Sci-Fi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sci-Fi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lucy

Genre : Action, Sci-Fi, Thriller
Director : Luc Besson
Year : 2014

Bu son filminde Luc Besson tamamen kendi tarzının dışında bir Nolan, bir Aronofsky gibi beyin yapımızdaki sırları ve onun gerçek potansiyelini anlatmaya çalışıyor demek isterdim. Ancak bu Nolan-ofsky anlatıya pek de uygun düşmeyen Nikita ruhu 25 yıl aradan sonra bu filmde de kendini göstermiş.

Adını lekeleyen komedilerden kurtulması ve Under the Skin’den sonra Scarlett’i tekrar bir bilim kurguda görmek mutluluk verici. Keşke yalnızca drama ve bilim kurgularda yer alsa çünkü vücudu aksiyon filmleri, suratı komediler için uygun değil. Artık filmleri tek başına sürüklemesine alıştığımız yetenekli oyuncuya bir başka usta isim Morgan Freeman ve Oldboy’un başrolü Min-sik Choi eşlik ediyor.


Aksiyon filmlerinin hiçbir değer taşımadığını sayısız kez tekrar etmişimdir. Maddi değeri belki de en yüksek olan aksiyon filmleri aslında tüm genre’lar arasında en ucuz olanıdır. Filmin Sci-fi tarafı olan beynin kullanımı ve Luc Besson’un ‘’Ya böyle olsaydı…’’larını merakla takip etmeme rağmen filmin Jason Stathamvari yapısı Lucy’yi, artsy’likten sığlığa doğru kaydırmış. Bu nedenle ilgi çekici bir fikirle yola çıkılmasına rağmen film için övgü dolu sözler kullanmak pek de mümkün olmuyor. Güçlü bir cast’ı ve başarılı bir kurgusu olan bu ilginç idealı film bana sürekli reklamlarla bölünüyormuş hissi verdi. Ne gerek vardı Japonya’ya Çin’e mafyaya, ne gerek vardı bu kadar chasing sahnesine veya uyuşturucuya Bessoncuğum?
Filmin giriş kısmı itibariyle sci-fi ve crime’dan bir süper kahraman filmi bile yaratılabilirdi ama yine de son dönemde yaptığı filmlere bakılırsa Besson için iyi bir deneme.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 6.5

                          6.6


The World's End

Genre : Comedy, Action, Sci-Fi
Director : Edgar Wright
Year : 2013

Kimi iyi yerlere gelmiş, kimi gelememiş tekrar eski mahallede buluşan çocukluk arkadaşlarının konu edildiği filmin ilk kısmı iyiydi. Amaçları kimine göre aptalca kimine göre eğlenceli gelebilecek 12 farklı pub'ta da bira içmekti. Filmin bir sci-fi filmi olduğunu bilmeyen ben, buraya kadarki The World's End'i eğlenceli bulmuştum. Ne olduysa daha önce bu üçlünün zombilerle denerken başarılı olduğu formülü robotlar ve uzaylılarla denemeye kalkmasıyla oldu. The World's End'te Sci-Fi olan hiçbir öğeyi beğenmedim. Zaten film, setten ve salondan önce pre-production aşamasındayken kaybetmiş.

The World's End, genç yönetmen Edgar Wright'ın birçok kişi tarafından beğenilen ancak bana göre kötü bir film olan Scott Pilgrim'ine göre birkaç adım önde. Ancak konu muhteşem üçlü olarak adlandırılan Wright-Pegg-Frost ise bu filmi daha önceki iki örnekle kıyaslamalıyız. İlk yaptıkları film Shaun of the Dead'ti. Onunla sinemaya yeni, bambaşka bir tarz getirdiler. Sonra yine aynı yapıyla Hot Fuzz'ı yaptılar ki bana göre o da son derece başarılı bir filmdi. Ama bu filmi Shaun of the Dead ve Hot Fuzz'la kıyaslamak ya da sırf bu üçlünün yeni filmi diye iyi film olarak nitelemek sinemaya ve sanata sırtını dönmektir.

Filmin elbette birkaç komik sahnesi vardı. Ancak Simon Pegg'in oynadığı her filmde zaten en az bu filmdeki kadar gülüyorsunuzdur. Filmin komik olamamasından çok böyle bir kadroyla beklenildiği kadar komik olamaması bende hayal kırıklığına yol açtı. Yönünü şaşıran senaryo da hayal kırıklığımın tuzu biberi oldu.

Olmuyor Pegg, olmuyor Wright bir türlü olmuyor. Yarattığınız sansasyonel etkiyi bir türlü tekrar yaratamıyorsunuz. Üçlünün son filminden sonra da ortaya özel efektleri ve cast'ıyla parayı cebe indiren içi boş bir kandırmaca çıktı.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5
* Directing, Aura : 6.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                            5.5


Snowpiercer

Genre : Action, Thriller, Sci-Fi
Director : Bong Joon-ho
Year : 2014

Yeni bir distopik filmle karşı karşıyayız. Dünyanın donması üzerine hayatta kalan son insanların sürekli hareket eden bir tren içerisinde yaşamlarını sürdürmesi gibi güzel bir ideayla yola çıkan ekip, geçen yılın en çok ses getiren filmlerinden birine imza attı.

Senaryodaki açıklara gözlerimizi kapatıp, senaryo kurgusundaki bazı zamanlama hatalarını görmezden gelirsek yaratılmak istenen dünyayı daha çok sevebiliriz. Filmde canibalism ile ilgili anılar bile o kadar geç ortaya çıkıyor ki kendi adıma ben, çoğu zaman filmde kötü olarak lanse edilenlerin tarafını tuttum. Senaryodaki twist'ler yüzünden iyinin ve kötünün yer değiştirmesine alışık olsak da senaryo kurgusunun bu kadar hatalı olduğuna ilk defa tanık oluyorum. Bir sonucu elde etmek için olmayacak şeyleri akla yatkın olmadan ''zorlama'' yoluna değinmeyeceğim bile. Çünkü onlar da bu senaryoda bolca mevcut. Tüm bu sorunlara berbat geçen son 10 dakikayı da eklersek harika bir fikir olarak doğan Snowpiercer; Chris Evans hariç iyi kadrosuna ve başarılı yönetmeni Bong Joon-ho'ya rağmen yalnızca ''evet, izlenebilecek bir film.'' olarak kalmış.

