Genre : Horror
Director : Tom Six
Year : 2009
Pek çok tartışmaya neden olan Tom Six'in ilk kırkayağı iyi bir korku filminde olması gereken birçok özelliği bünyesinde barındırıyor. Film hakkında duyduğunuz şeyler doğru, The Human Centipede herkese yönelik bir film değil. İkinci film kadar olmasa da bu ilk film de bazı aşırı sahneler içermekte ve özellikle midesi hassas olanların bu sahneleri çok dikkatli bir şekilde ''izlemeye çalışması'' gerekiyor. Tom Six'in bu ilgi çekici filmi birçok yerden kesik yese de kendisi için yapılan eleştirileri hak etmeyen sinemanın olmazsa olmaz filmlerinden bir tanesi. Son derece haklı bir şekilde korku filmi olarak lanse edilen film kendisine tahammül edebilenler tarafından bir kara komedi olarak da nitelenebilir.
Deli bilim adamı denince akla hemen Re-Animator'lar geliyor. The Human Centipede'ın ruh sağlığı yerinde olmayan doktoru Dr. Heiter de 2000'li yılların en iyi kötü adamlarından bir tanesi. Fiziksel özelliklerini de göz önünde bulundurursak Dieter Laser bu rol için biçilmiş kaftan. Akıl almaz senaryosunda yer alan bu aşırı uç fikirlere sahip karakter filmin en dikkat çekici yanını temsil ediyor. The Human Centipede'i alt türdaşları olan diğer gore ve torture filmlerinden ayıran en önemli özellik ise yönetimsel başarısı. Bu tür filmlerin bütçeleri düşük olduğundan genelde amatör ve bağımsız yapımlarla karşılaşıyoruz. Human Centipede ise diğerlerine göre daha havalı duruyor. Titrek eller ve handycam'ler yerine son derece oturaklı çekimler ve ilk sahneden son sahneye kadar anlamsızca rahatsız etmek yerine başarılı bir olay örgüsüyle tansiyonu gittikçe yükseltmek tercih edilmiş.
Sinefil sohbetlerinin önemli parçalarından biri olmaya aday The Human Centipede'i sevin sevdirin. Çünkü kendisi fazlasıyla under-rated.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 8
7.3
2000s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2000s etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saw V
Genre : Horror, Mystery
Director : David Hackl
Year : 2008
Vizyondayken yarıda bırakıp çıkmak zorunda kaldığım filmi yorumlamak ancak 7 yıl sonra gerçekleşebildi. Neredeyse tüm crew'u izleme fırsatı bulduğumuz Saw 5'ın çıkarımı ''bireyselcilik yerine toplulukçuluk tercih edilmelidir'' olmalı.
Jigsaw ölmüş olsa da bir türlü Saw filmlerinden kopartılmıyor. Seriye yeni bir soluk getirmek için bayrağı devralan Hoffman'ın Jigsaw gibi ''iyi'' bir kötü adam olması mümkün değil. Jigsaw'un bir katil olmadığı cümlesini tüm Saw filmlerinde sayısız kere duyuyoruz ancak Hoffman tıpkı Amanda gibi yakaladığı insanların tercih yapmasına fırsat vermeyip tüm tercihleri onlar adına kendisi yapıyor. Serinin son filmlerinde gerçekleşen bu durum yüzünden Saw daha çok ''kim daha güzel öldü?'' ya da ''kimin oyunu en vahşi olanıydı?'' türü bir seriye dönüştü. İlk 5 film içinde en kötü senaryoya sahip olan Saw 5'da Strahm-Hoffman hikayesi filmi ayakta tutan en önemli etkendi. Diğer 5 kişinin diyalogları da, aralarındaki bağlantı da seyirci için bir türlü önem teşkil edemedi. Başrollerin dışındaki grubun ölüp ölmeyecekleri merak eden izleyici sayısı tüm dünyada bir elin parmaklarını geçmez.
Kötü bir se7en ile kötü bir Cube'un miksajıyla oluşmuş orta şekerli bir korku filmi.
* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5
5.3
Director : David Hackl
Year : 2008
Vizyondayken yarıda bırakıp çıkmak zorunda kaldığım filmi yorumlamak ancak 7 yıl sonra gerçekleşebildi. Neredeyse tüm crew'u izleme fırsatı bulduğumuz Saw 5'ın çıkarımı ''bireyselcilik yerine toplulukçuluk tercih edilmelidir'' olmalı.
Jigsaw ölmüş olsa da bir türlü Saw filmlerinden kopartılmıyor. Seriye yeni bir soluk getirmek için bayrağı devralan Hoffman'ın Jigsaw gibi ''iyi'' bir kötü adam olması mümkün değil. Jigsaw'un bir katil olmadığı cümlesini tüm Saw filmlerinde sayısız kere duyuyoruz ancak Hoffman tıpkı Amanda gibi yakaladığı insanların tercih yapmasına fırsat vermeyip tüm tercihleri onlar adına kendisi yapıyor. Serinin son filmlerinde gerçekleşen bu durum yüzünden Saw daha çok ''kim daha güzel öldü?'' ya da ''kimin oyunu en vahşi olanıydı?'' türü bir seriye dönüştü. İlk 5 film içinde en kötü senaryoya sahip olan Saw 5'da Strahm-Hoffman hikayesi filmi ayakta tutan en önemli etkendi. Diğer 5 kişinin diyalogları da, aralarındaki bağlantı da seyirci için bir türlü önem teşkil edemedi. Başrollerin dışındaki grubun ölüp ölmeyecekleri merak eden izleyici sayısı tüm dünyada bir elin parmaklarını geçmez.
Kötü bir se7en ile kötü bir Cube'un miksajıyla oluşmuş orta şekerli bir korku filmi.
* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5
5.3
The Loved Ones
Genre : Thriller, Horror
Director : Sean Byrne
Year : 2009
2000’li yılların The People Under the Stairs’ı ile karşı karşıyayız. Kendisine benzer sayısız torture filmine göre pek artısı olmasa da Avustralya Sineması’nın o alışılageldik sinematografisi bu filmde de izleyiciye güzel sahneler bahşediyor. Yönetmen Sean Byrne’dan dikkat çekici bir debut.
Bir ergen filmi olarak başlayan The Loved Ones okul balosunun eve taşınmasıyla çehresini değiştirip bir korku filmine dönüşüyor. İçinde hiçbir bağlantı barındırmayan havada kalmış filmleri sık sık eleştiren biri olarak The Loved Ones’taki her şeyin bağlantılı olması durumunu şikayet edemeyeceğim. Bu aşırı ‘’bağlantılılık’’ biraz gerçek dışılığa yol açsa da tüm sevilen parçaları bir arada kullanan Sean Byrne’ın senaristliği de benden geçer not almayı başardı. Her şeye rağmen The Loved Ones, gore ve torture sub-genre’larından hoşlananlar için vurucu bir film olsa da bu genre’ları yalayıp yutan fanatikler için son derece soft bir film olarak görülebilir.
