en yetenekli olan Waltz sanki oynamıyor, kendi karakterini bize izletiyor gibiydi. Bu düşünceyi kafamıza sokması bile önemli bir başarı. Ayrıca Waltz'in yer aldığı filmlerde yarattığı kara mizah havasını da seviyorum.

Filmin title'ına ve yönetmenin Polanski olmasına kanıp gittikçe çığrından çıkan bir gerilim bekliyorsanız bu filmi tercih etmeyin. Tiyatro seviyorsanız ve günümüz ailelerin ne durumda olduğunu bir de beyaz perdede göreyim diyorsanız bu filmi izleyebilirsiniz. Buscemi'nin Interview'undan bir adım önde.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6.5


                                  6.6


The Mask

Genre : Comedy, Crime, Fantasy
Director : Chuck Russell
Year : 1994

Elm Street'in Part 3'sinden tanıdığımız yönetmen Chuck Russell filmin dikkat çekici parçası. 90'ların başında çekilmesine rağmen CGI'lar nadiren sırıtıyor. Ayrıca film, Who Framed Roger Rabbit'e birçok yönden benziyor.

Esprilerin yüzde 95'lik gibi bir kısmına gülmesem de Jim Carrey'i çok  itici bulmadım. İlk dönem filmlerindeki her türlü şaklabanlığı yapma rutinini bu filmde de bozmuyor. The Mask ayrıca 90'ların ünlü kadın yıldızlarından biri olan Cameron Diaz'ın sosyeteye tanıtıldığı filmdir. Filmde ne Carrey ne de Diaz ilgimi çekmeyi başarabildi. Milo adlı jack russell terrier filmin asıl starı olarak lanse edilebilir. Milo'un her mimiği deyim yerindeyse beni eritti. Onun olmadığı sahneler ise sıkıcıydı. 20 yıldır 100'lerce kez ekranlara gelen bardaki dans sahnesi ve Jim Carrey'in maskeyi taktıktan sonraki ani değişen tavırları akıllarda kalabilir.

Eskiden daha çok beğenirdim kendisini. Olgunlaşınca The Mask'in biraz çocuk kaldığını fark ettim.

* Casting, Acting : 6
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 5

                            5.9

Recep İvedik 4

Genre : Comedy
Director : Togan Gökbakar
Year : 2014

Acil paraya ihtiyacı olan Recep İvedik serinin 4. filminde Survivor benzeri bir yarışma programına katılıyor. Adaya ayak basılmasıyla beraber güldürmeye başlayan film, ilk 3 filme göre biraz daha uzun tutulmuş. 2 saat süren film boyunca çevrenizde oturanların güldüğü şeylere şaşırabilirsiniz, normal. Ben bir hayli şaşırdım. Bu film sayesinde toplumda mizah anlayışının çok ilginç boyutlarda olduğunu fark etmiş oldum. Şahan, toplam 445 güldürme denemesinden 6-7 tanesininde beni de yakalamayı başardı.

Maldivler'in güzelliğinden midir bilinmez ama çekimler önceki filmlerine göre daha profesyonel geldi. Yılların geçmesiyle edilinen tecrübe, doğa harikası bir ortam ve bol ışık bunda önemli rol oynamakta. Recep İvedik ise yine bildiğiniz gibi. Herhangi bir karakter gelişimi değişimine gidilmemiş.

Komik olsun olmasın bazı line'ları 24'er kere söylemesi beni rahatsız etti. Kötü finaliyle birlikte Recep İvedik yer yer kahkaha atmanızı sağlayan üzerinde pek durulmamış ve tıpkı eskisi gibi toilet humour'ı bol bol kullanan bir film. Yeni ve güzel tarafı ise slapstick sahneler. Amacınız yalnızca gülmek ise izleyebilirsiniz. 445 şansı var. Denetmeye değer.

* Casting, Acting : 4
* Script : 1.5
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5

                                3.9


Drillbit Taylor

Genre : Comedy
Director : Steven Brill
Year : 2008


''Okulun yaramaz çocuğu geek'lere kafayı takar ve hayatı onlara zindan eder. Çözüm arayan 3 çaylak bodyguard tutmaya karar verir.''  
Ne kadar yaratıcı öyle değil mi? Üstüne üstlük başrolde de Owen Wilson var. 

Bu filmdeki karakterlerin Superbad kadrosuyla olan fiziksel benzerliklerinin yanısıra davranışlarının da örtüşmesi dikkat çekiciydi.

Çevrenizdekileri kırmamak için ya da bir hayli boş vaktiniz varsa ve dolduracak hiçbir şey bulamıyorum diyorsanız izleyin. Zaten sindirimi oldukça kolay.

* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye :3.5


                               3.8