Vizyon filmi imajı veren film adına, Chris Evans'a, fikir olarak güzel olsa da senaryolaşmış hali berbat olan script'ine rağmen Snowpiercer eğlenceli vakit geçirmenizi sağlıyor. Ancak yönetmen Bong Joon-ho'nun başarısı hariç her olumlu yorum bu filmi biraz over-rate etmek demektir.

ps: Zaten gün gibi ortada olmasına rağmen yaklaşık 287 kere trendeki yapının gerçek hayata ve trenin dünyaya benzetilmesi Snowpiercer'ın gerizekalıya anlatır gibi anlatım içeren filmlere örnek olmasını sağlamış.

* Casting, Acting : 6
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7

                            6.7

Ghosts of Mars

Genre : Action, Horror, Sci-Fi
Director : John Carpenter
Year : 2001

Ghosts of Mars Carpenter'a hayran olan kitle için pek de kötü bir film sayılmaz. Bu filmde bi' Assault on Precinct 13, bi' Big Trouble in Little China havası sezinledim. Film, diğer Carpenter filmleri kadar başarılı olmasa da Carpenter ruhunu taşıdığı için Ghosts of Mars'ı izlemekten mutluluk duydum.

Anlamsızlıklar, amatörlükler, gore sahneler hepsi filmin içinde mevcuttu. Ghosts of Mars için pahalı bir b-movie diyebiliriz. Carpenter'ın ve göreceli ünlü cast'ının ücreti dışında filmin en büyük gideri yüzlerce metalciye yapılan metalci makyajıydı.

2167 yılında Mars'ta geçen hikayemizde herhangi bir astronot yer almıyor. Buradaki insanlar bir fırt oksijen çekip askılıyla ve şortla Mars'ta volta atıyorlar. Film çakırkeyflikten çıkıp sarhoş olmaya başladığında ise işler iyice çığrından çıkıyor. Birkaç absürtlükten sonra olabilecek en yüksek kafaya ulaşıldığını fark edeceksiniz. Ruhlar ve metalcilere karşı rapçi Ice Cube ve mars polisinin çatışması. Bu kadar saçma bir muharebe sahnesini en son RoboCop 3'te görmüştüm. Orada da Japon robotlarla bir olan punk'lar halkla savaşıyordu.

Bir şekilde Mars'a yolunuz düşerse siz siz olun saçınızı uzatıp yüzünüze pudra sürmeyi unutmayın.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 5


                          4.9


X - Edge of Tomorrow

Genre : Sci-Fi, Action
Director : Doug Liman
Year : 2014

Her şey neden ve nasıl sorularının sorulmaması halinde bir klasik sayılabilecek Groundhog Day ile başlamıştı. Filmde senaryo akışını sağlamak için karakterin yaptığı tercihlerdeki zorlamalar insanı sinir edecek seviyelerdeydi. Ayrıca tıpkı filmde Bill Murray'nin canlandırdığı karakter gibi izleyici de tekrar tekrar izlediği sahneler sırasında düşen tempodan ve çoğu sahnenin fazlalık olmasından sıkılmış olmalıydı. En azından ben Groundhog Day'i izlerken sıkıldığımı hatırlıyorum. Zamanda yolculuk filmlerinin çoğalmasına rağmen 2000'li yıllara kadar zamanı tekrar yaşama filmleri bir elin parmaklarını geçmiyordu. Uzun süre tek başına hükümdarlığını sürdüren Groundhog Day'den sonra bu fikri bilim kurgu platformuna taşımalıyız diyen Moon'un yönetmeni Duncan Jones Source Code ile çıkageldi. Harold Ramis'ten aldığı bayrağı tematik açıdan başarıyla taşısa da beklenen filmi ortaya çıkaramadı. Çünkü Source Code'un senaryosunda problemler vardı. Taslak halindeki bir senaryo ile ancak o seviyede bir film çıkabilirdi. Biz de geçmişi tekrar tekrar yorumlamayı bırakıp gelelim günümüze, Edge of Tomorrow'a. Daha önce birçok iyi projeye imza atmış Doug Liman, Groundhog Day'deki gibi bir ikili bulup Source Code'daki teknolojiyle birleştirmiş. Bu karışıma bir de basit, akla yatkın ve bünyesinde çok daha az sorun bulunduran senaryo ekleyince şu ana kadar yapılmış en iyi bilim kurgu filmlerinden bir tanesi ortaya çıkmış. Verdiğim puandan da belli olacağı üzere Edge of Tomorrow, en azından sci-fi genre'sında benim ilk 10'umdaki yerini aldı.

2005'te War of the Worlds'le başlayan ve önceki yıl Oblivion'la devam eden Tom Cruise'un başrol olduğu kapalı gişe bilim kurgu filmleri serisi bu yıl Edge of Tomorrow'la zirvenin de zirvesini yapıyor. Dünya dursa iyi oyuncu olamayacak Chris Evans gibi şişirme isimlerin başrolleri kaptığı günümüzde Tom Cruise gibi bir ismi en çok yakıştığı aksiyon ve bilim kurgu filmlerinde görmek gerçekten mutluluk verici. Filmin Jeanne d'Arc'ı Emily Blunt ise her zaman olduğu gibi kusursuzdu. Kendisine sarı saç o kadar yakışmış ki dikkat çeken acting skills'ine bir de femme fatale bir dış görünüş eklenmiş. Tom Cruise'la beraber salya sümük ya da vücut sıvıları olmadan nasıl harika partner olunabileceğini bu filmle birlikte kanıtlamış oldular.

Filmin kurgusu o kadar iyiydi ki bir kez bile saatime bakamadım. CGI ve efektler ise kurgu kadar göz doldurmasa da bünyesinde önemli kusurlar barındırmıyordu.
Doug Liman'a tüm bileşenleri iyi olan bir proje gelmiş ve o da gerekeni yapmış.
 