Özetle Kasey Chambers dinlemekten kafayı yemiş bir gencin süslenmiş püslenmiş hikayesi.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6
6.5
Year : 2009
2000’li yılların The People Under the Stairs’ı ile karşı karşıyayız. Kendisine benzer sayısız torture filmine göre pek artısı olmasa da Avustralya Sineması’nın o alışılageldik sinematografisi bu filmde de izleyiciye güzel sahneler bahşediyor. Yönetmen Sean Byrne’dan dikkat çekici bir debut.
Bir ergen filmi olarak başlayan The Loved Ones okul balosunun eve taşınmasıyla çehresini değiştirip bir korku filmine dönüşüyor. İçinde hiçbir bağlantı barındırmayan havada kalmış filmleri sık sık eleştiren biri olarak The Loved Ones’taki her şeyin bağlantılı olması durumunu şikayet edemeyeceğim. Bu aşırı ‘’bağlantılılık’’ biraz gerçek dışılığa yol açsa da tüm sevilen parçaları bir arada kullanan Sean Byrne’ın senaristliği de benden geçer not almayı başardı. Her şeye rağmen The Loved Ones, gore ve torture sub-genre’larından hoşlananlar için vurucu bir film olsa da bu genre’ları yalayıp yutan fanatikler için son derece soft bir film olarak görülebilir.
Özetle Kasey Chambers dinlemekten kafayı yemiş bir gencin süslenmiş püslenmiş hikayesi.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6
6.5
This is England
Genre : Crime, Drama
Director : Shane Meadows
Year : 2006
Dead Man's Shoes’un yönetmeni Shane Meadows’tan bitmek
tükenmek bilmeyen savaşları eleştiren, aidiyet ve milliyetçilik üzerine kurulu
bir film.
80’lerin İngiltere’sinde geçen This is England, işçi
sınıfının ve bir avuç skinhead’in hayatlarını konu ediyor. Başroldeki Shaun’un gelişen
olaylar karşısında değişen hayat görüşü ve Shaun’u eğitmek için yanına alan
Combo’nun yaşadığı buhran bu düşük tempolu filmin alt başlıklarıydı. Düşük
tempolu dediğime bakmayın gerek sinematografi, gerek diyaloglar bardağın kenarındaki
tuz ve limon görevini görüyordu. Tabii bir de film içinde sıkça karşılaştığımız
absürtlükler vardı ki bunlar da filmin baştan sona merak uyandırmasını sağlamaktaydı.
Birçok film eleştirmeni tarafından bir şaheser olarak
görülen This is England’ın anlatmak istediklerini birçok farklı bakış açısından
izleyiciye sunması bir benzeri American History X kadar olmasa da onu dikkat
çekici filmler listesine dahil ediyor.
Akla yatkın olmayan birkaç detayı görmezden gelirsek
sinema dili, oyuncu performansları ve müzikleriyle This is England izlemekten
pişmanlık duymayacağınız bir film.
* Casting, Acting : 7
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 7
7.2
Ghosts of Mars
Genre : Action, Horror, Sci-Fi
Director : John Carpenter
Year : 2001
Ghosts of Mars Carpenter'a hayran olan kitle için pek de kötü bir film sayılmaz. Bu filmde bi' Assault on Precinct 13, bi' Big Trouble in Little China havası sezinledim. Film, diğer Carpenter filmleri kadar başarılı olmasa da Carpenter ruhunu taşıdığı için Ghosts of Mars'ı izlemekten mutluluk duydum.
Anlamsızlıklar, amatörlükler, gore sahneler hepsi filmin içinde mevcuttu. Ghosts of Mars için pahalı bir b-movie diyebiliriz. Carpenter'ın ve göreceli ünlü cast'ının ücreti dışında filmin en büyük gideri yüzlerce metalciye yapılan metalci makyajıydı.
2167 yılında Mars'ta geçen hikayemizde herhangi bir astronot yer almıyor. Buradaki insanlar bir fırt oksijen çekip askılıyla ve şortla Mars'ta volta atıyorlar. Film çakırkeyflikten çıkıp sarhoş olmaya başladığında ise işler iyice çığrından çıkıyor. Birkaç absürtlükten sonra olabilecek en yüksek kafaya ulaşıldığını fark edeceksiniz. Ruhlar ve metalcilere karşı rapçi Ice Cube ve mars polisinin çatışması. Bu kadar saçma bir muharebe sahnesini en son RoboCop 3'te görmüştüm. Orada da Japon robotlarla bir olan punk'lar halkla savaşıyordu.
Bir şekilde Mars'a yolunuz düşerse siz siz olun saçınızı uzatıp yüzünüze pudra sürmeyi unutmayın.
* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5
4.9
Director : John Carpenter
Year : 2001
Ghosts of Mars Carpenter'a hayran olan kitle için pek de kötü bir film sayılmaz. Bu filmde bi' Assault on Precinct 13, bi' Big Trouble in Little China havası sezinledim. Film, diğer Carpenter filmleri kadar başarılı olmasa da Carpenter ruhunu taşıdığı için Ghosts of Mars'ı izlemekten mutluluk duydum.
Anlamsızlıklar, amatörlükler, gore sahneler hepsi filmin içinde mevcuttu. Ghosts of Mars için pahalı bir b-movie diyebiliriz. Carpenter'ın ve göreceli ünlü cast'ının ücreti dışında filmin en büyük gideri yüzlerce metalciye yapılan metalci makyajıydı.
2167 yılında Mars'ta geçen hikayemizde herhangi bir astronot yer almıyor. Buradaki insanlar bir fırt oksijen çekip askılıyla ve şortla Mars'ta volta atıyorlar. Film çakırkeyflikten çıkıp sarhoş olmaya başladığında ise işler iyice çığrından çıkıyor. Birkaç absürtlükten sonra olabilecek en yüksek kafaya ulaşıldığını fark edeceksiniz. Ruhlar ve metalcilere karşı rapçi Ice Cube ve mars polisinin çatışması. Bu kadar saçma bir muharebe sahnesini en son RoboCop 3'te görmüştüm. Orada da Japon robotlarla bir olan punk'lar halkla savaşıyordu.
Bir şekilde Mars'a yolunuz düşerse siz siz olun saçınızı uzatıp yüzünüze pudra sürmeyi unutmayın.
* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5
4.9
Ett Hål I Mitt Hjärta (A Hole in My Heart)
Genre : DramaDirector : Lukas Moodysson
Year : 2004
Oysaki filmin ilk 30 saniyesi ne kadar normal başlamıştı öyle değil mi sevgili okurum? Bundan önceki 3 filmi arasında en herkese hitap eden filminin 14 yaşındaki lezbiyen çocuğun hayatını konu ettiğini düşünürsek zaten bazı şeylerin bilincinde olarak ekran karşısına oturduğumuzu varsayıyorum. Her 2 yılda bir dozajı biraz daha artıran ve artık kemikleşen bir kitleye sahip olan Moodysson, buna rağmen bu filmle beraber çoğu eleştirmen tarafından yerin dibine sokuldu. Film neredeyse hiçbir ülkede festivaller dışında vizyona giremedi. Tüm sinema sitelerinde yoğun bir şekilde hate aldı, filmi izleyenler tarafından kullanılan puanlar hep 0 ve 1 oldu. A Hole in My Heart'ın Meta skoru 32, IMDB'deki ortalaması ise 45. IMDB kitlesi bu tür filmlerden ne anlar diyebilirsiniz, evet ben de öyle demiştim. Ama bu film, sanata çok daha duyarlı olan Rotten'deki yazarlara göre bile çürük bir %40 alabildi. Hatta benimle ortak zevklere sahip sinefillerden yola çıkan Criticker bile benim muhtemelen bu filme 35 vereceğimi düşünüyor. Peki bu mide bulandıran film bu kadar eleştiriyi hak ediyor mu? Bu biraz sizin algınıza, biraz evrensel algılara bağlı. Bu konuya yazının sonunda tekrar döneceğiz.
Moodysson 4. filmi A Hole in My Heart'ta hayatta pek de mutlu olamamış 4 sorunlu kişiyi aynı çatı altında topluyor. 30 m2'lik bir evde insanlarla ilişki kurmakta güçlük çeken bir genç, gencin babası, babasının arkadaşı ve bir fahişe 90 dakikalık bir performans sergiliyorlar. Kadının yemek almak için dışarı çıkması dışında filmin tamamı bu kadroyla, bu mekanda geçiyor.
Film boyunca geçmişlerini ve geleceklerini sorgularken anlatımın ve cut'ların garipliği nedeniyle işin içinden kolayca ''deneysel'' denip çıkılabilir ancak durum pek de böyle değil. Birçok deneysel film izledim ve deneysel filmleri (buna La Vie Nouvelle de dahil) çok sevdiğim söylenemez. Bu filme deneysel demek yerine herhangi bir yerde hiç bahsedilmemesine rağmen filmin anlatımında edebiyatta daha çok karşılaştığımız bir teknik kullanılmış, bilinç akışı. A Hole in My Heart'ta izlediğimiz ya da izleyeceğiniz birçok şey bilinç akışı yöntemiyle bizlere sunulmuş. Olmasını düşündüğün ve belki olmasını istediğin ancak gerçekte olmayan olayları hızlı bir kurguyla gerçekle birleştirip bize sunan Moodysson, böylelikle film dilini kolay olmayan ve zihinsel bir boyuta taşımış. Benim film boyunca merak ettiğim ve kendisine sormak istediğim tek soru, bu filmde hiç öylesine çektiği bir sahne ya da yazdığı bir line var mıydı yok muydu?
A Hole in My Heart'ı kesinlikle tok karnına izlememenizi önererek başta bahsettiğim algı kalıplarına ve iğrençlik konusuna geri dönmek istiyorum. Bu filmi iğrenç olarak nitelerken ve hatta belki filmi bile bitirmeden en düşük puanı verirken mutlu olmanın ve gülmenin iyi, üzülmenin ve ağlamanın kötü olarak algılandığı bir dünyada yaşadığınızın farkında mısınız? Bu duruma rağmen neden drama'lar sevilerek izleniyor? Üzülmek de iğrenmek gibi olumsuz algı yaratan bir kelime, bir his değil mi? Bu açıklamadan yola çıkarsak filmle ilgili ilk ayrılış kimilerine göre mide bulandırıcı, azınlıkta olan kesime göre ise hiçbir şekilde mide bulandırıcı değil. Mide bulandırıcı olduğunu düşünenler (ki ben de bu 2. aşamadaki ayrımda yer alıyorum) mide bulandırıcı olan bir filmin kötü bir film olduğu kanısına varmayabilir. Başarılı görmediğimiz bir film ile mide bulandırıcı bir film arasında değer olarak herhangi bir benzerlik bana göre yok. Yani bir film hem mide bulandırıcı hem de başarılı olabilir. Spasojevic'in Srpski Film'i buna iyi bir örnek. Aynı zamanda bir film hem mide bulandırıcı hem de başarısız olabilir. Buna da bana göre dayanılması çok daha güç filmler olmasına rağmen dayanılması en güç filmler listelerinde hep üst sıralarda yer alan August Underground Mordum'u örnek verebiliriz. Özetle midenizin A Hole in My Heart'ı kabul etmesi pek kolay olmayacak ama yalnızca mideniz yeteri kadar dayanıklı değil diye bu adamın bu filmle anlatmak istediklerini görmezden gelip ya da görmeyip filmi dikkat çekmek için yapılmış bir zırva, bir sapıklık olarak görme hatasına düşmeyin. Bu kadar savunmama rağmen filmi beğendim mi? Hayır, son derece vasat bir film ve hatta belki de Moodysson'ın en kötü filmi. Ancak böyle olması bu filmin 0/5, 1/10 ya da 35/100 olması gerekliliği sonucunu çıkarmaz.
Yasaklamalar yüzünden gişelerden yeterli kazancı sağlayamaması konusunda prodüktörlerin pek dertli olduğunu düşünmüyorum. Zaten filmin tüm maliyeti yenilen pizza ve sosisli olmalı. Ayrıca İskandinavya'daki tüm iyi filmlerde imzası olduğunu fark etmeye başladığım Memfis Film, Moodysson'ın tüm filmlerinde olduğu gibi bu filmin açılışında da karşımıza çıkıyor.
Yaşadıkları da iğrenç, hissettikleri de demek yerine yaşadıklarından dolayı hissettikleri iğrenç olan karakterleriyle, porno filmleri ve erkeklerin kadın bedeni üzerindeki zihinsel doyumlarını eleştiren bir film.
* Casting, Acting : 6
* Script : 6.5
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 6.5
6.3
Lilja 4-ever
Genre : Drama
Director : Lukas Moodysson
Year : 2002
Lilja Forever yalnızca Moodysson'ın değil sinema tarihinin de en can sıkıcı filmlerinden bir tanesi. Cast'ta tamamen amatörlerden oluşan bir avuç gence şans verilmiş. Bunlardan başrol olanı Lilja rolündeki Oksana Akinsjina film çevrildiğinde henüz 15 yaşında olmasına rağmen yaşından çok daha büyük bir performans sergilemiş. Eski Sovyetler Birliği'nde geçen film, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini yalnızca gözümüzün önüne sermeyip, gözümüze sokup, gözümüzü yuvalarından çıkarma yolunu tercih ediyor.
İyi şeyler hemen olur derdi ya Oğuz Atay, filmi izlerken hep bu söz geldi aklıma. Annesinin onu terk etmesiyle başlayan hikaye sürekli bir hayalin peşinden koşan ve asla umudunu yitirmeyen bir kızın hayatını anlatıyor. Film, birden fazla yaralıyıcı sahneye sahip olsa da beni en çok etkileyeni bere almak için mağazada bulunduğu sahneydi. Lilja'nın çevresindeki kadınlara bakışını özellikle vurgulayan Moodysson bana göre filmin en ağır balyozunu burada indirdi.
Herhangi bir film geçmişi olmayan Oksana Akinsjina 2001 yılında cast ajansları tarafından keşfedilmeseydi gerçekte de filmde canlandırdığı karakter gibi bir hayatı olabilirdi. Evet, bunun bilincinde olmak bile rahatsız edici.
Lukas Moodysson bu sefer hiçbir şekilde gülümsetmemeyi tercih etmiş. Lilja 4-ever'la birçok kez yüreğinize tecavüz ediyor.