Sinema hayatım boyunca Back to the Future Part II, The Deaths of Ian Stone ve The Butterfly Effect gibi filmlere belki de hak ettiklerinden fazla değer verdiğimin farkındayım. Bunlar hep zamanla ilgili ''iyi'' filmleri çok sevmemden kaynaklanıyor. Zaman kavramıyla oynayıp beklediğimi veremeyenlere de hak ettiklerinden daha fazla kızıyorum. (Hot Tub Time Machine, Bill and Ted's...) Her ne kadar ağdalı bir dil tercih etmeyen, halkı hedef almış bir gişe filmi gibi dursa da Robocop'u Groundhog Day ile başarıyla birleştiren Edge of Tomorrow son yılların en iyi filmlerinden bir tanesi.

* Casting, Acting : 8
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 8
* Ease of Viewing : 9
* Naked Eye : 8.5


                           8.2


Bill & Ted's Excellent Adventure

Genre : Adventure, Comedy, Sci-Fi
Director : Stephen Herek
Year : 1989

Back to the Future'ın tutmasıyla birlikte bir başka zamanda yolculuk filmi olan Bill ve Ted'in iki filmi çekildi. Bu ilk filmde tarih dersi için dönem ödevlerini teslim etmesi gereken iki ergenin bir şekilde zaman makinesiyle karşılaşması ve tarihte yolculuk yapması anlatılıyor.
 

Filmin başrolünde yetişkin suratlı çocuk bedenli Keanu hariç sonradan kaybolup giden Alex Winter yer alıyor. Bu iki ergen yani Bill ve Ted birçok denemeye rağmen beni hiç güldürmeyi başaramadılar. Fazlasıyla rahatsız edici, itici ve ucuz buldum. Bu filmde oynayan karakterlerin yaptığı her hareket ergenlere bile ergence gelebilir. Bu iki rahatsız edici ergen dışında tarihin ünlü isimleri de filmde yer bulmuş. Hepsi yer yer kendi karakterlerini ve hepimiz tarafından bilinen özelliklerini ortaya koymuş. Bunların dışında bir de gelecek kısmı var ki o kısma da tıpkı zaman makinesinin ortaya nasıl çıktığı kısmı gibi hiç girmeyeceğim. Bir zamanda yolculuk filminin senaryosu ancak bu kadar kötü olabilirdi.

Dumb&Dumber'ın biraz daha çocuklara yönelik versiyonu gibi olan Bill & Ted's Excellent Adventure zamanda yolculuk filmlerinin ortak özelliği olan izleyicide mutluluk yaratmayı bile başaramıyor. Son dönem Kevin Smith filmlerinden bile daha kalitesiz olan bu film bittiğinde ekran karşısından sinirleniriniz bozulmuş ve biraz yıpranmış kalkıyorsunuz.

* Casting, Acting : 4

* Script : 2.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 2.5


                            3.6


RoboCop (2014)

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : José Padilha
Year : 2014

Peter Weller'ın Robocop olduğu zamanlar Robocop güçlüydü. Robocop 3'de Weller yoktu ve Robocop kanat takıp uçmaya başladı. Bu yıl yapılan remake'te ise Robocop yerden 25 metre havaya sıçrayabilen ve mermilerden Matrix'teki Neo gibi kaçabilen hızlı ve kıvrak bir cyborg'a dönüştü. Teknolojik gelişmeler Robocop evrimini çok güçlüden çok atletiğe doğru yönlendirdi. Metal yığını robotik sesli adam bir süper insana dönüştürüldü.

Bu filmi iki şekilde inceleyebiliriz. Ve bu iki farklı inceleme yöntemi bizi birbirine tamamen zıt sonuçlara götürür. Önceki Robocop'ların en büyük eksisi olan CGI bu filmle beraber benzer rakiplerinin seviyesine yaklaşmış. Tarama hızı, nişan alma hızı, data'lara erişim ve araştırma hızı ve hatta kullandığı motorun hızı Robocop'ı çok daha teknolojik ve futuristic bir havaya büründürmüş. Eminim bu filmdeki cyborg gibi olmak isteyen çok insan vardır. Tabii iyi yönlerine rağmen filmdeki cyborg'un Robocop olmadığını iddaa edenlere de kulak vermek gerekiyor. Bir diğer görüş de bu. Filmin kötü bir imaja sahip olmasının remake olmasının dışında Robocop'ın Ironman, Spider-man ve Batman arası bir karaktere dönüştürülmesi. Fiziksel açıdan Ironman'i, jimnastikçi esnekliği ile Spider-man'i ve özellikle filmin sonundaki Murphy-Dr. Norton sahnesiyle Bruce Wayne-Alfred diyaloglarına benzerliğiyle Batman'i hatırlattı. Bu benzerliklerden dolayı filme önyargılı yaklaşmaya çalışsanız da Jose Padilha'nın Robocop'ı buna pek izin vermiyor.

İlk 25 dakikasını ve sonunu saymazsak beklediğimden çok daha iyi bir remake ortaya çıkmış, tebrikler.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 7
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                            6.5


RoboCop 3

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Fred Dekker
Year : 1993

Robocop 3 hiç şüphesiz serinin en çok drama içeren filmi. Bunu ilk dakikalardan itibaren hissediyorsunuz. Ama yaratmak istenilen dramatik yapı film temposunda bazı aksaklıklara yol açmış. İlk defa bir Robocop filminde üzülmek gibi bir duygusal tepki verdim ancak sıkılma oranım üzülme oranımı solda sıfır bıraktı.

Medyanın, özel kuruluşların ve capital sahiplerinin bir tarafta halkın ve polislerin diğer tarafta olduğu bir çatışma filmi izledik. Bu kurgusal bir çalışma olduğu için zenci polis şefi Warren Reed ve onu izleyen mesai arkadaşları gibi polisler gerçek hayatta pek görülmez. Bu filmde polis kimsenin boyundurluğu altına girmiyor ve senaryonun akışı gereği filmin sonlarında absürt bir meydan muharebesi sahnesi yaşanıyor. Bir tarafta özel güvenlik, Japon robotlar ve punklar diğer tarafta polis, halk ve Robocop.