* Casting, Acting : 8.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.8
Director : Lukas Moodysson
Year : 2002
Lilja Forever yalnızca Moodysson'ın değil sinema tarihinin de en can sıkıcı filmlerinden bir tanesi. Cast'ta tamamen amatörlerden oluşan bir avuç gence şans verilmiş. Bunlardan başrol olanı Lilja rolündeki Oksana Akinsjina film çevrildiğinde henüz 15 yaşında olmasına rağmen yaşından çok daha büyük bir performans sergilemiş. Eski Sovyetler Birliği'nde geçen film, hayatın ne kadar acımasız olabileceğini yalnızca gözümüzün önüne sermeyip, gözümüze sokup, gözümüzü yuvalarından çıkarma yolunu tercih ediyor.
İyi şeyler hemen olur derdi ya Oğuz Atay, filmi izlerken hep bu söz geldi aklıma. Annesinin onu terk etmesiyle başlayan hikaye sürekli bir hayalin peşinden koşan ve asla umudunu yitirmeyen bir kızın hayatını anlatıyor. Film, birden fazla yaralıyıcı sahneye sahip olsa da beni en çok etkileyeni bere almak için mağazada bulunduğu sahneydi. Lilja'nın çevresindeki kadınlara bakışını özellikle vurgulayan Moodysson bana göre filmin en ağır balyozunu burada indirdi.
Herhangi bir film geçmişi olmayan Oksana Akinsjina 2001 yılında cast ajansları tarafından keşfedilmeseydi gerçekte de filmde canlandırdığı karakter gibi bir hayatı olabilirdi. Evet, bunun bilincinde olmak bile rahatsız edici.
Lukas Moodysson bu sefer hiçbir şekilde gülümsetmemeyi tercih etmiş. Lilja 4-ever'la birçok kez yüreğinize tecavüz ediyor.
* Casting, Acting : 8.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 7.5
7.8
Tillsammans (Together)
Genre : Drama, Romance, Comedy
Director : Lukas Moodysson
Year : 2000
Yönetmenin diğer filmleri Fucking Åmål ve We are the Best kadar olmasa da Together da kendinizi iyi hissetmenize yol açıyor. Bir Moodysson klasiği olarak yine ergenler kadrodaki yerini almış. Diğer filmlerinden farklı olarak ergenleri aileler, eski aileler, aile olmayan çiftler, çift olmak isteyen yalnızlar ve yalnız kalmak isteyen çiftler tamamlıyor.
Komün hayatı yaşayan sol görüşlü insanlar arasında eski karı-kocalar, gay ve lezbiyenler ve hatta cinsiyet değiştirenler bile mevcut. Birçok şeyi İsveç'in rahatlığına ve 70'lere bağlıyabiliriz. Çünkü 25-40 yaş arası 10 kişinin sürekli aynı çatı altında yaşaması pek görülmüş şey değil. Ülkemizde biz bu duruma daha çok TV programlarında tanık oluyoruz.
Together Moodysson'ın en sıradışı filmi olmasa da bana göre en absürt filmi olma özelliğini taşıyor. Karakterlerini senaryo içinde sağdan sola ve yukarıdan aşağıya sallarken size sadece ''Yok artık!'' demek düşüyor. Bu kadar kalabalığa rağmen karakter gelişimleri ve senaryodaki bağlantı o kadar yerinde ki yapılan onca absürtlük size bir zaman sonra olağan gelmeye başlıyor.
Genel sinema izleyicisine göre pek uygun olmayan Moodysson'ın 2. filmi Together; hoşgörü, affetmek, değişmek, yeni deneyimler ve aile bağları üzerine kurulu.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6
6.5
Director : Lukas Moodysson
Year : 2000
Yönetmenin diğer filmleri Fucking Åmål ve We are the Best kadar olmasa da Together da kendinizi iyi hissetmenize yol açıyor. Bir Moodysson klasiği olarak yine ergenler kadrodaki yerini almış. Diğer filmlerinden farklı olarak ergenleri aileler, eski aileler, aile olmayan çiftler, çift olmak isteyen yalnızlar ve yalnız kalmak isteyen çiftler tamamlıyor.
Komün hayatı yaşayan sol görüşlü insanlar arasında eski karı-kocalar, gay ve lezbiyenler ve hatta cinsiyet değiştirenler bile mevcut. Birçok şeyi İsveç'in rahatlığına ve 70'lere bağlıyabiliriz. Çünkü 25-40 yaş arası 10 kişinin sürekli aynı çatı altında yaşaması pek görülmüş şey değil. Ülkemizde biz bu duruma daha çok TV programlarında tanık oluyoruz.
Together Moodysson'ın en sıradışı filmi olmasa da bana göre en absürt filmi olma özelliğini taşıyor. Karakterlerini senaryo içinde sağdan sola ve yukarıdan aşağıya sallarken size sadece ''Yok artık!'' demek düşüyor. Bu kadar kalabalığa rağmen karakter gelişimleri ve senaryodaki bağlantı o kadar yerinde ki yapılan onca absürtlük size bir zaman sonra olağan gelmeye başlıyor.
Genel sinema izleyicisine göre pek uygun olmayan Moodysson'ın 2. filmi Together; hoşgörü, affetmek, değişmek, yeni deneyimler ve aile bağları üzerine kurulu.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 6
6.5
Original Sin
Genre : Drama, Mystery, Romance
Director : Michael Cristofer
Year : 2001
Pulitzer ödüllü oyun yazarı Michael Cristofer'dan şehvetin nelere yol açabileceğini anlatmak isteyen ama bunu doğru şekilde aktaramayan bir sinema filmi denemesi.
Yönetmen adayımız Michael Cristofer sinemaya atıldığı için o kadar heyecanlanmış olacak ki kullandığı iki garip teknikle kafamı karıştırmayı başardı. Bunlardan ilki son derece yanlış yerlerde kullanılan slow motion'lardı. Sinemada en doğru şekilde olan slow motion kullanımı o anın geçmek bilmezliğini aktarmak için olanıdır. Bunun dışında devinimi yüksek sahnelerde gerilimi yükseltmek için de kullanıldığı sıkça görülür. Banderas sağa sola bakarken neden slow motion kullanıldığını gerçekten anlamadım. Bunun dışında bir de dudak fetişizmin izleyicinin gözüne sokulması sorunu vardı. Çatışma sahnesinden çıkışta da dans sahnesi bitince de insanlar uyanınca da Angelina Jolie'nin dudaklarına yakın çekim girme gereği hissedilmiş. Diyalog'ların kalitesizliğinin de etkisiyle ister istemez izleyicinin gözü Jolie'nin dudaklarına kayıyor. Ve şunu dile getirmeliyim ki bence Angelina Jolie'nin dudakları filmin en başarılısıydı. Asıl adam olan Banderas o kadar silik kalmış ki 1.5 saat boyunca neden bir figüranı ekranda tutmuşlar hissine kapılabilirsiniz. Banderas'tan rol bile çalmayı başaran dudaklara herkes saygı duymalı.