Robocop 2'nin şokundan sonra serinin 3. filminde yapamayacakları işe girişmemeyi öğrenmişler demeyi çok isterdim ama onlar Robocop'ı uçurmayı tercih ettiler. 25 milyon dolar harcanan film için hiçbir derinlik olmadan iki görüntüyü üst üste getirip bir uçuş sahnesi tasarladılar. Film boyunca patlattıkları 30 araba yerine 8-10 araba daha az patlatıp bilgisayar ortamında güzel bir uçuş sahnesi hazırlasalarmış çok daha iyi olabilirmiş. Ancak yine olmadı, beceremediler.

* Casting, Acting : 5
* Script : 5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 4
* Naked Eye : 5


                            4.9


RoboCop 2

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Irvin Kershner
Year : 1990

Daha düşük bütçeli olmasına rağmen kostüm tasarımı ve sinematografinin gücü ile ilk film ikinci filme oranla çok daha ''stylish'' gözüküyordu. İkinci filmde neredeyse Robocop kadar ön planda olan yeni ürün Robocop2'nin insan vücudu kullanmadan çalışıyor olması işleri biraz karıştırmış. Hep senaryo derslerinde söylenen şeydir ''Çekilebilme ihtimali olan makul şeyler yazmaya özen gösterin.'' burada en büyük sorun daha yüksek bütçeye rağmen özellikle Robocop2 adlı cyborg'un (yalnızca beyni insan) olduğu sahnelerde ortaya çıkıyor. Bu kadar çok stop motion kullanılması bana Wallace and Gromit ve Mary and Max gibi animasyonları hatırlattı. Ve hatta bilim kurgunun doğduğu maketlerin ve kuklaların stop motion tekniği ile ekranda hareket ettiği 50'li yıllara dönmüş gibi hissettim. Sci-fi filmlerinin dönüm noktası olarak gösterilen 1968 yapımı Kubrick'in 2001'ini ve 1990 yapımı RoboCop 2'yi yan yana koyarsak bu filmdeki çoğu sahnenin kabul edilemez olduğunu belirtebilirim.

Markaların dünyayı ele geçirdiği distopik bir dünyaya sahip Robocop'larda polislerin bu kadar sık grev yapması da pek akla yatkın değil. Kapitalizmin korkunç etkilerinin işlenildiği bu ortamda düşük maaşlar yüzünden iş yapmayan polisler yerine yeni elemanların alınacağı oldukça aşikar. Ancak ne hikmettir ki Detroit'te herkes evsiz ve işsiz olmasına rağmen Detroit polisi bir türlü grevden çıkmıyor.

Kötü film DNA'sına sahip Robocop 2'de güzel olan tek şey Robocop'un kendisi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 3.5
* Ease of Viewing : 4.5
* Naked Eye : 4.5


                           4.4


RoboCop (1987)

Genre : Sci-Fi, Action, Crime
Director : Paul Verhoeven
Year : 1987

Sinemanın tatlı evlatlarından Robocop çocukluğumuzun da en meşhur filmlerinden bir tanesiydi. Yarı cyborg da olsa sevilebilitesi olan tek polis memuru Murphy'nin hunharca öldürülmesiyle başlayan, düzenin nasıl işlediğine ışık tutan ve çoğunlukla Amerikan sistemini eleştiren bir film.

Verhoeven'in yarattığı atmosferi beğendim. Kullanılan make-up'lar ve efektler dönemine göre Robocop'ı eşsiz kılmasa da bilimkurgu ruhunu ''outdated'' gözükmeden başarıyla verebilmiş. Ayrıca kesin olan bir şey var ki o da  Robocop'ın kostüm tasarımı bundan 50 yıl sonra bile retro gözükmeyecek.

Filmde bazılarını rahatsız edebilecek sahneler mevcut. Özellikle bu sahneler nedeniyle benim de Robocop'a bakış açım değişti. Bu beklenmedik gore sahneler'i filmin belirli bir kitleyi kaybederken belirli bir başka kitleyi kazanmasına yol açıyor. Bir de kötü adamımız vardı ki sinema tarihinin en iyi kötü adamları listesi yapılsa ilk 50'de yer alabilir. Kurtwood Smith'in canlandırdığı Clarence Boddicker karakteri kadar rahat adam yaralayan/öldüren pek insan tanımadım. Kendisi gerilimi artırmak için oyalanmaya ya da tüm toplum tarafından izlenecek bir film içinde usturuplu bir kötü adam olmaya hayır diyor. Boddicker ve Robocop'ın kostümü dışında dikkat çekici son detay ise sound editing departmanının başarısıydı. Filmin bluray'ini tercih etmeniz için önemli bir neden.

Serinin devamı ilk filmi mumla aratadursun ilk film her zaman basmakalıp düzen içindeki sıradışı karakter olarak hatırlanacak.

* Casting, Acting : 6
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6.5


                            6.7


2001 : A Space Odyssey

Genre : Mystery, Sci-Fi
Director : Stanley Kubrick
Year : 1968

Bırakın Jüpiter'i ve Evren'i Soğuk Savaş'ın bileşenlerinden Uzay Yarışı bile yeni yeni başlamışken ve oda büyüklüğünde bilgisayarlar kullanılırken yapıldı bu film. Kitabın yazarı Arthur C. Clarke'a, bir sci-fi klasiği yarattığı için Kubrick'e, onu etkileyen Nietzsche'ye ve bu kadroya bir şekilde dahil olan Strauss'a teşekkürler. 