İlk yarısı neden ve nasıl sorularını sormanıza yol açan senaryonun ikinci yarısı izleyicide alışkanlık yaratmış olacak ki tüm mantıksızlıklar normal gelmeye başlıyor. Aşk ve şehvet için Uganda'dan Cuba'ya oradan Fas'a Japonya'ya giden kahve zinciri sahibi ve yarım yamalak da olsa bünyesinde farklı kişilikler barındıran bir kadın ve onun oyuncu aşkı. Bu kadar akla yatkınlıktan uzak ve bu kadar bol twist'e sahip olmasına rağmen bu kadar tahmin edilebilir bir senaryo yazmak yetenek ister.
Original Sin'in elle tutulabilir tek yanı olan oyunculuk (sahne sanatçılığı) kısmı biraz daha filmde yer bulabilseymiş ve Banderas yerine başka gençlere rol verilip yönetmen değişseymiş belki producer bunun yarısı kadar zarar edebilirmiş. Film bu haliyle izleyici için yalnızca kayıp bir 90 dakikayı ifade ediyor.
* Casting, Acting : 4
* Script : 4
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 4
3.9
Director : Michael Cristofer
Year : 2001
Pulitzer ödüllü oyun yazarı Michael Cristofer'dan şehvetin nelere yol açabileceğini anlatmak isteyen ama bunu doğru şekilde aktaramayan bir sinema filmi denemesi.
Yönetmen adayımız Michael Cristofer sinemaya atıldığı için o kadar heyecanlanmış olacak ki kullandığı iki garip teknikle kafamı karıştırmayı başardı. Bunlardan ilki son derece yanlış yerlerde kullanılan slow motion'lardı. Sinemada en doğru şekilde olan slow motion kullanımı o anın geçmek bilmezliğini aktarmak için olanıdır. Bunun dışında devinimi yüksek sahnelerde gerilimi yükseltmek için de kullanıldığı sıkça görülür. Banderas sağa sola bakarken neden slow motion kullanıldığını gerçekten anlamadım. Bunun dışında bir de dudak fetişizmin izleyicinin gözüne sokulması sorunu vardı. Çatışma sahnesinden çıkışta da dans sahnesi bitince de insanlar uyanınca da Angelina Jolie'nin dudaklarına yakın çekim girme gereği hissedilmiş. Diyalog'ların kalitesizliğinin de etkisiyle ister istemez izleyicinin gözü Jolie'nin dudaklarına kayıyor. Ve şunu dile getirmeliyim ki bence Angelina Jolie'nin dudakları filmin en başarılısıydı. Asıl adam olan Banderas o kadar silik kalmış ki 1.5 saat boyunca neden bir figüranı ekranda tutmuşlar hissine kapılabilirsiniz. Banderas'tan rol bile çalmayı başaran dudaklara herkes saygı duymalı.
İlk yarısı neden ve nasıl sorularını sormanıza yol açan senaryonun ikinci yarısı izleyicide alışkanlık yaratmış olacak ki tüm mantıksızlıklar normal gelmeye başlıyor. Aşk ve şehvet için Uganda'dan Cuba'ya oradan Fas'a Japonya'ya giden kahve zinciri sahibi ve yarım yamalak da olsa bünyesinde farklı kişilikler barındıran bir kadın ve onun oyuncu aşkı. Bu kadar akla yatkınlıktan uzak ve bu kadar bol twist'e sahip olmasına rağmen bu kadar tahmin edilebilir bir senaryo yazmak yetenek ister.
Original Sin'in elle tutulabilir tek yanı olan oyunculuk (sahne sanatçılığı) kısmı biraz daha filmde yer bulabilseymiş ve Banderas yerine başka gençlere rol verilip yönetmen değişseymiş belki producer bunun yarısı kadar zarar edebilirmiş. Film bu haliyle izleyici için yalnızca kayıp bir 90 dakikayı ifade ediyor.
* Casting, Acting : 4
* Script : 4
* Directing, Aura : 4
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 4
3.9
Run Fatboy Run
Genre : Comedy, RomanceDirector : David Schwimmer
Year : 2007
Sizi 5 yıl önce hamileyken nikah masasında bırakıp kaçan adam sizin için maraton koşarsa onunla barışır mısınız sorusuna 1000 kişiden 999'u tabii ki hayır der. Tamamı böyle bir konu üzerine kurulu bir filmin de aklı başında izleyiciler tarafından kabul edilme oranı tıpkı hayır diyenler gibi %99.9 çıkabilir. Simon Pegg'i sevsem de Run Fatboy Run'ı sinemanın bu kadar kolay olmamasını istediğim için sevemedim.
Geri kazanılmaya çalışılan eski kız arkadaş rolünde Thandie Newton yer alıyor. Kendisini Haggis'in Crash'inde tacize uğrayan zenci olarak da hatırlayabiliriz. Gerek o gerek şimdiki zaman aşkı olan adam (''bay kusursuz'') da bana fazlasıyla yapay geldi. Aslında filmin tüm kadrosunda hissedilebilen bu durumun nedeni belki de kimsenin böyle bir olayın gerçekleşmeyecek olmasına inanmasıdır. Yapay olan senaryoya oyuncular da yapaylıklarıyla katkı sağlamaya çalışmış. Ev sahibinin nedensiz yere değişen karakter özelliklerinin nasıl gerçekleştiğini anlayamadım. Pegg ne zaman kapıda kalsa bambaşka bir adamdan yardım istiyor gibiydi. Bir de ev sahibinin kızının Pegg koşuya katılırsa biriken kiraları almayacağım demesi. Peki neden? Ev sahibinin kızı karakterine gerek var mıydı? Hikayedeki rolü ne? Sanırım filmde gerçekleşenleri düşündükçe filmden daha fazla nefret edeceğim.
Kaçak gelin klişesine kaçak damat yaklaşımında bulunan, yalnızca Simon Pegg'i ve bazı absürtlükleriyle ayakta kalabilip diğer tüm özellikleriyle dökülen ve son derece tahmin edilebilir olan vasatın çokça altında bir komedi.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 2.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 4
4.4
Facing Ali
Genre : Documentary, Sport
Director : Pete McCormack
Year : 2009
Tıpkı boks kariyeri ve sivil hayatında olduğu gibi dökümenterinde de eğlenceli başlayan ama sonuna doğru yaklaştığınızda üzüldüğünüzü fark etmenizi sağlayan bir akış mevcut. Facing Ali, bizlere Muhammad Ali sayesinde 50'lerin sonundan 80'lerin ortasına kadar dünyada boksa damga vurmuş isimlerin bir çoğunu canlı canlı izleme fırsatı sağlıyor. Şu anda hayatta olmayıp filmde gerçek footage'larıyla yer alan birkaç ismin dışında Muhammad Ali'yle karşılan en önemli 10 boksör neden Ali'nin gelmiş geçmiş en iyi boksör olduğunu ve aralarında gerçekleşen boks müsabakalarını anlatıyor. Şimdilik Muhammad Ali filmlerinin sonuncusu olma özelliğini taşıyan Facing Ali o kadar iyiydi ki umarım sonsuza kadar son yapılan Muhammad Ali filmi olarak kalır.