Bugün Interstellar ve Gravity gibi sci-fi'lerde bile 2001'in etkilerini görmek mümkün. 2001 : A Space Odyssey için kolaylıkla, çığır açan bir klasik demek mümkün ancak bırakın en iyi filmi en iyi sci-fi demek için bile Brazil, Alien, The Fly, The Thing ve hatta Star Wars (burada fantasy olarak ele almıyorum) gibi filmleri ve/veya serileri görmezden gelmemiz lazım. Aklıma öncelikle gelen bu 5 film de sci-fi öğeleri taşıyan filmler. Ve her ne kadar bu film için klasik tanımını yapsam da 2001'i yukarıdaki 5'liyle kıyaslamam mümkün değil. 5'i de bu filmden daha başarılı. Ancak dönemsel olarak incelersek tıpkı aynı yıl vizyona giren Planet of the Apes gibi 2001'e de şapka çıkarılmalıdır. Çünkü bu gibi filmler bilimkurgu genre'sını 50'lerdeki elin de ekranda gözüktüğü yaratık maketlerinden alıp bu türü görsel ziyafete, hayal gücüne ve üzerinde yorumlanması muhtemel öykülere taşıdı.

Bu kadar iyi yorumdan sonra gelelim izleyiciye kabir azabı gibi gelebilecek filmin temposuna. Tempo bazen verilmek istenen duyguya vesile olabilir, evet. Yavaş ya da hızlı devinim metafor olarak bile kullanılabilir, evet. Verdiğim bu örnekleri Haneke ve Tarkovsky'den de hatırlayabiliriz. Burada beni asıl rahatsız eden günümüzde görsel açıdan son derece sıradan gelebilecek bir uzay mekiğinin uzayda süzülüşünün filmin %45'ini kaplaması değil diyelim, buna da tamam. Bunu, bir tercih olarak beğenmesem de hadi yine kabul ettim diyelim. Ancak bölüm geçişlerindeki title'ların bile ekranda neredeyse 1 dakika süreyle durması beni gerdi. Zaman zaman tahammül edilemez boyutlara ulaşan film herkes ölse de bir an önce kurtulsak dedirtebilir.

Evrimiyle, Monolith'iyle, boyutlarıyla ve duygusal bilgisayarıyla akılda kalan Kubrick'in sinemaya armağanı tahammül seviyenizi zorlayacak cinsten. Ama siz şeytana uymayın. En azından başı ve sonu için.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 5
* Naked Eye : 7


                             7.1


Under the Skin

Genre : Drama, Thriller, Sci-Fi
Director : Jonathan Glazer
Year : 2013

Birinin sinema filmi birinin fotoğrafçılık olduğunu düşünürsek benzer tempolarından dolayı Tree of Life gibi bir filmle bu filmi kıyaslamak fotoğrafçılığa övgü, sinemaya ise büyük bir hakarettir.

Glazer'ın filmde bize sunduğuyla farklı bir konumlandırma istediği apaçık. Başlarda kişisel tatmin filmi gibi gelen Under the Skin bilinçaltından kendine bir yol bulup saykodelik tavırlarla ilerliyor. Dakikalar ilerledikçe geçtiği yollarda minik ipuçları bırakıyor. Bu minik ipuçlarını takip etme isteğinizin nedenlerinden biri sizi gerçekten bir yere götürebilme ihtimali. Diğer bir neden ise filmin akıl almaz müziği. Hiçbir şey için olmasa bile müziği için izlenebilecek bir film. Bu nedenle film bittikten sonra kendinizi original score'u tekrar dinlerken bulursanız lütfen garipsemeyin. Emin olun ''bu dünyada'' yalnız değilsiniz.

İlk bir saati hiçbir yere bağlanamayan Under the Skin'i bu zaman zarfında sinematografi, müzik ve Scarlett götürüyor. Pasta sahnesinden sonra gelişen her olayda ise önceden herhangi bir anlamı bulunmayan imgeler bile anlam kazanmaya başlıyor. Önceden herhangi bir anlamı bulunmayan diyorum çünkü bu filmi izlemeden önce afişteki yıldızlara ya da filmin trailer'larına bakmadım. Her zaman dile getirdiğim gibi film posteri ve trailer gibi detayları mümkün olduğunca görmezden gelin. Bunlar sanatın ticari boyutudur. Sanat ticaret değildir. Sanat başlar ve 90 dakika sürer. Spoiler vermek istemiyorum ancak keşke filmin afişinde herhangi bir yıldız kullanılmasaymış. Evet, belki filmde anlatılmak istenen benim anlamak istediğimle aynı değil. Durum böyleyse bile kitabın yazarı, uyarlayan, senaryolaştıran her kim varsa farkında olup ya da farkında olmadan en metaforik hikayelerden birini anlatmış. Hatta belki de dış görünümün ve ne kadar yüzeysel olduğumuzun altını birkaç kere çizmek istemiş.

Under the Skin'in dikkat çeken tarafları olan ucu kısmen açık senaryosu, müzikleri ve sinematografisine rağmen bilinmezlerle donatılmış çözümleme isteyen bu gibi filmlerin beni yormasını isterim. Under the Skin beni hiç yormadı. Ancak tam bilinmez bölümün gereğinden fazla uzun tutulması filmin aşırı dibe inmesine ve sıkıcı gözükmesine neden oldu. Bu kadar dibe inmiş bir filmin de en tepeye çıkması pek mümkün değil.

İster Tarkovsky ister Lynch'e benzetin.
Ama bu aşırı belirsiz filmi bize 100 dakika boyunca izletmeyi başaran adamlara lütfen saygı duyun. Uzun süre sonra Glazer gibi sinemacıları görmek çok güzel. Indie'lerin realist, komedilerin absürt, gerilimlerin bilinmez olduğu dünyayı seviyorum.

* Casting, Acting : 7.5
* Script : 7.5
* Directing, Aura : 9
* Ease of Viewing : 7
* Naked Eye : 9


                            8.0

Gravity

Genre : Sci-Fi, Thriller
Director : Alfonso Cuarón
Year : 2013

Yönetmen fabrikası Meksika'nın dikkat çekici isimlerinden biri olan Cuaron, Children of Men'den sonra tekrar bir Sci-Fi ile karşımızda. 2013 ve 2014'te hiçbir ödül töreninden eli boş dönmeyen Gravity, 90 dakika süren klostrofobik bir gerilim.
 