Boksla ilgili olan kronolojik sırayı hiçbir şekilde bozmayan Facing Ali bu şekilde Muhammad Ali'nin gelişimini ve çöküşünü en iyi şekilde yansıtmayı başarmış. Sırayla ekrana ve ring'e çıkan ağır sikletin önemli isimleri Muhammad Ali'yle olan ilişkilerinden ve o dönem yapılan karşılaşmalardan bahsediyor. Tüm Muhammad Ali filmleri arasında en çok boksun olduğu film olma özelliğini kaybetmeden Muhammad Ali'nin hayatında önemli dönüm noktaları olan askerlik problemi ve Vietnam, Elijah Muhammed ve Malcolm X meselelerinin de kısaca üstünden geçiliyor.
Yaşadığı sağlık problemlerine rağmen biz onu her zaman sevimli kişiliği ve müthiş egosuyla ring'lerde dans eden adam olarak hatırlayacağız. Bir kez daha güle güle The Greatest!
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
8.0
Director : Pete McCormack
Year : 2009
Tıpkı boks kariyeri ve sivil hayatında olduğu gibi dökümenterinde de eğlenceli başlayan ama sonuna doğru yaklaştığınızda üzüldüğünüzü fark etmenizi sağlayan bir akış mevcut. Facing Ali, bizlere Muhammad Ali sayesinde 50'lerin sonundan 80'lerin ortasına kadar dünyada boksa damga vurmuş isimlerin bir çoğunu canlı canlı izleme fırsatı sağlıyor. Şu anda hayatta olmayıp filmde gerçek footage'larıyla yer alan birkaç ismin dışında Muhammad Ali'yle karşılan en önemli 10 boksör neden Ali'nin gelmiş geçmiş en iyi boksör olduğunu ve aralarında gerçekleşen boks müsabakalarını anlatıyor. Şimdilik Muhammad Ali filmlerinin sonuncusu olma özelliğini taşıyan Facing Ali o kadar iyiydi ki umarım sonsuza kadar son yapılan Muhammad Ali filmi olarak kalır.
Boksla ilgili olan kronolojik sırayı hiçbir şekilde bozmayan Facing Ali bu şekilde Muhammad Ali'nin gelişimini ve çöküşünü en iyi şekilde yansıtmayı başarmış. Sırayla ekrana ve ring'e çıkan ağır sikletin önemli isimleri Muhammad Ali'yle olan ilişkilerinden ve o dönem yapılan karşılaşmalardan bahsediyor. Tüm Muhammad Ali filmleri arasında en çok boksun olduğu film olma özelliğini kaybetmeden Muhammad Ali'nin hayatında önemli dönüm noktaları olan askerlik problemi ve Vietnam, Elijah Muhammed ve Malcolm X meselelerinin de kısaca üstünden geçiliyor.
Yaşadığı sağlık problemlerine rağmen biz onu her zaman sevimli kişiliği ve müthiş egosuyla ring'lerde dans eden adam olarak hatırlayacağız. Bir kez daha güle güle The Greatest!
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8
8.0
Ali
Genre : Sport, Drama, BiographyDirector : Michael Mann
Year : 2001
Bu kadar iyi bir malzemeyi nasıl bu kadar kötü sonuçlandırırsının cevabını almak istiyorsanız Michael Mann'in Ali'sine bir göz atın. Belgesel görüntülerini alıp birebir kullanmak pek sinemacılık olmasa gerek. Filmle ilgili yalnızca Will Smith'in Ali'yi birebir canlandırması, casting ve make-up department benden artı puan almayı başardı.
Dünyanın en ünlü sporcusunun tartışılan hayat hikayesi sinema tarihinde ilk kez kurgusal olarak Michael Mann ve ekibi tarafından işlendi. Bu film, yalnızca belirli gruplardan bile muhteşem kar getirebilecekken yapımcıların zarar etmesiyle sonuçlandı. Buna rağmen günümüzde zevksiz ve/veya az film izleyen eleştirmenler tarafından en iyi boks hatta en iyi spor filmi olarak yorumlanıyor. Aynı dönemde çekilen bir başka kurgusal boks filmi The Hurricane'in bile Ali'den birkaç gömlek üstün olduğunu söyleyebilirim.
Muhammed Ali'nin hayatıyla ilgili pek bir şey bilmeyen birisi bu film sonunda Ali'nin pek de düzgün bir insan olmadığını düşünebilir. Mann'in ortaya koyduğu tatlı su müslümanlığı ve poligamik karakter dışında Ali'nin ring'den ayrı kaldığı yıllarda neler yaşadığını ve iç dünyasını koskoca 2.5 saatlik filmde 5 dakika olarak bizlere sunulmuş. Kalan sürede ise Will Smith'in berbat dövüş sahneleri var. Sayısız boks karşılaşması (Ali'nin maçları da dahil) ve sayısız boks filmi izledim ama bu filmdeki kadar kötü boks yapan boksörlere ve oyunculara tanık olmadım. Bu film yerine orijinal görüntülerle donanmış bir Muhammed Ali belgeseli olan When We Were Kings'i izleyebilirsiniz.
Son zamanlarda tanık olduğum en kötü film başlangıcına sahip, tahammül edilemez blues şarkılarla dolu ve filmde aktardığına göre beyazlara olan nefretinden dolayı müslümanlığı seçen siyahların özgürlüğü, müslümanların gururu ve fakirlerin umudu olan adam, Muhammed Ali'nin hayat hikayesi.
* Casting, Acting : 6.5
* Script : 4
* Directing, Aura : 4.5
* Ease of Viewing : 3
* Naked Eye : 4.5
4.5
Rocky VI (Rocky Balboa)
Genre : Sport, DramaDirector : Sylvester Stallone
Year : 2006
İster inanın ister inanmayın ama 60'lık Rocky Dede ring'lere geri dönüyor. Bu sefer gerçekten son kez olduğu iddia edilen film Rocky efsanesinin 30. yılında izleyiciyle buluştu. Hem kurgusal dünyada hem gerçek dünyada en sevilen karakterlerden biri olması bunun bahanesi olarak gösterilebilir. Ve tabii içindeki canavar... Kendi diyaloglarında geçen ''Fighters fight'' cümlesiyle bu atsan atılmaz satsan satılmaz filmi özetleyebiliriz.
Kendisi için bir el freni olan karısı Adrian'ın hayatta olmadığı düşünülürse Stallone, 80 yaşında da ekranlara Rocky olarak geri dönebileceği bir senaryo üretebilir. Umarım bu filmde olduğu gibi ring içinde değil de ring kenarında yer alır. Tıpkı Rocky 5'da yaptığı gibi. Bunların dışında 2026 senesinde Rocky Balboa'nın işe yaramayan oğlunun oğlunu yani torununu da görebiliriz çünkü Rocky'nin 50. yılı olacak.
Rocky Balboa her zaman bir sporcudan ve şampiyondan daha ötesi olmuştur ve tıpkı 1913'te golfte dünya şampiyonu olan amatör delikanlı Francis Ouimet'nin biyografisi The Greatest Game Ever Played adlı filmde olduğu gibi, spor filmlerinde underdog hikayeleri her zaman tutar.
* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 5.5
5.3
Rambo IV
Genre : ActionDirector : Sylvester Stallone
Year : 2008
Uzun bir ayrılıktan sonra 2006'da Rocky Balboa'yı tekrar beyaz perdeyle buluşturma kararı alan Stallone, neden Rambo'yu da tekrar hayata döndürmiyeyim demiş olacak ki serinin 4. filmi için kahramanımız John Rambo bu kez Burma'nın yolunu tutuyor.
Başlangıçtaki gerçek footage'lar, serinin daha önce işlediği konular ve John Rambo markasını harmanladığımızda 5. dakikada bile filmin sonunu tahmin edebilirsiniz. Böyle bir durumda filmin dili, storytelling önem kazanır. Kimi filmlerde karşılaştığımız montaj tekniğinde, filmin sonu önceden izleyiciye verilir ve film son sahneden sonra başlar. Bu tür filmlerde de önemli olan hikayeyi iyi sunabilme beceresi, yalnızca bu Rambo'da değil hiçbir Rambo filminde var olmadı. Tektip yapıyı televizyonculuktaki tek taraflı iletişim ile birleştirdiğimizde Rambo sonucunu elde edebilirsiniz. Herhangi bir beyin jimnastiği gerektirmeyen ve hatta tahmin yürütmenize bile ihtiyaç duymayan film, size kendi gerçeklerini bol ses ve parlak imgelerle sunuyor. Çünkü Stallone yarattığı bu ''Attention'' ile beyninizin bir bölümünü çalıştırıp orada açtığı pencereye mesajlarını bırakıp uzaklaşmak istiyor. Sonuçta istediklerini az çok becerebilse de sanata dair pek bir şey sunmuyor.
Geçmiş filmlerine göre vahşi duran Rambo 4'un izleyici tarafından pek hoş karşılanmasa da en büyük artısı da bu, yani fazla şiddet unsuru içermesi. Eğer bir aksiyon filmi izliyorsam ve 1001 insan öldürülüyorsa fışkıran kanlar ve sağda solda uçuşan uzuvlar görmek beni memnun eder. Kamera hareketleri, sinematografi ve efektlerle ayakta kalmaya çalışan film Godard'ın Week-end'i gibi son buluyor. Siz de bu vedayı suratı iyice yamuklaşmış 70'lik Rambo Dede'nin sonu diye yorumlamayın çünkü Mr. Stallone ''2015'te son bir kez daha Rambo olacağım.'' diyor.
* Casting, Acting : 5.5
* Script : 4
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5.5
5.6
Aliens vs. Predator 2
Genre : Sci-Fi, Action, Fantasy, Thriller
Director : Colin Strause, Greg Strause
Year : 2007
Sürpriz bir şekilde -yer yer- hoşça vakit geçirmemizi sağlayan ilk AVP'ın kaldığı yerden hikayeye devam eden AVP2'yu iki serinin fan'ları için de hakaret olarak niteleyebiliriz.
Düzinelerce Alien'ın hep birlikte değil de 6 saniyede bir sırayla saldırmasının nedeni gencimizin kullandığı silahın reload süresi. Bahsettiğim bu genç başrol. İnanın bu filmde başrolü belirlemek bile imkansıza yakın. Bu projede imzası olan müthiş Strause Brothers sayesinde kimin Alien, kimin Predator hatta kimin insan olduğunu anlayamıyorsunuz. Thomas Edison'un kulaklarını fazlaca çınlatacağınız düzeyde bir ışık kullanımı mevcut. İlk AVP'a göre tek artısı ise cast'ında. Oyuncu kadrosunda dublajlanmış bir İtalyan oyuncu yer almıyor.
7 filmdir korkuyla beklenen olay sonunda gerçekleşiyor. Alien'larımız Dünya'da! Peki bu filmden sonra nam-ı diğer Strause Biraderler'i Alien'ların en bol olduğu gezegene ışınlama görevini kim üstlenecek?
* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3
2.9
Director : Colin Strause, Greg Strause
Year : 2007
Sürpriz bir şekilde -yer yer- hoşça vakit geçirmemizi sağlayan ilk AVP'ın kaldığı yerden hikayeye devam eden AVP2'yu iki serinin fan'ları için de hakaret olarak niteleyebiliriz.
Düzinelerce Alien'ın hep birlikte değil de 6 saniyede bir sırayla saldırmasının nedeni gencimizin kullandığı silahın reload süresi. Bahsettiğim bu genç başrol. İnanın bu filmde başrolü belirlemek bile imkansıza yakın. Bu projede imzası olan müthiş Strause Brothers sayesinde kimin Alien, kimin Predator hatta kimin insan olduğunu anlayamıyorsunuz. Thomas Edison'un kulaklarını fazlaca çınlatacağınız düzeyde bir ışık kullanımı mevcut. İlk AVP'a göre tek artısı ise cast'ında. Oyuncu kadrosunda dublajlanmış bir İtalyan oyuncu yer almıyor.
7 filmdir korkuyla beklenen olay sonunda gerçekleşiyor. Alien'larımız Dünya'da! Peki bu filmden sonra nam-ı diğer Strause Biraderler'i Alien'ların en bol olduğu gezegene ışınlama görevini kim üstlenecek?
* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3
2.9
Alien vs. Predator
Genre : Sci-Fi, Action, AdventureDirector : Paul W.S. Anderson
Year : 2004
Pompei ile büyük zarar eden Paul W.S. Anderson'ın AVP'ına açıkçası ben de pek sıcak bakmıyordum. Tüketmekte önceki nesilleri yüze katlayan global toplumun Freddy vs. Jason'ını almasından 1 yıl sonra Alien vs. Predator'ın ortaya çıkmaması kaçınılmazdı. Şimdi, korkunun 2 devinden sonra Sci-Fi'nin 2 devi beyaz perdede kozlarını paylaşacak. AVP, Alien ya da Predator serilerinden bihaber olanların uzak durması gereken, yer yer dibe vuran yer yer zirveye çıkan bir film.
Filmin ilk saatini yorumlamak pek gerekli değil. Tek kelimelik özeti ''ızdırap''. Böyle bir title altında filmin toplam süresinin %60'ını build-up olarak vermek kemikleşmiş fan'ları isyan ettirir. Boşa giden süre zarfında berbat oyunculuklar ve boşluklarla dolu bir hikaye ile karşılaşıyoruz. Bunlara rağmen Alien serisinin meşhur android'i Bishop'un Weyland Industries'in sahibi olarak karşımıza çıkması hoş bir sürpriz olarak nitelendirilebilir. Film, büyük buluşma gerçekleşince inanılmaz bir ivme kazanıyor. Bu dakikalarda tıpkı cici Alien'larımızın ağızlarından akan salyalar gibi salyalar üretebilirsiniz, gayet normal. Beklediğimi almak için bu kadar uzun süre uyutulmak biraz sinirimi bozsa da filmin dönüştüğü halden memnundum. Belki de biraz erken havaya girdim. Filmin sonlarına doğru dağcı kızımızın kısa sürede ortaya koyduklarını yüzlerce yıldır galakside kimse başaramamıştı. Böylece kötü başlayan film ortalarında toparlansa da son düzlükte özüne dönmüş oldu.
İlk bir saati fast-forward ile geçip, ''The enemy of my enemy is my friend.'' lafını duyduğunuz anda TV'nizi kapatırsanız AVP damağınızda güzel bir tat bırakabilir.
P.S. Bu kadar para harcayıp 20 yıl önceki CGI'ları neredeyse hiç geliştirememek yetenek ister. Tebrikler Paul W.S. Anderson ve ekibi!