100 milyon dolarlık bir film bütçesi rağmen yalnızca Sandra Bullock ve George Clooney'den oluşan kamera önünü fark edince aslan payının kamera arkası ve özellikle muhteşem modellemeleriyle CGI ekibine gittiğini düşünmek pek de yanlış değil. Diğer tüm uzay filmlerinden farklı olarak bu 3D görüntülerin tamamı Bullock ve Clooney ile etkileşim içerisinde. Bundan önceki bilim kurgularda uzay mekiğinin yalnızca uzaydaki devinimini görüp ''Harika!'' dediğimizi düşünürsek, Cuaron ve ekibinin ortaya koyduğu film türdeşlerinden sinematografi ve bilgisayarla yaratılan görseller açısından çok daha önde.

Son dönemin iyi filmlerinden bir tanesi olan Gravity'de, yalnızca bir durumu anlatmak yerine 80-90 dakikalık bir eklenti ile birlikte daha iyi bir giriş ve dolayısıyla izleyiciye daha fazla duygu verebilirdi. Bu set-up kısmındaki yüklemeler filmin başlangıcı için değil halihazırda var olan izlediğimiz kısımların etkilerini artırırdı. Gravity bu haliyle bazı yönleri vasat bazı yönleri çok kuvvetli bir film.


* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 9.5
* Ease of Viewing : 8
* Naked Eye : 8


                            7.9



Interstellar

Genre : Sci-Fi, Adventure
Director : Christopher Nolan
Year : 2014

Oyuncu kadrosundaki McConaughey, Hathaway ve Casey Affleck gibi isimler sadece ''idare etti''. Rolü diğerlerinkinden az olmasına rağmen filmi izlemeden önce de tahmin ettiğim gibi büyük usta Caine cast'ta parıldayan tek isimdi.

Hans Zimmer'ın müzikleri çok başarılıydı. Aynı şeyi CGI için söylemek zor. Interstellar eğer Kubrick döneminde çekilmiş olsaydı özel efektleri gerçekten dikkat çekici olurdu ancak günümüzde tüm sci-fi'ler artık bu ayarda.

Nolan kardeşler senaryoda, teorilerin ve kuramların yanı sıra tahminlerine ve hayal güçlerine de bolca yer vermişler. Bilimle alakası olmayan insanları zorlayacak konulara değiniyorlar. Kıtlık, karadelik, paralel evren, zaman ve 5. boyut segment'leri kurala uygun, akla yatkın. Peki kalemle ve kağıtla üstünden geçtiği ışınlanma mevzusu neydi? Evet, ortada bu kadar büyük paralar dönerken olmayacak bir şeyi araştırmadan, danışmadan senaryoya eklemiş olamazlar ancak nereden bakarsam, neyi okursam okuyayım aklıma yatmıyor. Katı bir cismin herhangi bir çözülmeye uğramadan başka bir yere ''kestirme'' yapabilmesi biraz fazla iyimserce olmuş. Tabii bilimle alakası olmayanlar kadar bir de sinema ile alakası olmayan insanlar var. Her ne kadar Nolan'ın kurgusu muhteşem de olsa 3 saatlik çok uzun sayılabilecek bir runtime ile bu sinemayla alakasız kişiler sınanmış. Eminim bilimle ya da sinemayla alakası olmayan bu çoğu evrim geçirmiş hayvan film süresince yalnızca ''Ne kadar güzel bir roket, ne kadar güzel bir dünya.'' gibi düşünceler üretebilecek. Filmin başından ve sonundan hiç memnun kalmayacak. Sıkılabilecek bu kişileri de düşünen Nolan herkes filmin içine girebilsin diye tüm hipotezleri ve bilimsel gerçekleri ''zekasıza anlatır gibi'' anlatıyor. Yani film bi' nevi ''Sci-Fi for Dummies'' niteliği de taşıyor.

Kullanılan ''zor dil''e, güzel kurgusuna, sondayı takip sahnesindeki görsel ve işitsel şölene ve tamamı sudan oluşan o unutulmaz gezegene rağmen Nolan'ın son yıllardaki düşüşü bu filmde de devam ediyor. Artık asla ''Nolan ise mutlaka iyidir.'' diyemeyeceğim. Çünkü Nolan; Memento, Prestige ve Dark Knight'ta o kadar yükseğe çıkmıştı ki Inception, DK Rises ve Interstellar gibi iyi filmler bile onun aynı seviyede kalmasına yetmiyor. Gözü kapalı filmlerinin premiere'ine koşacak hala yığınla hayranı varken bir süre daha servetine servet katma filmleri çekmeye devam edecek. Bunu IMDb'de Interstellar'ın 9.0 olan ortalamasından da anlayabilirsiniz. İzleyiciyi yalnızca mısır ile kandırmayacağını fark edene kadar şimdilik... biraz daha mısır?

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 8.5
* Ease of Viewing : 7.5
* Naked Eye : 7.5


                             7.5


The Hunger Games 2

Genre : Adventure, Sci-Fi
Director : Francis Lawrence
Year : 2013

Size verilen şey bir Al Pacino filmi (80'ler) değil. Öncelikle bunu kabul edelim. Herhangi bir AVM'ye gidip paranızın hakkını sonuna kadar alabileceğiniz bir eğlence. Uzun süredir bu kadar keyifli bir film izlememiştim. Bu açıdan The Butterfly Effect'le bazı ortak noktaları var. Emeği geçen herkese teşekkürler.

Sinemaseverler kadın başrolü olan bir filmin dünyayı kasıp kavurmasını özlemiş. İlk filmde becerilemeyen dramatik yapının bu sefer üstesinden gelinmiş ki Catching Fire'da oyundan çok oyuncular ön planda. Jennifer Lawrence'la gülüyor, Jennifer Lawrence'la üzülüyorsunuz. Kimi gerçekten ve daha çok sevdiğini merak ediyorsunuz. Bir de cast'a yeni eklenen Philip Seymour Hoffman var ki ne yazık ki bunlar büyük oyuncuyu son izleyişlerimiz.

Yönetmen koltuğunu Gary Ross'tan devralan Francis Lawrence'ın ortaya koyduğu işin bir Sci-Fi klasiği olmaması için tek engel serinin bu kadar popüler olması. Olay kapitalizmden çıkıp sembolleri, devrimi, adaleti ve aşkı arkasına alarak aşılamayacağı düşünülen kapılara dayandı. Hepimizin istediğini vermeye başlayan seri bu yüzdendir ki yukarı doğru bir ivme kazandı. Ve daha da kazanacağa benziyor.

2 saati aşan süresine rağmen film o kadar zirve yapmışken bitiyor ki finalden sonra kıpırdayıp koltuğunuzdan kalkmayı insanlığa karşı bir hakaret gibi hissediyorsunuz. Buna Coldplay ve Silhouettes'in iki harika şarkısı da eklenince zaten bitmesini istemediğiniz filmin bir de ending credits'inin bitmesini istemiyorsunuz. 


Sonuç olarak her şeyin üstünden bir saat geçiyor ve fonda filmin original soundtrackler'i çalarken 21 Kasım 2014 tarihi bir an önce gelsin istiyorsunuz.

* Casting, Acting : 7
* Script : 7
* Directing, Aura : 7.5
* Ease of Viewing : 8.5
* Naked Eye : 8


                                 7.6



The Hunger Games

Genre : Adventure, Sci-Fi
Director : Gary Ross
Year : 2012

Dünya insanlarının cool gibi görünen ancak aslında öyle olmayan, gerilim yüklü bir ortam içerisinde alevlenen bir aşka ihtiyacı var. Son dönemde bu ihtiyacı karşılayan Twilight idi. Bayrağı devralan The Hunger Games'in Twilight gibi bir filme oranla bile bolca eksisi var.

Futuristic ve distopik bir dünyada geçen hikayede geçmişte yönetimle sorun yaşayan bölgelerin insanları her yıl kura ile Açlık Oyunları adıyla gerçekleştirilen herkesi öldürüp hayatta kalan son kişi olma yarışmasına pek de kibar olmayan bir şekilde davet ediliyor. 1'den 12'ye kadar olan bölgeler bu hayatta kalma yarışması için  2 gencini feda etmek zorunda bırakılıyor. Sinemanının yeni star'ı Jennifer Lawrence'ımız da bu görevi 12. Bölge'den Peeta adlı gençle birlikte üstleniyor.

Eğlence, kapitalizm ve açlığın böyle bir dünya oluşturacak olması pek şaşırılmaması gereken bir sonuç. Filmde gördüğümüz aslında bir distopya değil. Bu filmden önce yarışma programı Survivor'ı, William Golding’in Lord of the Flies'ını ve Fransız filmi 13 Tzameti'yi harmanlarsak neler olacağının farkına varabilirdik. Suzanne Collins yazdığı kitapla sadece geleceğimizi bize hatırlatmış oldu.

Kitapta tam olarak durumun ne olduğunu bilmiyorum ama hem senarist hem de yönetmenim diye geçinen Gary Ross'un acilen storytelling'in ne olduğunu öğrenmeye ihtiyacı var. 2.5 saat gibi uzun sayılabilecek bir sürede bir hikaye ancak bu kadar bölük pörçük ve bolca eksikle anlatılabilirdi. Atmosfer o kadar yapay ki Ross'un uygun gördüğü bu sinematografi, açılar ve kamera hareketleri sinema öğrencileri seviyesinde. Bunun sonuncunda film bize gerilimi de, istemeye istemeye veriyor gibi gözüktüğü romantizmi de aktaramıyor. Hollywood'da bir çocuğun gırtlağını bıçakla ikiye ayıramayacağınız bir gerçek.  Başka bir gerçek ise ünsüz kişilerin oluşturduğu bir cast'a ünlü bir başrol koyarsanız filmin nasıl akacağını izlemeden tahmin edebilmeniz. Bu durum gerizekalılarla bir tutulduğum için beni kızdırıyor. Bunların dışında Jennifer Lawrence'ın ailesi hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Jennifer Lawrence'ın bir sevgilisi olduğunu biliyoruz ama herhangi bir gelişimleri filmde yer almıyor. Özetle hangi açıdan bakarsam bakayım (Jennifer'ı gören bir açı hariç) filmin ne başı ne de sonu beni tatmin etmiyor. En tepede kalacağını gelişiyle belli eden Jennifer Lawrence için izlenebilecek vasat bir seri başlangıcı.

* Casting, Acting : 6
* Script : 6
* Directing, Aura : 4.5
* Ease of Viewing : 6
* Naked Eye : 5.5


                                 5.6



Aliens vs. Predator 2

Genre : Sci-Fi, Action, Fantasy, Thriller
Director : Colin Strause, Greg Strause
Year : 2007

Sürpriz bir şekilde -yer yer- hoşça vakit geçirmemizi sağlayan ilk AVP'ın kaldığı yerden hikayeye devam eden AVP2'yu iki serinin fan'ları için de hakaret olarak niteleyebiliriz.

Düzinelerce Alien'ın hep birlikte değil de 6 saniyede bir sırayla saldırmasının nedeni gencimizin kullandığı silahın reload süresi. Bahsettiğim bu genç başrol. İnanın bu filmde başrolü belirlemek bile imkansıza yakın. Bu projede imzası olan müthiş Strause Brothers sayesinde kimin Alien, kimin Predator hatta kimin insan olduğunu anlayamıyorsunuz. Thomas Edison'un kulaklarını fazlaca çınlatacağınız düzeyde bir ışık kullanımı mevcut. İlk AVP'a göre tek artısı ise cast'ında. Oyuncu kadrosunda dublajlanmış bir İtalyan oyuncu yer almıyor.

7 filmdir korkuyla beklenen olay sonunda gerçekleşiyor. Alien'larımız Dünya'da! Peki bu filmden sonra nam-ı diğer Strause Biraderler'i Alien'ların en bol olduğu gezegene ışınlama görevini kim üstlenecek?