* Casting, Acting : 5
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5
5.5
A Beautiful Mind
Genre : Drama, BiographyDirector : Ron Howard
Year : 2001
Nobel ödüllü John Nash'in hayatını anlatan film Ron Howard'a hem en iyi yönetmen hem de en iyi film Oscar'ını getirmişti. Connelly ve Crowe'un başrollerini paylaştıkları ve görüp görülebilecek en iyi oyuncu performanslarından bazılarının izleme fırsatını bulduğumuz A Beautiful Mind tek kelimeyle bir şaheser.
Nash'in hayatı ilgi çekici bir biyografi de olsa senaryo kurgusu filmi ''masterpiece'' yapmak için olmazsa olmazdır. Film dili ve diyaloglar o kadar kusursuz ki sürenin nasıl geçtiğinin farkına varmıyorsunuz. Ve tabii çoğu başyapıtta karşılaştığımız güçlü müzikler A Beautiful Mind'da da duygu yoğunluklarını bize yaşatmayı başarıyor. Tüm bileşenler bu kadar iyiyken ekrana hayranlıkla, üzülerek ve hatta ıslak gözlerle bakmanız son derece olağan.
Fazla söze gerek yok. Belki 14 yıl geçti, belki Oyun Teorisi'ni bu filmle öğrendim, belki 5. izleyişim ama tüm belkileri yok etmememiz için bir önerme: Bu film çok güzel.
* Casting, Acting : 10
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 9
9.0
The Curious Case of Benjamin Button
Genre : Drama, Fantasy, Romance
Director : David Fincher
Year : 2008
Geçen ay son filmi Gone Girl'ü release eden Fincher'ın yaptığı tüm çalışmaları izleyen biri olarak TCCOBB'ın eleştirmenler tarafından beğenilmemesini anlayamıyorum. Her ne kadar Zemeckis'i sevsem de Forrest Gump gibi başarısız bir filme ölüp biten bu kişiler neden bu filme cephe alıyor?
3 saatlik uzun gösterim süresi boyunca yalnızca başlarında sıkıldığımı belirteyim. İlk yarım saat sonrasında ise zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Dikkat çekici karakterleriyle harcadığınız her dakikaya değen Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden uyarlanan film, drama ve fantasy'nin öpüşüp sweet romance yapmasının güzel bir örneği.
The Curious Case of Benjamin Button, make-up'lar ve art direction ile benden artı puan alan, storytelling ve karakter gelişiminin örnek teşkil edebileceği son dönem klasiklerinden bir tanesi. Bırakın kötü filmi hala ''eh'' denebilecek bir filmi bile olmayan Fincher'a kalpten teşekkürler. Yine işin hakkını vermiş. Ve tabii bu güzel hikayesi için Pazar günleri kadınlarla birlikte olamayan ihtiyar delikanlıya da ayrıca teşekkürler.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8
8.0
Director : David Fincher
Year : 2008
Geçen ay son filmi Gone Girl'ü release eden Fincher'ın yaptığı tüm çalışmaları izleyen biri olarak TCCOBB'ın eleştirmenler tarafından beğenilmemesini anlayamıyorum. Her ne kadar Zemeckis'i sevsem de Forrest Gump gibi başarısız bir filme ölüp biten bu kişiler neden bu filme cephe alıyor?
3 saatlik uzun gösterim süresi boyunca yalnızca başlarında sıkıldığımı belirteyim. İlk yarım saat sonrasında ise zamanın nasıl geçtiğini fark etmedim. Dikkat çekici karakterleriyle harcadığınız her dakikaya değen Scott Fitzgerald'ın kısa öyküsünden uyarlanan film, drama ve fantasy'nin öpüşüp sweet romance yapmasının güzel bir örneği.
The Curious Case of Benjamin Button, make-up'lar ve art direction ile benden artı puan alan, storytelling ve karakter gelişiminin örnek teşkil edebileceği son dönem klasiklerinden bir tanesi. Bırakın kötü filmi hala ''eh'' denebilecek bir filmi bile olmayan Fincher'a kalpten teşekkürler. Yine işin hakkını vermiş. Ve tabii bu güzel hikayesi için Pazar günleri kadınlarla birlikte olamayan ihtiyar delikanlıya da ayrıca teşekkürler.
* Casting, Acting : 7.5
* Script : 8.5
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 8
8.0
Drillbit Taylor
Genre : ComedyDirector : Steven Brill
Year : 2008
''Okulun yaramaz çocuğu geek'lere kafayı takar ve hayatı onlara zindan eder. Çözüm arayan 3 çaylak bodyguard tutmaya karar verir.''
Ne kadar yaratıcı öyle değil mi? Üstüne üstlük başrolde de Owen Wilson var.
Bu filmdeki karakterlerin Superbad kadrosuyla olan fiziksel benzerliklerinin yanısıra davranışlarının da örtüşmesi dikkat çekiciydi.
Çevrenizdekileri kırmamak için ya da bir hayli boş vaktiniz varsa ve dolduracak hiçbir şey bulamıyorum diyorsanız izleyin. Zaten sindirimi oldukça kolay.
* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye :3.5
3.8
Maradona by Kusturica
Genre : Documentary
Director : Emir Kusturica
Year : 2008
Nasıl becerebilmiş bilemiyorum ama bu film Kusturica'nın kariyerinde kara bir leke. Maradona'nın farklı kişiliği sayesinde bir çok noktaya değinen belgeselde elle tutulur hiçbir şey olmadığı gibi, sunumu da 1. sınıfta okuyan sinema öğrencilerinin bile hazırlayabileceğini düşünüyorum.
Maradona'yı çok seviyorsanız bunun kötü bir deneme olduğunu düşüneceksiniz çünkü yeni pek bir şey yok. Özel bir ilginiz yok ve sadece Maradona'yı büyük bir yetenek olarak görüyorsanız önceden uyarmayalım ki bu, Maradona ve Kustirica isimlerinden herhangi birinin geçtiği en kötü film. Ve tabii Maradona'yla hiçbir alakanız yoksa ''Maradona kim?'' diyorsanız ya kaçın ya da sonuçlarına katlanın.
* Directing, Aura : 1.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3
2.8
Director : Emir Kusturica
Year : 2008
Nasıl becerebilmiş bilemiyorum ama bu film Kusturica'nın kariyerinde kara bir leke. Maradona'nın farklı kişiliği sayesinde bir çok noktaya değinen belgeselde elle tutulur hiçbir şey olmadığı gibi, sunumu da 1. sınıfta okuyan sinema öğrencilerinin bile hazırlayabileceğini düşünüyorum.
Maradona'yı çok seviyorsanız bunun kötü bir deneme olduğunu düşüneceksiniz çünkü yeni pek bir şey yok. Özel bir ilginiz yok ve sadece Maradona'yı büyük bir yetenek olarak görüyorsanız önceden uyarmayalım ki bu, Maradona ve Kustirica isimlerinden herhangi birinin geçtiği en kötü film. Ve tabii Maradona'yla hiçbir alakanız yoksa ''Maradona kim?'' diyorsanız ya kaçın ya da sonuçlarına katlanın.
* Directing, Aura : 1.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 3
2.8
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