* Casting, Acting : 3
* Script : 3
* Directing, Aura : 2
* Ease of Viewing : 3.5
* Naked Eye : 3


                                2.9



Alien vs. Predator

Genre : Sci-Fi, Action, Adventure
Director : Paul W.S. Anderson
Year : 2004

Pompei ile büyük zarar eden Paul W.S. Anderson'ın AVP'ına açıkçası ben de pek sıcak bakmıyordum. Tüketmekte önceki nesilleri yüze katlayan global toplumun Freddy vs. Jason'ını almasından 1 yıl sonra Alien vs. Predator'ın ortaya çıkmaması kaçınılmazdı. Şimdi, korkunun 2 devinden sonra Sci-Fi'nin 2 devi beyaz perdede kozlarını paylaşacak. AVP, Alien ya da Predator serilerinden bihaber olanların uzak durması gereken, yer yer dibe vuran yer yer zirveye çıkan bir film.

Filmin ilk saatini yorumlamak pek gerekli değil. Tek kelimelik özeti ''ızdırap''. Böyle bir title altında filmin toplam süresinin %60'ını build-up olarak vermek kemikleşmiş fan'ları isyan ettirir. Boşa giden süre zarfında berbat oyunculuklar ve boşluklarla dolu bir hikaye ile karşılaşıyoruz. Bunlara rağmen Alien serisinin meşhur android'i Bishop'un Weyland Industries'in sahibi olarak karşımıza çıkması hoş bir sürpriz olarak nitelendirilebilir. Film, büyük buluşma gerçekleşince inanılmaz bir ivme kazanıyor. Bu dakikalarda tıpkı cici Alien'larımızın ağızlarından akan salyalar gibi salyalar üretebilirsiniz, gayet normal. Beklediğimi almak için bu kadar uzun süre uyutulmak biraz sinirimi bozsa da filmin dönüştüğü halden memnundum. Belki de biraz erken havaya girdim. Filmin sonlarına doğru dağcı kızımızın kısa sürede ortaya koyduklarını yüzlerce yıldır galakside kimse başaramamıştı. Böylece kötü başlayan film ortalarında toparlansa da son düzlükte özüne dönmüş oldu.

İlk bir saati fast-forward ile geçip, ''The enemy of my enemy is my friend.'' lafını duyduğunuz anda TV'nizi kapatırsanız AVP damağınızda güzel bir tat bırakabilir.

P.S. Bu kadar para harcayıp 20 yıl önceki CGI'ları neredeyse hiç geliştirememek yetenek ister. Tebrikler Paul W.S. Anderson ve ekibi!

* Casting, Acting : 5
* Script : 5.5
* Directing, Aura : 5
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 5.5


                                5.5



Predator 2

Genre : Sci-Fi, Thriller, Action
Director : Stephen Hopkins
Year : 1991

Paranız varsa aksiyon filmi çekmemeniz için hiçbir neden yok. Birkaç silahlı çatışma ve birkaç kovalamaca sahnesi ile olayın üstesinden gelebilirsiniz. Başrol için ünlü bir isme gidip bu ismi imaj transferi için kullanabilir, sanat adına hiçbir şey ortaya koymadan tıpkı ilk filmdeki gibi paranıza para katabilirsiniz. Predator 2'nun da ilk film gibi olduğunu sanmıştım, yanılmışım. Serinin 2. filminde Lethal Weapon'da parlayan Danny Glover başroldeyken yönetmen koltuğunda daha sonra ilginç filmlere imza atan Stephen Hopkins oturmuş. Bu filmin de iyiliği kötülüğü tartışılabilir ancak kim ne derse desin ilk filmden daha iyi olduğu su götürmez bir gerçek.

Arnold Schwarzenegger'den sonra Danny Glover'ın performansı göz kamaştırıcıydı. Aksiyon sahnelerinin hakkını veren Glover mizahıyla da filme neşe katmış. İlk filmdeki belirsizlikler yerini daha kolay bir anlatıma bırakmış. Bilinmezliklerle dolu Predator karakteri, bu 2. filmde verilen bilgiler sayesinde filmdeki karakterlerde olduğu gibi izleyicede de hayranlık uyandırıyor.

Çok daha iyi sci-fi'ler ve daha iyi aksiyonlar varken yolunuz bir şekilde Predator'lara düşerse mutlaka tercihiniz bu, sequel'i olsun.

* Casting, Acting : 6.5
* Script : 6
* Directing, Aura : 6
* Ease of Viewing : 6.5
* Naked Eye : 6


                               6.2


Predator

Genre : Action, Sci-Fi, Thriller
Director : John McTiernan
Year : 1987

Maymun anne-babanın insanlar tarafından kaçırılıp yetiştirilen çocukları Arnold Schwarzenegger'in başrol olduğu ve çoğu zaman Alien'la kıyaslanan sci-fi filmi Predator gelmiş geçmiş en over-rated filmlerden bir tanesi.

''Sci-fi yapacağız ama paramız bol ve Arnold'ımız var, biraz çatışma sahnesi eklesek hiç fena olmaz.'' diyen producer'ları sayesinde filmin ilk yarım saati yaşanan her şey spordaki ''hazırlık maçları'' niteliğinde. Tamamı ormanda geçen film kalan sürede ape ağızlı Arnold ve silah arkadaşlarının bir Predator ile ölüm kalım mücadelesini işliyor. Title'a adını veren Predator'ımız bana; insan fiziğinde, Batman kadar zengin, hayvan özellikleri taşıyan bir uzaylı gibi geldi. Yani Arnold Schwarzenegger ile birçok ortak noktaları mevcut.

Uyanıkken beni rahatsız etse de uyurken hiç rahatsız etmeyen filmin müziği Alan Silvestri imzası taşıyor. Berbat oyunculuklardan yorulup, uykuya dalmayı tercih eden benim için filmde beğenimi kazanan tek nokta bu oldu. Belki bu kadar övülmese ve hatta sinema filmi yerine bir TV filmi olsaydı daha sempatik gelebilirdi.

* Casting, Acting : 5
* Script : 4.5
* Directing, Aura : 5.5
* Ease of Viewing : 5.5
* Naked Eye : 4.5


                                 5.0